YÜREĞİ YARALI BİR BABANIN BİTMEYEN KEDERİ

Nakledildiğine göre, sahabelerden biri Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in huzurunda hep kederli görünürdü. Bir gün Peygamberimiz o sahabeye buyurdular ki:
“Seni üzüntü ve keder içinde görüyorum. Seni bu derece üzen şey ne ola?
Kederli olan sahabe söz söyleyecek takati kendinde bulamadı. Ne var ki, Peygamber (s.a.v.) tekrar buyurdu:
“Ey Allah’ın kulu, bana açamadığın derdini başka kimseye açmazsın. Benim indimde ayıplanıp kusurlu görülmezsin. Seni kederli kılan nedir, bana anlat ki, deva olayım!”
Bunun üzerine sahabe:
“Ya Rasûlallah, ben öyle günahkârım ki, hatırladıkça üzüntüye gark oluyorum. Rabb’imin huzurunda bu günahın hesabını nasıl vereceğim bilmiyorum.”
Peygamberimiz, teselli ederek günahının ne olduğunu anlatmasını istedi. O sahabe, gözyaşlarıyla şöyle anlattı:
“Ya Nebiyallah, Cehalet Devri’nde kızlarını öldüren bedbahtlardan biri de benim. En son olarak tek kızım kalmıştı. Annesinin ‘Ey efendi, bu nazenin fidanıma kıyma! Böyle bir gülü dalından koparmak reva mıdır?’ şeklindeki yalvarışları karşısında kızımı öldürmekten vazgeçmiştim.
Ne var ki, kızım da büyüyor, gittikçe güzelleşiyordu. Rabb’im ona canlar yakan bir güzellik vermişti. Beni bir namus gayretidir aldı:
Kızımı başkasının evine bir başka adama nasıl verebilirdim? Kızımı evde istemediğim gibi, kocaya vermeyi de hazmedemiyordum. Şeytan da bana vesvese veriyordu ve nihayet İblis galebe çaldı. Aileme:
‘Ey iyi hatun, şu köydeki akrabamı ziyarete gideceğim, kızımızı da giydirip süsle, onu da beraber götürmek istiyorum!’ dedim.
Kadıncağız ne bilsin. Pek sevinerek kızını giydirip süsledi ve elinden tutup yola çıktım. Yolumuz ıpıssız bir vadiye uğradı. Orada tasarladığım bir kuyu vardı. Su dolu kuyu derin ve korkunçtu. İçine düşen çıkamazdı. Kızımı tutup kuyunun ağzına kadar getirdim.
Kızım benden şüphelenip iri gözlerle yüzüme bakıyordu. Artık muradıma erecek, kızımdan ebedî kurtulacaktım. Masum yavru, titreyerek çığlığı bastı:
‘Vah başıma gelen!.. Babam beni boğmak istiyor, yine şeytan yol kesiyor? Demek ben de sırf kız olduğum için ölüme mahkûm ediliyorum, öyle mi?’
Bir an vicdanım harekete geçti. Fakat İblis tezgâhını kurmuştu:
‘Onu şuracıkta öldür, yüz akı ile evine dön!’ diyordu. Kızım ise son bir gayretle çırpınarak:
‘Ey babam, kıyma bana!. Benim günahım ne ki, ölüme layık görülüyorum?’ dediyse de onu tepesi üzerine kuyunun içine atıverdim. Karanlık su, çığlığıyla beraber kızı da yutarak çocuğu dibe doğru çekti. Sahabe yaşlı gözlerini Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek yüzüne dikti ve şöyle devam etti:
“Ya Rasûlallah! Daha sonra Allah bize acıdı, kendi içimizden bir Peygamber göndererek bizi şereflendirdi. Siz de bizi İslâm ile iman ile tezyin ettiniz. Önce işlediğimiz şeylerin çok cahilce olduğunu anladık. Bu yüreği yaralı baba, bu kederden nasıl kurtulur? Ey Allah’ın Rasûlü, beni gam seline sürükleyen derdim budur.”
Peygamberimiz o anı yaşıyormuşçasına mübarek gözleri yaşlarla doldu. Sahabeler de hıçkırıklarını tutamıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.), ona şöyle buyurdu:
“Eğer Cehalet Devri günahları bağışlanmasaydı seni de aynı şekilde cezalandırmaktan geri kalmazdım.”
O karanlıktan kurtuluş, işte Nebiler Sultanı’nın sayesinde oldu. Taş kalpli insanları gözü yaşlı haline getirmek devleti O’na bahşedildi.

Sayfayı Paylaş