VEFA RÜZGÂRI

Somuncu Baba

“Yusuf'u zindana mahkûm eden sadakat¸ vefa¸ bizde adı hiç anılmayandır. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyen bir kültürün içinden öğrenmediğimiz¸ içimize katamadığımızdır vefa… Ebubekir'i¸ Ebubekir Sıddîk yapandır…”

Hep yüzü düşünülür yaşamın. Hep yüzünden bakılır aynaların. Aynalar yalan söyler. Aynalar hercai. Fallardan medet umulur¸ düğümler öyle çözülür. Devir böyle bir devirdir. Bir çekirge bakışlı gece¸ iner günün üstüne. Çatlar kabuk bağlamış yüreklerin mahzenleri. İsyan ve sancılar¸ seherlerin hüznüne sarkar. Kim söylemişti hatırlamıyorum. “Zaman yosmadır.” diyordu şairin biri. Vefasızlığın ellerinde zaman¸ yosmadır. Zaman değince üzerine¸ mavi solar¸ beyaz kirlenir. Adı kalır sayfalarda¸ zaman taştan sert… Bunu yıllar bilir.


Ardından yeni yıllar gelir.


Her gelenden bin sadakat beklenir.


Vefa¸ artık İstanbul civarında bir semtimizdir.


Vefa rüzgârı¸ bizim semte uğramayalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum. Aylar geçiyor¸ yıllar geçiyor¸ bu rüzgârdan haber alamıyorum. Zaman akıyor. Ruhumuzu avuçlayan keşakeş kavgalara duruyor benliğimiz. Bilmediğimiz¸ sorgulamadığımız¸ üç günlük kaygılar örtüyor ufkumuzu.


Mahrem-i esrarımız¸ çapkın rüzgârların diline düşmüş. Yapılan tüm iyiliklerin üzerine kar yağıyor. Bin serzeniş düşüyor üzerine. Lime lime olan bakışlarımız elemli¸ firkatin kadranında. Dimağlarımıza vesvese yağıyor. Tılsımlı zamanlar gitti gideli¸ vefasız yağmurlar yağmalıyor ruhumuzu… Salkım saçak sevgiler düşmüyor yüreğimizin kuytularına. Sevgiler yalın ayak. Kıymıkları acıtıyor içimizi. Ruhlar kurak ve firari.


Gönüller¸ kayboluyor eflatun düşlerin sadakatine…


Vefa rüzgârları esmiyor semtimize…


Özlemle bekleyen bir yüreğe¸ sevgisi ertelenmemiş bir gülü uzatmak… Düşüncesi bile sızmazken ruhumuza¸ sebepsiz ayrılıklar keser cezamızı. Sürgünlere düşer yüreğimiz. Kan kırmızısı şafaklar gözyaşlarıyla ıslanır. Bu kaçıncı uykusuzluk¸ kaçıncı yalnızlığımızdır? Günbatımları hüznümüzü kamçılar. Duyguların taş duvarlarını yıkıp geçen vefa rüzgârları uğramazken semtimize¸ demet demet sevgi sözcükleri yalandan düşer önümüze. Yalancı güzellikler sahte cilalarla parlatır ufkumuzu… Hangi sabahlara günaydın¸ diyeceğimizi bilsek de¸ hangi dikenin kanatacağını¸ hangi rüzgârın üşüteceğini öğrensek de¸ hangi dalın kırılacağını bilmez kırılganlığımız.


Güneş çerçevelenir riyanın cilasıyla…


Ancak…


Vefa rüzgârları bir türlü esmez üstümüze.


Yusuf'u zindana mahkûm eden sadakat¸ vefa¸ bizde adı hiç anılmayandır. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyen bir kültürün içinden öğrenmediğimiz¸ içimize katamadığımızdır vefa… Ebubekir'i¸ Ebubekir Sıddîk yapandır… Hz. Ömer ile vefa yarışında tarihe düşen adımlar atmasıydı onu yüce kılan. Biz böyle gönül erlerini de unuttuk. Unuttuklarımızı saymadan¸ kapı artlarına kilitlediğimiz hatıralar içinden bir türlü görmediğimiz¸ göremediğimiz vefa esintisi¸ bir yaprağı bile kıpırdatmadan uyur kalır düşlerimizde. Deniz taşı örtmezken¸ bulutlar güneşi sonsuza kadar kapatmazken¸ bir insanın kalbinde hiç uyanmadan bekler. Sonsuza kadar. Yeryüzünde sadece insana mahsus bir yetidir böylesi bir hiçlik…


Bağbozumu günlere dakikalar kala¸ gün kararıp gölge düştüğünde aynaların üzerine bin kirpik ıslanır üşenmeden. Günyüzü görmemiş duygular¸ çoğaldıkça çoğalır. Bir yüzü kırılır aynaların.


Vefa solgun bir ay ışığı¸ iner çöllere…


Uzak bir ülkenin¸ dilini bilmediğim ağıtı olup¸ titrer kalbimin derininde buz kıvamında bir türkü. Beden kendi başına¸ ruh kendi başınadır… Ölüm çağırır ansızın. Güneş solar¸ mum tükenir. Son nefesinde bir adam vefayı düşünür. Helâlleşemedikleri¸ sevdikleri sevmedikleri¸ sevinçleri¸ hüzünleri geçer aklından. Şeyh Küşteri'den beri hiçbir yönetmenin perdeye aktaramadığı bir sahne geçer zihninin beyaz perdesinde. Takvimler donar kalır duvarda. Akşamın kızıl saçlarında bir gün kaybolur. Vefasızlık sonsuzluğa demlenir…


Akıbet gelir geçer demişler.


Ve …


Bizi de bulur.

Sayfayı Paylaş