UNUTULAN BİR GELENEĞİMİZ: HER AN ABDESTLİ OLMAK

Somuncu Baba

Müslümanları Müslüman yapan değerler vardır ancak yaşadığımız dünyada batı kültürünün baskısı altında erozyona uğrayan ve savrulan bu kitlenin kıymetlerine eskisi kadar tutunamadığı bir vâkıadır. Geçmişe kıyasladığımızda kendilerini farklı kılan değerlerin hayatlarından bir bir kopup gittiğini görmekteyiz. Bu nedenle İslâm ümmetinde genel anlamda bir çözülme ve değerlerden uzaklaşma olduğundan söz etmek mümkündür. Bu ümmet gerçekten de büyük bir sınavla karşı karşıyadır. Bu noktada ümmeti suçlayıp¸ kendisine sahip çıkmadığını söylemek işin kolayına kaçmak olur. Yüreği dertli¸ olup

İslâm ümmetini "ümmet" yapan şiarlar vardır. Bu ümmet namaz kılar¸ zekât verir¸ oruç tutar¸ hacca gider. Farz olan ve kendisini diğer din mensuplarından ayıran bu değerler ile mü'minler "Müslüman" olarak bilinir ve tanınır. Mü'minlerin kimliklerini oluşturan değerler elbette sadece farz olan ibadetler ve kaçınmaları istenen haramlardan uzaklaşmaları değildir. Onlar İslâm'ın tezyînâtı olarak kabul edilen ve kalplerini güzelleştiren¸ bazen sünnet bazen müstehâb bazen de mendup olarak isimlendirilen güzellikleri hayatlarına hâkim kılarlar ve başka din mensuplarından farklı olduklarını belirginleştirirler. Bir yandan Rablerinin muradını yakalamaya çalışırken¸ diğer yandan da kendilerini ümmet yapan değerleri ayakta tutmaya çabalarlar. Bu yüzden yemeleri¸ içmeleri¸ konuşmaları¸ yatmaları velhasıl hayatlarının her yönü farklıdır. İslâmî değerleri hayatlarında tatbik eden bu insanlar farklı kültürlerden olup da İslâm'a dair bilgisi olan kimseler tarafından görüldüklerinde¸ Müslüman oldukları hemen anlaşılır. Çünkü Müslümanları Müslüman yapan değerler diğer inanç sahiplerinden çok farklıdır. Bunlar onların ayırıcı alâmetleridir.


Esasında bu durum dinlerine bağlı diğer din mensuplarında da kolayca görülür. Kipa dedikleri küçük takkeyi başına tutturmuş¸ saçlarının kâkülünü uzatmış¸ koluna Tevrat'tan parçalar içeren tefilin'i takmış birini gördüğümüzde onun Yahudi olduğunu hemen anlarız. Aynı şekilde kafasında kocaman sarığı olan birini gördüğümüzde "Bu sihtir." deriz. Çünkü özel giysiler onların dindarlıklarının bir göstergesi olmuştur. Ayrıca bundan büyük de bir haz alırlar. Hiçbir şart ve baskıdan çekinmeksizin yaşamlarını kendi inançlarına göre sürdürmeye azimlidirler.


Her Geçen Gün "Biz Olmaktan" Biraz Daha Uzaklaşıyoruz


Müslümanları Müslüman yapan değerler vardır ancak yaşadığımız dünyada batı kültürünün baskısı altında erozyona uğrayan ve savrulan bu kitlenin kıymetlerine eskisi kadar tutunamadığı bir vâkıadır. Geçmişe kıyasladığımızda kendilerini farklı kılan değerlerin hayatlarından bir bir kopup gittiğini görmekteyiz. Bu nedenle İslâm ümmetinde genel anlamda bir çözülme ve değerlerden uzaklaşma olduğundan söz etmek mümkündür. Bu ümmet gerçekten de büyük bir sınavla karşı karşıyadır. Bu noktada ümmeti suçlayıp¸ kendisine sahip çıkmadığını söylemek işin kolayına kaçmak olur. Yüreği dertli¸ olup bitenler karşısında üzüntü çeken bizlerin bile bir kısım değerlerimize kendi hayatımızda sahip çıkamadığımız gerçeğini göz önüne getirecek olursak işimizin ne kadar zor olduğunu daha iyi kavrarız. Çünkü her geçen gün "biz olmaktan biraz daha uzaklaşıyoruz."


Yavaş yavaş hayatımızdan çıkardığımız ve belki de önemini idrak edemediğimiz değerlerin başında hiç şüphe yok ki abdestli olmak gelmektedir. İslâm'ın hayata egemen olduğu dönemlerde Müslümanların özellikleri sayılırken zikredilen maddelerden bir tanesi de "her zaman abdestli olmak" idi. Çünkü mü'min abdestsiz durmaz¸ evinden mutlak surette abdestli çıkar¸ abdesti bozulduğunda bir an önce abdest almaya bakardı. Abdestli olmak ayrılmaz vasıflarından idi.


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in abdestle ilgili olarak pek çok hadisi vardır. Nitekim bunun ne kadar önemli olduğunu ifade etmek için şöyle buyurmuşlardır: "Müslüman yahut mü'min bir kul abdest alır da yüzünü yıkarsa¸ gözleri ile baktığı her günah suyla yahut suyun son damlası ile yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığı vakit ellerinin tuttuğu her günah su ile yahut suyun son damlası ile beraber ellerinden çıkar. Ayaklarını yıkadığı vakit ayakları­nın yürüyerek işlediği her günah su ile yahut suyun son damlasıyla birlikte çıkar. Nihayet o kul günahlardan temiz pak olup çıkar." [1]


Cennetin Sekiz Kapısı Birden Açılır


Allah Rasûlü abdestin dua ile taçlandırılmasını da ister ve şöyle buyurur: "Sizden biriniz güzelce abdest alır¸ abdestini aldıktan sonra da: 'Ben Allah'tan başka ilah olmadığına¸ ortağı olmayıp tek olduğuna ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahitlik ederim‘ derse¸ o kimseye cennetin sekiz kapısı (birden) açılır¸ istediğinden girer.”[2]


Allah Rasûlü nazarında abdest almak yeterli değildir. Bu yüzden insanın bunun ötesine geçerek abdestin ardından iki rekât nafile namaz kılınmasını tavsiye etmişlerdir. Böylece farz namazlar dışında da insanın Rabbiyle olan bağının güçlü tutulmasını arzulamışlardır. Bir hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar: "Benim bu abdestim gibi abdest alıp hatırına bir şey getirmeden iki rekât namaz kılan kimsenin geçmiş günahları affolunur." [3]


Allah Rasûlü abdest üzerinde o kadar hassasiyetle durmaktadırlar ki¸ abdestin insana sağladığı mânevî huzur ve Rabbiyle olan bağlantısını güçlü tutmasından dolayı¸ abdestli olan mü'minlerin bile yeni abdest almalarını tavsiye etmişlerdir. Çünkü yeni abdest insanın mânevî dinçliğini harekete geçirmekte¸ kulluk bilincini pekiştirmektedir. Şöyle buyurmaktadırlar: "Temiz yani abdestli iken tekrar abdest alan kimseye Allah on sevap yazar."[4] Nitekim vecîz bir sözde "Abdestli iken abdest almak¸ nur üzerine nurdur." denmiştir.


Allah Rasûlünün tavsiyeleri elbette sadece gündüzle sınırlı değildir. İnsanın yatağa girerken bile abdestli olmasını arzulamışlar¸ böylece gecenin başlangıcının da ibadetle süslenmesini¸ Allah hatırlanarak uykuya dalınmasını istemişlerdir. Böylece abdesti insanın yirmidört saatini haramlara karşı koruyan¸ Allah ile irtibatı canlı tutan bir araç haline getirmişlerdir. Şöyle buyurmuşlardır: "Kim abdestli uyursa Allah onu affeder."[5]


Pek Çok Mânevî Boyutu Olan Bir İbadet


Günümüz Müslümanlarının abdestli olmaya her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Çünkü haramlar daha fazla belirgin¸ insanı kulluktan ve Rabbiyle olan irtibattan koparan¸ menhiyyata düşüren tuzaklar çok daha fazladır. Hatta dışarı çıkıldığında insanın yaşamını kuşatan şeyler tamamıyla haramlardan oluşmaktadır. Bu yüzden mü'minlerin dinlerini yaşamaları her zamankinden fazla zorlaşmıştır. İşte abdest bu noktada devreye girmekte ve mü'min için bir sığınak olmaktadır. Pek çok yanlışa düşmesine engel olmakta ve pek çok hayrı işlemesine vesîle olmaktadır. Mü'minler abdestin değerini bildiklerinde¸ bu değer diğer değerlerin bilinmesinin de kapısını aralayacak ve daha iyi bir kulluğa götürecek yolun başlangıcını oluşturacaktır. Bu nedenle basit gibi görünen abdest pek çok mânevî boyutu olan "çok büyük" bir ibadettir.


Bu büyük ibadetin yararlarından bir kısmı şunlardır: Evinden abdestli olarak çıkan bir insan ile abdestsiz çıkan diğer kişi arasında büyük bir fark vardır. Abdesti kuşanan kişi abdestli olduğunu düşünerek dışarıda haram ve helal hususunda çok daha fazla dikkatli olur. Kuşandığı mânevî silahtan hayâ ederek başkalarına eziyet etmekten¸ haklarını yemekten¸ harama bakmaktan çok daha fazla sakınır. Çünkü abdest almış da namaza durmak üzereymiş gibi düşünür. Allah ile irtibatını koparacak hususlardan olabildiğince kaçınmaya gayret eder. Böylece abdest onu hem pek çok haramdan korur hem de onlarca hayrı işlemesine vesile olur. Ayrıca insan sürekli abdestli olduğunda ve bu şekilde evinden çıktığında Allah'ın kendisini koruması altına aldığını düşünür ve bu halinden büyük bir haz alır. Abdestli olmasından dolayı büyük bir mutluluk duyar. Allah ile irtibatını abdest vasıtasıyla canlı tuttuğundan dolayı da dünyanın kasâveti kendisini fazla etkilemez. Namazdaymış gibi kendisini ibadetin içinde hisseder. Hayatı abdest vasıtasıyla daha güzel olmaya başlar.


İnşallah bu güzel geleneğimizi hayatımıza tekrardan hâkim kılarız ve yaşamımızı güzelleştirmeye abdest ile başlarız.


 


 






[1] Tirmizî¸ 2



[2] Ebû Dâvûd¸ 169



[3] Abdurrezzâk¸ 140



[4] Ebû Dâvûd¸ 57



[5] Kenzü'l-Ummâl¸ 28854

Sayfayı Paylaş