ÜMMÎ SİNÂN – DOST BAĞININ BÜLBÜLÜ

Somuncu Baba

"Bu toprağı seviyorum. Bu gökyüzünü… Sizleri
seviyorum. Evet¸ sizin önünüzde "ben burhânım"
diyen büyük bir rehber var; Ümmî Sinan var."

Şehirler de tıpkı insanlar gibidir… Şehirler de konuşur. Şehirler¸ mimarî yapıları¸ türküleri¸ efsaneleri ve yetiştirdiği büyük ruhlarla konuşurlar. İşte¸ Elmalı konuşuyor. Bu sene bahar aylarında geldim Elmalı'ya; sokaklarında dolaştım¸ dağlarını seyrettim¸ konaklarında misafir oldum¸ türbelerini ziyaret ettim. Bu şehrin konuştuğuna tanık oldum… Konuşan şehir¸ Elmalı!


 


Burada büyük bir tarih var; o tarih konuşuyor. O sese kula vermek lazım. Şehir¸ tıpkı yabancıların yanında çekinen çocuk gibi¸ ne kadar kadim olursa olsun¸ herkese konuşmaz. Onu dinlemek için¸ onunla aşina olmak¸ dost olmak lazım. Dostluk emek işidir… Şehre emek vereceksin¸ şehri koruyacaksın¸ şehri seveceksin.


 


Şehri Anlamak


Şehir tıpkı bir sevgili gibidir; gönlünü almalı¸ ona hediyeler sunmalı… Peki¸ şehrin gönlünü nasıl alacağız? Şehre hizmet ederek… Peki¸ bir şehre nasıl hizmet edilir? Evvela¸ şehrin tarihini öğrenmekle işe başlamak lazım. Burada yetişen büyük ruhları¸ ilim ve sanat adamlarını tanıyarak; onların eserlerini yeniden yayınlayarak¸ onların fikirlerini öğrenerek… Başka? Evet¸ mimarî ve kültürel mirası koruyarak… Elmalı'nın evleri korunuyor¸ camileri restore ediliyor¸ türbeleri onarılmış¸ bakımlı… Ne kadar güzel! Emeği geçenleri kutluyorum.


 


Evet¸ "Şehirler de konuşur." dedik… Elmalı konuşuyor. Bakınız¸ Elmalı¸ bu sevgi şehri¸ bu güzel şehir bağrında yetiştirdiği büyük ruhlardan biri¸ gönüller sultanı Ümmî Sinan'ın diliyle nasıl sesleniyor:


 


Gel gör aĥî dost bağının handânıyam


Gitmek dilersen ol ilin burhânıyam burhânıyam


 


Dilimdedür zikr ü adı kalbimdedür fikr ü dâdı


Varlığım ol mahv eyledi ‘ummânıyam ‘ummânıyam


…


Ümmî Sinân eydür inan gel sözüme tutma gümân


Şimdi zamân içinde ben devrânıyam devrânıyam


 


Evet¸ Elmalı böyle konuşuyor… Ümmî Sinan'ın dilinden konuşuyor. Diyor ki¸ "Dost bağının handânıyam". Şimdi¸ dost bağı neresidir? Bağda handân olmak ne anlama gelir? Nasıl handân olunur?


 


Modern zamanlar¸ bizi bağdan da bahçeden de kopardı. Ama bakın¸ Elmalı baştan sona bahçe… Baştan sona bağ! Bu bahçede neşeniz hiç bitmesin! Bağınız ve bahçeniz bolluk ve bereket getirsin!


Ümmî Sinan'ın Dost Bağı


 Ümmî Sinan'ın "dost bağı"¸ iki anlama gelir. İlkin dost¸ hocasıdır. Hocası¸ rehberi¸ mürşidi¸ gönlündeki kandilleri uyandıran yolunu aydınlatan kâmil insan; Abdülvehhâb-ı Ümmî'dir… Sizin "Vâhib Ümmî" diye bildiğiniz büyük zat.


 


Bağ ve bahçe¸ bizim kültürümüzde¸ ilim ve irfân öğrenilen sohbet meclisidir. Sohbet! Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: "Dünyadaki cennet bahçelerini gördüğünüzde¸ oraya girin ve meyvelerinden tadın!" Peygamber Efendimizin dostları¸ sohbet arkadaşları¸ sahabi efendilerimiz sormuş: "Dünyada da cennet bahçesi olur mu? Biz cenneti öteki dünyada sanırdık; bu nasıl oluyor?"


 


"Evet" demiş Peygamber Efendimiz¸ "Dünyadaki cennet bahçeleri¸ ilim ve irfân meclisleridir. Sohbet meclisleri… Hayrın konuşulduğu ortamlar." Dost'un¸ Vâhib Ümmî'nin bahçesi¸  sohbet meclisidir. Ümmî Sinan¸ o meclise girmiş¸ oradan meyveler dermiştir. Sohbet¸ sohbet¸ sohbet! Elmalı'yı Elmalı yapan hep bu sohbetlerdir… Sevginin¸ ahlakın¸ edebin öğrendiği ortamlar. İşte size bir fırsat; o sohbet meclislerine yeniden hayat verin. Halkımızı bilginin aydınlığı ile buluşturun.


 


Dost Kimdir?


Başa dönüyorum; hatırlarsanız demiştim ki¸ dost bağının ikinci bir anlamı daha var… Evet¸ bir anlamı daha var. Dost kimdir? İlkinde dedik ki¸ Vâhib Ümmî'dir… Ama bir başka dost daha var; bu dost¸ siz ne kadar değişseniz de hiç değişmeyen¸ ne kadar uzaklaşsanız da sizi bırakmayan bir dost. Her zaman ve her yerde yanınızda olan bir dost… Kimdir bu dost? Şimdi tam burada hatırımıza Yunus Emre geliyor. Yunus Emre¸ Türkçe'nin süt dişidir. Elmalı'nın canları¸ Yunus'un izinde giden gönül adamlarıdır. Biz Yunus'a uğruyoruz burada. Bakınız diyor ki;


 


İki cihân zindânısa gerek bana bostân ola


Ayruk bana ne gam gussa çün ‘inâyet dostdan ola


 


Varam ol dosta kul olam her dem açılam gül olam


Hem söyleyem bülbül olam duragum gülistân ola


….


‘Aşka döyemedi özüm gensüzin açıldı râzum


Yûnus senün iş bu sözün ‘âlemlere destân ola


 


Âh Yunus¸ âh… Âşık Yunus¸ miskin Yunus¸ "âlemlere destân ola" dedin¸ destan yazdın. Gördünüz mü¸ dost kimmiş? Dost¸ Allah'tır; Allah! O'nun dostluğunda hep sevgi var¸ şefkat var¸ affetme var… O'na dost olan¸ O'nun gibi olur. Merhametli ol¸ affetmeyi bil¸ sev¸ saygı duy… Şimdi buna hoşgörü diyorlar. Desinler¸ hoş gör. Peki¸ dost Allah ise¸ bağ neresi? Bağ¸ sen¸ ben¸ işte şuracıkta oturan yaşlı teyzem¸ orada oynayan şu çocuk… Şu uçan kuş… Belki de şu karşı yamaçta meleyen kuzu. Şu bahçedeki elma ağacı¸ şu akan su… Dost bağı¸ bütün bir kâinattır.  Bütün bir varlıklar âlemi¸ O'nun eserleri.


 


"Kâinat kitabı" diyoruz ya… Ne kadar doğru! İnsan konuşur¸ ağaçlar konuşur¸ yıldızlar konuşur¸ bahçedeki çiçek konuşur¸ akan su konuşur¸ esen rüzgâr… Okuyan için bunlar birer kitap. Dinleyen için ise¸ her birisi sohbet eden birer kâmil insan.


 


İşte Ummî Sinan¸


 


Gel gör ahî dost bağının handânıyam


Gitmek dilersen ol ilin burhânıyam burhânıyam


 


derken¸ sadece bir beytinde büyük bir bahçeye¸ büyük bir bağa¸ bitmeyen bir sohbete bizi çağırıyor. Bitmeyen bir sohbet; gece gündüz dinleyebileceğiniz bir sohbet. Bu sohbete ihtiyacımız var. Gece yıldızları seyreden¸ gündüz çiçekleri¸ akan suları hayret makamında temaşa eden bir ânını düşünün… Çevresiyle ne kadar barışıktır¸ ne kadar sade¸ ne kadar arı duru. İnsanı¸ sadece insan olması bakımından¸ inancına¸ rengine¸ ırkına¸ mesleğine¸ parasına puluna¸ boyuna posuna bakmadan dinleyen¸ anlayan bir insan düşünün… Öyle bir insanı tasavvur edin. Sevgi işte budur. Sevgi¸ saygı… Ummî Sinan¸ işte böyle bir insan! Baştan sona sevgi¸ baştan sona huzur ve sadelik!


 


Evet¸ böyle bir insandır. Yunus gibi¸ Mevlana gibi¸ Hacı Bektâş-ı Velî gibi… Gönül insanı. Sevgi insanı. Nitekim diyor ki¸ "Dost bağının handânıyım". Ne demek handân? Handân¸ güler yüzlü demektir¸ neşeli¸ şen… O bahçeye giren neşeli olur¸ gönlü şen olur. Çoğumuz biliriz¸ dilimizde¸ hânende kelimesi vardır. Şimdilerde bu kelimeyi pek fazla kullanmıyoruz… Onun yerine sanatçı¸ yorumcu gibi kelimeler kullanılıyor… Hânende¸  handân kelimesiyle aynı köktendir; şarkı okuyan¸ ses sanatkarı…


 


Sesiyle neşe saçan… Bir ses. Bir ses ki¸ gönle ferahlık veren¸ insanı neşelendiren bir ses! Ümmî Sinân¸ gönlümüze neşe saçan bir hânendedir. Onun ilâhileri dinledikçe bizi coşturmaz mı? İnsân-ı kâmil¸ sözü sohbetiyle gönlümüzü şenlendiren insandır.


 


Bu dünyada şen olmanın yollarını bilmemiz lazım. Sakın¸ geçici şenliklere takılıp kalmayın… Bitmeyen¸ tükenmeyen bir şenlikten söz ediyorum. Ona kalb huzuru diyelim¸ gönül huzuru ve sükûnu… Bu sükûnete ihtiyacımız var.


 


Ümmî Sinân diyor ki¸


 


Gitmek dilersen ol ilin burhânıyam burhânıyam


 


Burhân¸ delil¸ hüccet¸ rehber demektir. Hakkı bâtıldan¸ doğruyu yanlıştan ayıran… Evet¸ gitmek istersen dost iline… Girmek istersen dost bağına… İşte ben "ol ilin burhânıyam" diyor; o ile gitmek için¸ o bağa girmek için rehberim diyor.


 


Hepimizin Rehbere İhtiyacı Var


 


Hepimizin rehbere ihtiyacı var. Gerçek rehber¸ Peygamberimiz¸ efendimizdir. Âlimler de onun vârisleridir. İlmiyle âmil¸ özü sözü bir¸ gerçek âlimler! İşte Elmalı böylesine âlimlerin yetiştiği¸ böylesine rehberlerin yetiştiği bir şehirdir… O yüzden ben bu şehri seviyorum. Ümmî Sinân için¸ Vâhib Ümmî¸ Eroğlu Nûrî ve adını zikredemediğim büyük ruhlar için bu şehri seviyorum.


 


Bu toprağı seviyorum. Bu gökyüzünü… Sizleri seviyorum. Evet¸ sizin önünüzde "ben burhânım" diyen büyük bir rehber var; Ümmî Sinan var. Böylesine bir rehber var. O rehberin kıymetini bilin. Ümmî Sinan'ın rehberliğinde dost iline gideceğiz… Hepimiz birer yolcuyuz; dost ilinin yolcuları. Bakınız diyor ki:


 


Dilimdedür zikr ü adı kalbimdedür fikr ü dâdı


Varlığım ol mahv eyledi ‘ummânıyam ‘ummânıyam


 


Demek ki¸ o dost iline¸ sevgi yoluna¸ hoşgörü yoluna yapılacak yolculukta iki temel aracımız var: Birisi zikir¸ sürekli o dostu¸ sevgiliyi anmak… İkincisi kalbde dâimâ onu düşünmek. Düşünmek¸ ama nasıl? Bakınız¸ "kalbimdedür fikr ü dâdı"'ı derken¸ dâd kelimesi var… Dâd¸ Arap alfabesinde bir harf… Ama kelimeyi farsça düşündüğümüzde¸ bir başka anlamı daha var. Nedir o anlam? Adalet¸ doğruluk… Evet¸ Allah'ı dâimâ kalbde düşünmek¸ esasen¸ dâimâ doğru olmak¸ Allah'ın adalet sıfatını hatırda tutup âdil olmaktır. Adalet… Adalet diyor.


 


Önce zikir… Ama hemen sonra adaletten söz ediyor. Âdil olacaksın¸ hukuka saygılı olacaksın¸ insanların hukukunu gözettiğin gibi¸ çevrenin de¸ bütün diğer canlıların da hukukuna riayet edeceksin. Evet¸ dost iline zikirle ve adaletle gidiliyor… Bu gün bu hatırlayışa¸ bu adalete çokça ihtiyacımız var. Peki¸ nasıl âdil olacağız? Onu da rehberimiz söylüyor… Dost ilinin rehberi. Diyor ki:


 


Sâ'im kâ'im ne maksûdum ay gün değildür ma'bûdum


Ne şemsîyem ne kamerî sübhânıyam sübhânıyam


 


Sâim¸ oruçlu olmaktır… Kâ'im¸ namaz kılmak. Oruç ve namaz ibadetlerin özüdür. Ben bu ibadetlerimi yapıyorum¸ ama benim bu ibadetlerdeki maksadım¸ Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak¸ onun düzenini anlamak¸ Onu tesbih etmektir… Yoksa benim ma'bûdum¸ benim tanrım¸ benim ibadet ettiğim şey¸ ne aydır¸ ne güneştir; ne gecedir¸ ne gündüzdür. Bu ne demek? Biliyoruz ki¸ oruç da namaz da zamanlı¸ zamanı gelince edâ edilen ibadettir… Tamam zamanı gelince ibadetlerimi eda ediyorum¸ ama benim bu ibadetlerden tek bir gâyem var¸ Allah'a ermek.. Allah'ı tesbîh etmek!


 


Tevhîd… Birlik… Dirlik


Evet¸ yaptığımız hayırları¸ edâ ettiğimiz ibadetleri hep dostu tesbîh etmek¸ onu ululamak¸ ona ermek maksadıyla yaparsak… İşte bunu gerçekleştirirsek¸ adalete de ermiş oluruz. Aksi halde¸ tevhîd ortadan kalkar¸ eda ettiğimiz ibadet bizi arındırmak yerine şirke götürür¸ birlik ve dirlik yok olur.


 


 


 


Sevgi yolu¸ irfân yolu¸ dost bağına eriş yolu her dâim sevgiliyi hatırda tutmaktan¸ adaletten geçiyor. Adalet ise¸ tevhîdle mümkün oluyor. Tevhîd¸ bir görmektir… Doğru görmek. Şirk¸ şaşı bakmaktır. Dolayısıyla¸ önce gözlerimi¸ bakışlarımı¸ duyuşlarımı onarmalıyım. Tek görmeyi¸ doğru görmeyi öğrenmeliyim. Bu nasıl olacak? Nasıl doğru göreceğim? Nasıl tek göreceğim?


 


Bu¸ aşkla olacak… Aşk. Öyle diyor rehberimiz… Bakınız:


 


‘Aşkına bağlıdur başım aşkdur dâ'im yoldaşım


‘Aşk-ıla ben dü-cihânın sultânıyam sultânıyam


 


Aşk¸ insanı sultan ediyor. İnanmak¸ sevmektir. O yüzden Ümmî Sinân¸ sevgi nurlarından bahseder. Sevgi nurları… Nûr-ı muhabbet. Diyor ki:


 


Nûr-ı mahabbetten ezel sundu bize ol lâ-yezâl


Gelsün bugün dertlülerin dermânıyam dermânıyam


 


Sevgi nurlarıyla buluşmak… Zaten yaratan bizi o nurla yarattı. O nurla¸ o ışıkla yolumuzu aydınlattı. Güneş o nurla günümüzü aydınlatıyor. Ay¸ o nurla gecemizde ışık saçıyor.


 


Aziz dostlarım¸  o ışık¸ o nur; sevgi nuru… Her daim yolunuzu aydınlatsın. İçinizi ısıtsın. Sizi¸ adaletli¸ hukuka saygılı¸ insana ve çevreye sevgiyle bakan bahtiyarlardan etsin. Bu ışığa¸ bu nura ihtiyacımız var. Çünkü ışık¸ hayattır. Bu ışıkla dertlere derman olunur. Elmalı'da yetişen canlar¸ erenler bize hep o ışığı¸ o nuru gösterdiler… Hak cümlesine rahmet etsin. Hoş kalın¸ adaletle ve sevgiyle kalın.

Sayfayı Paylaş