ÜMİTSİZLİK MÜ'MİNE YAKIŞMAZ

Somuncu Baba

“Lâ taknetû” sırrından


Kesmez ümîd Hulûsî

Âsîler gürûhunu
Rahmetin kurtaracak


Es-Seyid Osman Hulûsî Efendi (k.s.)

Müslümanların yaşadıkları yerlere¸ özellikle de İslâm dünyasına baktığımızda içimiz hiç ferahlamıyor. Her Allah'ın günü yüzlerce Müslüman sadece terör olayları yüzünden hayatını kaybediyor¸ daha fazlası da sakat kalıyor. Bu üzücü duruma bakarak tarihimizdeki güzel dönemlerin özlemini çekiyoruz. Rabbimize bu sıkıntılı halleri başımızdan def etmesi için her namaz sonrasında¸ her kötü haberle birlikte duâ ediyoruz. Artık yakarışlarımızın bir kısmını yeryüzünün çilekeş Müslümanlarına ayırır olduk. Bazen de olan bitene kendimizi kaptırıp¸ kıyâmet herhalde iyice yaklaştı der olduk. Çünkü her yanı mü'minlerin kanıyla sulanan dünya artık çekilmez bir hale geldi. Yeryüzünün ne tarafına baksak hep yüreğimizi burkan manzaralar görüp duruyoruz.


Yüreği Titreyen Mü'minler


Bir mü'min olarak her bir mü'min için yüreğimizin titremesi bizim dindarlığımızın¸ samimiyetimizin ve inşallah makbul bir kul olduğumuzun en büyük göstergesidir. Allah'ımıza hamd olsun ki¸ diğer mü'minlerin acısı nedeniyle sarsıntı geçiren bir kalbimiz var. Bu halimiz için Rabbimize şükretmek durumundayız. Çünkü bizleri kardeş yapan sahibimizin buyruğunu hayatımıza rehber edinmişiz. Bu nedenle de dünyanın hangi bölgesinde olursa olsun çilekeş olan kardeşlerimiz için elimizden gelen bir iyilik varsa bunu gerçekleştirmek için koşturuyoruz.


İslâm tarihinin her döneminde Müslümanların boyunları bükük değildi elbette. Tarihimizin çoğunda dünyaya yön verenler bizdik. Bu nedenle de güçlü olduğumuz ve inananlara sahip çıktığımız zamanlarda durum farklıydı. Çünkü bu dinin mensuplarını savunacak¸ haklarını arayacak güçlü otoriteleri vardı. Ancak günümüzde durum oldukça farklı. Garip mü'minleri savunması gereken idareler bir takım koltuk veya ideoloji hesapları yüzünden onların kanlarının dökülmesine veya mağdur edilmelerine kolaylıkla göz yumabilmektedir. Bu da zalimlere daha büyük bir cesâret kazandırmakta ve zulümlerini artırmaktadırlar. Dolayısıyla Allah'ın kitabında bahsetmiş olduğu Müslüman kardeşliği sadece ümmet¸ yani sizin bizim gibi Müslümanlar arasında kalmıştır. Bu kardeşlik –maalesef- idarelere ve otoritelere sirâyet etmemiştir. Durumun böyle olduğunu hepimiz görmekteyiz. Zaten tersi olmuş olsaydı¸ yeryüzü Müslümanları bu zilletleri çekmezdi.


 


Hayat İniş ve Çıkışlarla Doludur


Günümüzde tablo vahimdir ancak tarihimizde böylesi inişler ve çöküşler bazen olmuştur. Çok ihtişamlı¸ dünyaya adalet dağıtan dönemlerimiz çoğunlukta olduğu gibi¸ günümüzdeki misâli yeis ve karamsarlık içine gömüldüğümüz zaman dilimleri az da olsa olmuştur. İlk olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'in döneminden sonra Müslümanlar arasında sürtüşmeler ve çeşitli kavgalar baş gösterince¸ bazı mü'minler kurtuluşu toplumdan uzaklaşmakta aramış¸ uzlete çekilerek kendi hayatlarını yaşamaya gayret etmişlerdir. Bazen yaşanan olaylardan etkilenerek kıyâmeti beklemeye koyulanlar bile olmuştur. Ama bir müddet sonra bu çalkantılı dönemler geçmiş ve mü'minlerin yüzleri yine gülmeye başlamıştır. Dolayısıyla günümüzdeki durum da farklı değildir. Hayat iniş ve çıkışlarla dolu olduğu için mü'minlerin tarihi de bu şekildedir. Lakin inişler her zaman az olmuştur¸ ancak sonuçta o da olmuştur. Ne zamanki Müslümanlar Kur'an ve sünnet ruhunu hayatlarına hâkim kılmışlar¸ nefsânî isteklerini ve hırslarını arka plana atmışlar¸ ümmet olduklarını hatırlamışlar¸ işte o zaman yeryüzü onlar için yaşanabilir olmuş. Ne zamanki de bu değerler arka plana atılmış dünya zindanları olmuştur. İşte günümüzdeki dönem böylesi dönemlerinden biridir.


Her şeye rağmen¸ yaşadığımız olumsuzluklar bizim için ümitsizlik ve yeis gerekçesi olamaz. Çünkü yaşam sınavımızı Allah'ın istediği şekilde vermekle mükellefiz. Hiçbir olumsuzluk bizi Rabbimize kulluktan¸ mü'min kardeşlerimizin derdiyle dertlenmekten alıkoyamaz¸ “Bittik¸ tükendik.” inancına sevk edemez. Ayrıca yaratıcımız bizden kaldıramayacağımız bir yük istenmiyor. Kaldı ki¸ kendi kısacık hayatımızda bile Müslümanların nice inişlerini ve çıkışlarını gördük. Bu yüzden yarının bizlere ne getireceğini bilemeyiz. Belki Rabbimiz¸ dini için çok güzel gayret edersek¸ dünyaya gözlerimizi kapamadan¸ bizleri son derece mutlu edecek tabloları önümüze koyacaktır. Kim bilir!


Allah'tan Ümit Kesilmez


Bizi yaratan¸ kitabında¸ günaha dalmış olanlar başta olmak üzere kullarına seslenerek ondan ümidi kesmememiz gerektiğini ferman etmektedir: “De ki: 'Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O¸ bağışlayandır¸ merhametlidir.”[1] Yaratıcımız bizden ümit kesmememizi isterken biz nasıl olur da ümitsiz olabiliriz ki? O nasıl istiyorsa¸ biz öyle olmak zorundayız. Ayrıca bu âyetin işaret ettiği çok önemli bir husus daha bulunmaktadır: O da¸ umut edilen şeyin sonunda gerçekleşeceğidir. Zira “ümit kesmeyin” denmesi¸ umduğumuz şeyin nihâyetinde tahakkuk edeceği anlamındadır. Yoksa ne diye “ümit besleyin” densin ki? İşte bu bizim için bir müjdedir. Şahıs olarak biz bunu görürüz veya göremeyiz. Ama görenler olacaktır. Önemli olan bu uğurda çalışmaktır.


Bir başka âyette de kâfirler ve İslâm düşmanları istemese de Allah'ın nurunu tamamlayacağı ifade edilmektedir: “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. İnkârcılar ne kadar istemeseler de¸ Allah nurunu tamamlayacaktır.”[2] Dolayısıyla Müslümanlar yeryüzünde ne kadar çile çekerlerse çeksinler¸ bu çilenin önemli bir kısmı mü'minler tarafından çektirilse de¸ Rabbimiz nurunu tamamlayacak ve bu din kıyâmete kadar yeryüzünü aydınlatmaya devam edecektir. Çünkü Allah bir şey dediyse¸ o şey o şekilde gerçekleşecek demektir.


Önceki nice mü'min gibi bizim de çekeceğimiz çileler var. Bizim de “Rabbimizin yardımı ne zaman?” dediğimiz anlar olacak. Çünkü İslâm'la küfrün mücâdelesi basit bir didişme değildir. Rabbimizin buyurduğu üzere Allah'ın yardımı sonunda ona inananların olacaktır. O yüzden karamsar olmayalım: (Ey mü'minler!) Yoksa siz¸ sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Darlık ve zorluk onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki¸ nihâyet peygamber ve beraberindeki mü'minler: ‘Allah'ın yardımı ne zaman!' dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.”[3]


Hz. Yakup çocuklarına seslenmişti: “Ey oğullarım gidin¸ Yûsuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden umudunu kesmez.”[4] Allah'ıma hamd olsun ki¸ biz her zaman ümitvar olduk. Geceden sonra gündüzü getiren sahibimiz¸ hiç şüphe yok ki¸ ümmeti tekrardan arzuladıkları günlere kavuşturacaktır.


Ümitvâr Olmak İmanın Gereğidir


Unutmamamız gerekir ki¸ ümitvar oluşumuz Allah'a gerçek anlamda ne kadar inandığımız ve güvendiğimizle alakalıdır. Eğer inanç noktasında za'fiyetimiz varsa ona güvenme noktasında da eksikliğimiz var demektir. Bu eksikliği gidermenin yolu ise imanın daha ziyade sözde kalmamasındadır. Çünkü Rabbimizle olan bağımız ne kadar güçlenirse¸ esen rüzgârlar bizi o kadar az etkiler¸ her zaman ayakta kalırız. Ama kulluğumuzu gevşetmemiz ve ödevlerimizi yerine getirmeyişimiz sebebiyle onunla aramızdaki bağ zayıflarsa¸ âlemlerin sahibinden o derece uzaklaşır ve ümitsizlik hali hayatımızın her alanında gözükmeye başlar. Bu sebeple gündelik ibadetlerimiz başta olmak üzere hayatımızı nâfile ibadetlerle süslemeye gayret edelim. Kulluğumuzu güçlendirelim. Tesbîhâtı ihmâl etmeyelim.


Hz. Peygamber (s.a.v.) tek başına çok ağır bir yola girdi. Hiç Allah'a güvenmeseydi¸ ümitsizlik içinde olsaydı¸ bu başarı gelir miydi? Bize ne oluyor ki¸ iki milyardan fazlayız ve hâlâ ümidimiz yok. Her şey bir silkinişe bakar. İnşallah o da gelecektir. Bu yüzden¸ lütfen yüzleriniz tebessüm etsin.


Son söz rabbimizin kelamı olsun: “Gevşemeyin üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”[5]


 


 






[1] 39/Zümer¸ 53



[2] 61/Saff¸ 8



[3] 2/Bakara¸ 214



[4] 12/Yûsuf¸ 87



[5] 2/Âl-i İmrân¸ 139

Sayfayı Paylaş