ÜMİTLE YAŞAMAK

Somuncu Baba

"Allah ile irtibatlarını kalbe sinmiş bir iman ile sağlıklı kuran bu insanların yaşamları istikamet üzeredir. Karşılaştıkları sorunlar nedeniyle asla yeis içine düşmezler. Üzerlerine düşenin¸ Allah'ın murad ettiği şekilde yaşam sürmek olduğunu iyi bilirler. Ümit ettikleri şeyleri elde etmenin veya edememenin Allah'ın takdirinde olduğu bilinciyle olana rıza gösterirler. Bunu yaparken kendi ödevlerini asla ihmal etmezler."


Her insanın hayatında inişler çıkışlar olur. Bazen mutlu olur¸ bazen de sorunlar altında eğilir¸ bunalır. Hemen hemen hepimizin hayatı üç aşağı beş yukarı böyledir. Bazen olur¸ çok mutlu oluruz. Bazen de olur öyle bir problemle karşılaşırız ki¸ ne yapacağımızı bilemeyiz. Bütün keyfimiz kaçar. Velhasıl tamamen huzurlu geçirdim dediğimiz bir haftamız olmaz. Tam tadımız yerinde derken¸ beklemediğimiz yerden çıkan bir problem canımızı sıkar. Bu satırları yazan gibi sizler de muhtemelen aynı durumdasınız. Hayatımız iniş ve çıkışlarla dolu. Canımızı taşıyan bedenimiz bazen yukarı tırmanmakta¸ bazen aşağı inmekte¸ bazen de düz yolda yorulmadan gitmektedir. Bir anlamda yuvarlana yuvarlana ömrümüzü tamamlamaktayız. Nitekim yaşı elliyi aşmış olanlara “Nasıl bir ömür geçirdiniz?” diye sorsanız¸ acı ve tatlı pek çok şeyi tattıklarını söyleyeceklerdir.


Gerçek Anlamda Mutluluk


İnişli çıkışlı yaşam süren insanların takındıkları tavırlara baktığımızda¸ Allah ile bağını sıkı tutabilenlerin gerçek anlamda mutluluğu yakaladıklarını görürüz. Çünkü onlar ellerine bir nimet geçtiğinde bununla azmazlar. Rablerinin bir ikramı olarak değerlendirerek şükretme yolunu tutarlar. Kazanımları Allah'ı unutmalarına neden olmaz¸ bilakis ona olan bağlılıklarını perçinler. Bu nedenle de ne kadar zenginleşirlerse zenginleşsinler¸ sade yaşamlarından ödün vermezler¸ kibir içine yuvarlanıp etraflarındaki fakir fukaraya burun kıvırmazlar. Her nimetin Allah'a ait olduğunu¸ verdiği gibi geri alabileceğini akıllarından çıkarmazlar. Doğrusu eldeki nimetin gerçek sahibinin kendisi olmadığını¸ mülkün sahibinin Allah olduğunu bilmek ne kadar güzel bir haslettir. Böylesi insanlar Rablerinin şu buyruklarını unutmazlar: “Beni anın¸ ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.”¸1 “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah'a kulluk ediyorsanız¸ size verdiğimiz rızıkların iyi ve temiz olanlarından yiyin  ve yalnızca Allah'a şükredin.”2 Doğrusu nimet¸ böylesi insanların yanında çok da güzel durur. Çünkü hem nimete sahiptir¸ hem de şükrüne. Böylesi zevat her hangi bir sorunla karşılaştığında da Allah'a isyan etmez. Yaşadıkları hayatın bir sınav olduğunu bildiklerinden metanetli davranarak imtihanı başarılı bir şekilde tamamlamaya gayret ederler. Baş kaldırmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bilirler. Gelen sıkıntıları metanetle karşılarlar. Çünkü Rablerinin şu buyruklarını da çok iyi bilirler: “Çaresiz biz sizi biraz korku¸ biraz açlık¸ biraz da mallardan¸ canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!”3 “Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: ‘Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz.' derler.”4


Allah ile irtibatlarını kalbe sinmiş bir iman ile sağlıklı kuran bu insanların yaşamları istikamet üzeredir. Karşılaştıkları sorunlar nedeniyle asla yeis içine düşmezler. Üzerlerine düşenin¸ Allah'ın murad ettiği şekilde yaşam sürmek olduğunu iyi bilirler. Ümit ettikleri şeyleri elde etmenin veya edememenin Allah'ın takdirinde olduğu bilinciyle olana rıza gösterirler. Bunu yaparken kendi ödevlerini asla ihmal etmezler. “Bize düşen çabalamaktır¸ gerisi Rabb'imize kalmıştır.” derler. Bu yüzden de böylesi insanların yaşam çizgilerinde bir değişiklik olmaz. Nimet içindeyken de aynıdırlar¸ bir bela ile sınandıklarında da. Hâle rıza göstermek onların hayata bakışının merkezidir. Allah'tan gelen her şeyi hoşnutlukla karşılarlar. Nitekim ailesinden bir ferdi beklenmedik bir kazada kaybetmesine rağmen metanetini koruyan¸ maddi anlamda büyük bir felakete uğramasına karşın hâline şükreden nice insanlar görmüşüzdür.


Yeis içine düşen¸ karşılaştıkları sorunlarla yere serilen insanların ise imanlarında zafiyet olduğu ve Rableriyle irtibatlarının güçlü olmadığı aşikârdır. Çünkü bir insan Allah'a sığınıp rahatlayamıyorsa rabbiyle olan ilişkisinde problem var demektir. Oysa mü'min hem bollukta hem darlıkta Rabb'iyle bağını güçlü tutan insan demektir. Zamanımız Müslümanlarının en büyük problemlerinden birisi işte budur. Allah'a dua edip sığınırken bile bir rahatlama hissetmezler. Duayı bile istenildiği gibi yapamazlar. Çünkü dillerinden dökülen ifadeleri samimi değildir. Yaptıkları duanın kabul olabileceğine kendileri de inanmazlar. Böyle düşünmekte haklıdırlar. Zira namazların sonrasında veya başka zamanlarda ellerini huzura açıp niyaz ettiklerinde ağızlarından çıkan kelimeler kalplerine uğramadan dışarı çıkar. Çoğu kez de bunlar ezberlenmiş kalıp cümleler olmaktan öteye geçmez.


Sadece bir rekâtı Allah dışında başka bir şeyi aklına getirmeden kılamayan¸ bütün dünyevî problemlerini namazda çözmeye çalışan bir insanın duasından farklı bir şey beklenemez zaten. Namazı da niyazı da şekilde kalmıştır. Dışarıdan bakılınca ibadet yapıyor görülür ancak kalbinin ibadetle bağlantısı zayıftır. Böyle olunca da duası Allah'tan kopuk olur.


Milletlerin Sınavı


Bolluk ve darlıkla¸ mutluluk ve üzüntüyle sadece insanlar sınanmaz. İnsanlar¸ parçası oldukları milletler vasıtasıyla da ayrı sınavlara tabi tutulurlar. Dolayısıyla bizler kendi sınavımızı olurken aynı anda millet olarak bir başka sınavdan daha geçiyoruzdur. Hepimiz her an iki sınavdayız demektir. Birinde başarılı olmamız diğerinde de başarılı olacağımız sonucunu doğurmaz. Kendi sınavımızı iyi verebiliriz ancak içimizdeki basiretsizler ve hainler nedeniyle millet sınavını kaybedebiliriz. Tarihte bunun örnekleri pek çoktur. İçlerinde nice güzel insanlar bulunmasına rağmen birlik olamayan toplumlar tarihin sayfalarından günümüze ulaşamamışlardır.


Yaşamış olduğumuz dönemde Müslümanlar hem tek tek hem de ümmet olarak dünyanın her yanında zor sınavlardan geçmektedirler. Hatta bütün bir İslâm tarihine baktığımızda¸ içinde bulunduğumuz dönemin en ağır sınavın verildiği zamanlardan biri olduğunu anlarız. Karşılaştığımız sıkıntılar nedeniyle bazen yeise düşer gibi oluruz¸ bazen de badireyi atlatmanın heyecanıyla ümit besleriz. Lakin şu dönemde bütün bir İslâm dünyasını karamsarlığın kapladığını inkâr edemeyiz. Müslümanlar hem kendi hayatlarında hem de toplumsal yaşamda her türden sıkıntılarla yüzleşmekte ve çıkış yolları aramaktadırlar. Gerçekten de zor ve çetin bir süreçteyiz.


Biz Müslümanlara düşen¸ Rabb'imize ve insanlara karşı görevlerimizi ihmal etmeden¸ sabır ve metanetle ayakta kalmaya çalışmaktır. Eğer tersi bir tutum içerisine girersek bizlerin değerlerimizden uzaklaşmamızı ve toplum olarak paramparça olmamızı isteyenlerin hedeflerine hizmet etmiş oluruz. Olan bitenlerin¸ çevrilen senaryoların farkında olabilirsek içinde bulunduğumuz dönemdeki sınavımızı da başarılı bir şekilde atlatabiliriz. Çünkü Rabb'imizin rahmetinden ümit kesmemiz mümkün değildir. Bize onun bir çıkış yolunu bizlere her zaman ihsan edeceğine inanıyoruz. Zira o kitabında şöyle buyurmaktadır: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah¸ bütün günahları affeder. Çünkü O¸ çok bağışlayandır¸ çok merhamet edendir.”5


Rabb'imizden niyazımız¸ Bakara Suresi'nin son ayetinde ferman buyurduğu üzere bizleri kaldıramayacağımız bir yükle sınamamasıdır. Ümmetin tek sığınağı olan bu yurdu her türlü desise¸ fitne ve kargaşadan uzak tatmasıdır. Çünkü İslâm dünyasının neresine giderseniz gidin¸ beklenti içerisinde oldukları tek memleket bizim güzel yurdumuzdur. Yeter ki biz birliğimizi bozmayalım ve Allah'ın dininden uzaklaşmayalım.


 


Dipnot


1. 2/Bakara¸ 152.


2. 2/Bakara¸ 172.


3. 2/Bakara¸ 155.


4. 2/Bakara¸ 156.


5. 39/Zümer¸ 53.

Sayfayı Paylaş