TARİHTEN İZLER VE EDİRNE SARAYI

Somuncu Baba

"Edirne Sarayı II. Murat döneminden 19. yüzyılın sonuna kadar Osmanlı mimarisinin ve sanatının tüm aşamalarını barındıran bir kültürel mirastır."

Edirne Sarayının inşaatına¸ Tunca Nehrinin iki kolu arasında kalan ada üzerinde¸ II. Sultan Murat tarafından 1450 yılında başlanmıştır. Sultan II. Murat'ın ölümüyle kısa bir süre yarım kalan bu saray kompleksi daha sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından genişletilmiş ve Saray-ı Cedîd-i Âmire adını almıştır. Daha sonraki dönemlerde¸ özellikle Kanuni Sultan Süleyman ve IV. Mehmet¸ gibi sultanların emirleriyle yapılan ek yapılar ve yenilemelerle Edirne Sarayı görkemli bir boyut ve işlev zenginliği kazanmıştır. Protokol kurallarına uygun olacak şekilde bir avlular dizisi hâlinde planlanan yeni sarayda 117 oda¸ 21 divanhane¸ 18 hamam¸ 8 mescit¸ 17 büyük kapı¸ 13 koğuş¸ 4 kiler¸ beş matbah ve 14 kasır bulunmaktaydı. Edirne Sarayının büyük ölçüde yok oluşuna 1878 yılındaki Rus işgali sebep olmuştur. 19. yüzyılın başından beri askerî malzeme ve cephanenin depolandığı Saray Edirne Valisi Cemil Paşanın verdiği emirle 18 Ocak 1878 günü ateşe verilmiş ve bu yangın üç gün sürmüştür. Edirne Sarayından günümüze ancak yakın tarihlerde onarılan Adalet Kasrı¸ Kum Kasrı Hamamı¸ Cihannüma Kasrı¸ Matbah-ı Âmire ve Bâbü's-Saade'nin kalıntıları ulaşabilmiştir. Edirne Sarayı II. Murat döneminden 19. yüzyılın sonuna kadar Osmanlı mimarisinin ve sanatının tüm aşamalarını barındıran bir kültürel mirastır. Bu mirastan tarihî izler şu şekildedir:


Hacı Bayram-ı Velî¸ Somuncu Baba'nın (Şeyh Hamid-i Velî) yetiştirdiği maneviyat erenlerinden birisidir. II. Murat'ın yakın temasta olduğu çok değer verdiği büyük bir şahsiyettir. İstanbul'un fethi hususunda da aralarında önemli bir mülakat olmuştur. II. Murat¸ Hacı Bayram-ı Velî ile arasında olan bir sohbette¸ "Şeyhim aylardır zihnimi bir kurt gibi kemiren bir mesele vardır; İstanbul meselesi… Allah'ın izniyle İstanbul'u almak murat ederim¸ büyükbabam Yıldırım Beyazıt¸ amcam Musa Çelebi tarafından birkaç kere almaya teşebbüs edilen İstanbul'u almak mümkün olmadı himmet edin de şehri alalım." dedi. Hacı Bayram-ı Velî bir müddet murakabe halinden sonra "Sultanım¸ bana öyle gelir ki bu Şehr-i Konstantiniyye'yi siz alamayacaksınız. Şehir elbette Türklerin eline geçecektir. Lâkin bunu siz ve ben göremeyeceğiz Konstantiniyye'yi senin şehzaden Mehmet ile benim Köse el ele vererek alacaklardır." demiş ve fethin müjdesini vermiştir. Hacı Bayram-ı Velî bunu söylerken beşikteki şehzade Mehmet ile Akşemseddin'i işaret etmiştir. Sultan Murat ise bu mülakattan sonra bir daha İstanbul'u kuşatmamıştır. Ancak oğlu Mehmet'i ise sık sık "Sen Akşemseddin'le birlikte İstanbul'u alacaksın." diye bu işe teşvikten geri durmamıştır. Gerçekten de Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin himmeti¸ tasarrufu¸ kerametiyle fetih¸ Fatih ve Akşemseddin'e nasip olmuştur. Bu olay ise Osmanlı tarihi ve dünya tarihinin yönünü değiştirmiş¸ gönül sultanlarının da hükümdarları ve tarihi nasıl etkilediği ve yönlendirdiğini gözler önüne sermiştir.


Diğer bir iz ise Gedik Ahmet Paşa'nın tarihteki izleri ve Edirne sarayındaki elem verici sonudur. Kendisi Enderun'dan yetişmiştir. Acemi oğlanlar arasında saraya alınmış¸ sonradan sadrazamlığa kadar yükselmiştir. 1461'de kendisini¸ Anadolu Beylerbeyi olarak görüyoruz. Aynı yıl padişahla birlikte Akkoyunlulara ve Karaman'a karşı sefere katılmıştır. Karaman Valiliği'ne atanan Şehzade Mustafa'ya Atabey¸ tayin edildi (1469). Çok geçmeden¸ Eğriboz'un alınmasında gösterdiği yararlılık sebebiyle vezirliğe yükseltildi.
Osmanlılarla Uzun Hasan arasında yapılan Otlukbeli Savaşı'nda¸ Şehzade Beyazıt komutasındaki sağ kanatta yaman bir savaş ustası olduğunu ortaya koymuş ve Sarayın dikkatlerini üzerinde toplamıştır. Bu sırada¸ Napoli donanması ve Papa'nın yardımı ile Karaman oğlu Pir Ahmet ve Kasım Beylerin İçel Bölgesinde egemen olmaları üzerine¸ Mustafa Çelebi ile birlikte Gedik Ahmet Paşa¸ bölgeyi yeniden Osmanlı topraklarına katmış¸ yeteneğini bir kere daha göstermek fırsatını bulmuştur. Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine Konya'ya atanan Şehzade Cem'e Atabey tayin edildi.  


1474'te sadrazam olarak İstanbul'a çağırıldı ve göreve başladı. Karadeniz'deki Ceneviz sömürgelerini birer birer ele geçirdi. Kefe¸ Azak ve Menkûp kalelerini ele geçirdikten sonra¸ Boğdan ve Morava seferlerine çıktı. Bütün seferlerini zaferle tamamlayan Gedik Ahmet Paşa¸ İşkodra Kalesinin alınması görevinin verilmesi üzerine¸ bu sefere çıkmak istemedi. İyi bir asker¸ cesur bir komutan¸ yaman bir stratejist olarak bilinen Gedik Ahmet Paşa'nın bu sefere çıkmakta gösterdiği tereddüt için¸ tarihlerde çeşitli rivayetler vardır. Bazıları¸ Arnavut asıllı olduğu için¸ ırkdaşlarının üstüne gitmek istemediğini¸ bazıları¸ İşkodra Kalesinin ele geçirilmesinin güç olduğunu yazarlar. Sebep ne olursa olsun¸ sefere çıkmayan Gedik Ahmet Paşa¸ görevinden azledilmiş ve Rumelihisarı'nda hapis olunmuştur. Çok geçmeden Fatih tarafından affedilmiş ve serbest bırakılarak¸ bir süre sonra Donanma Komutanlığı'na tayin edilmiştir. Fatih¸ Ege adalarının alınmasını istiyordu. Gedik Ahmet Paşa¸ 1478'de Limni'yi¸ 1479'da Kefelonya¸ Zanta¸ Ayamavra kalelerini bir bir ele geçirdi. Fatih¸ başarılı donanma komutanına bu sefer¸ Napoli Krallığı'nı ele geçirme görevini verdi. Bu önemli bir seferdi; çünkü Fatih Sultan Mehmet¸ İstanbul'u alarak Doğu Roma İmparatorluğu'nun başşehrini ele geçirmiş¸ bu sefer de Batı Roma'yı ele geçirmeye karar vermişti. Gedik Ahmet Paşa¸ son derece başarılı bir çıkarma ile Otranto'yu ele geçirdi. Otranto¸ Venedik'le¸ sömürgeleri arasındaki yolun üstünde idi. Bu kalenin Türkler eline düşmesi¸ Venedik'i zor duruma düşürüyordu.


Bu sırada Fatih vefat etti¸ yerine oğlu II. Beyazıt tahta geçti. Beyazıt'la¸ Cem arasında taht kavgası başladı. Bunun üzerine¸ Gedik Ahmet Paşa¸ İstanbul'a çağırılıp Cem üzerine gönderildi. Gedik Ahmet Paşa¸ Cem'e Konya'da atabeylik etmişti. Şehzade Cem ile arasının iyi olduğu biliniyordu. Buna rağmen Gedik Ahmet Paşa görevi kabul etti ve Bursa'nın Yenişehir ovasına kadar gelen Cem kuvvetlerinin karşısına çıkarak onları yendi. Cem için kaçmaktan başka çare kalmamıştı. Nitekim öyle yaptı ve kaçarken Kıbrıs'ta Rodos şövalyelerinin eline düştü. Ancak Cem'in ordusu yenildiği halde¸ Cem'in kaçabilmesi ve Gedik Ahmet Paşa'nın kendisini kovalamaması¸ dedikodulara sebep oldu. Cem'in kaçmasına fırsat vermek suçundan ölüme mahkûm edilip¸ Kapıcılar Odası'na hapsolunduğu halde¸ bağışlandı. Ve kendisine¸ Cem'in tutsak bulunduğu Rodos şövalyeleriyle görüşüp¸ şehzadeyi geri alma görevi verildi.


Gedik Ahmet Paşa¸ bu görüşmelerde başarı sağlayamadı. Bu başarısızlık¸ İkinci Beyazıt'ın gözünden düşmesine sebep oldu. Fatih'in vefatı ile Anadolu devlet adamlarıyla¸ devşirmeden gelen devlet adamları arasında bir ölüm kalım savaşı başladı. Devşirmeler için¸ saraydan başka sığınacak güç yoktu¸ çünkü ailesizdiler. Canlarını kurtarmak için savaşı kazanmak istiyorlardı.
Bu sırada¸ Karamanî Mehmet Paşa öldürüldü ve hemen arkasından¸ ikinci vezir Çoban Mustafa Paşa da öldürülünce¸ bu işe son vermek isteyen Padişah II. Beyazıt¸ Çoban Mustafa Paşa'nın öldürülmesi işinde parmağı olan Gedik Ahmet Paşa'yı Edirne'ye çağırarak sarayda boğdurtarak öldürttü (18 Aralık 1482). Bu saray entrikaları Osmanlı tarihini olumsuz etkilemiş böylece yükselme döneminde geçici duraklama döneminin yaşanılması kaçınılmaz olmuştur.


BİBLİYOGRAFYA


1- Osman Turan¸ Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi¸ İstanbul 1978¸ s.360¸361


2- Cahit Baltacı¸ "Tarih İçinde İstanbul'un Fethi" Fetih¸ Fatih ve İstanbul Sempozyum Bildirileri¸ İstanbul 1992¸ s.58¸59


3- Osman Turan¸ Selçuklular tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti¸ İst. 1980¸ s.124


4- İ. Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı Tarihi¸ Ankara 1972¸ C¸1¸ s.291- 390


6- Tahsin Ünal¸ Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi¸ Sebil yay¸ İst.s.50 

7- İsmail L. Çakan¸ "İstanbul'un Fethi Hadisi" Fetih¸ Fatih ve İstanbul Sempozyumu¸ İstanbul 1992¸ s.51.

Sayfayı Paylaş