Tahtın, Kardeşe Verilmesinin İlk Adımı: Sultan I. Mustafa

somuncubaba-221-06sultan1mustafa

Bir cihan devleti olan ve dünyaya adalet dağıtan Osmanlı’nın 15. padişahı olan Sultan I. Mustafa 1592 yılında babasının sancak beyi olarak bulunduğu Manisa’da doğmuştur. Babası 13. Osmanlı padişahı III. Mehmed’dir. Abaza asıllı olduğu söylenen annesi hakkında Valide Sultan olarak söz edilir. Bu konuda değişik bilgiler verilse de bunların dayanağı yoktur.
I. Ahmed 14 yaşında tahta çıktığı zaman tek erkek kardeşi olan I. Mustafa’nın hayatına dokunulmamıştır. Zira I. Ahmed Han’ın henüz bir erkek varisi yoktu. Bir rivayete göre de III. Mehmed’in tahta geçtiğinde 19 kardeşini birden öldürtmesinin halkta meydana getirdiği infialin I. Mustafa’nın öldürülmeme sebeplerinden biri olduğu da söylenir. Yine bir kısım yabancı kaynaklara göre I. Ahmed’in kardeşi I. Mustafa’yı birkaç defa öldürtmeye teşebbüs ettiği; fakat daha sonra bundan vazgeçtiği ifade edilir. Venedik elçisi Contarini’nin bununla alakalı bir raporunda padişahın bu niyetini ilkinde âniden rahatsızlanması, ikincisinde de büyük bir fırtınanın patlak vermesiyle ertelediği belirtilir. Tarihî meseleler belgelere dayandırılmalıdır. Bu konuda kesin bir belge ve bilgi yoktur.
Osmanlı Devleti’nde hükümdarlık babadan oğula geçiyordu. I. Ahmed ölünce Darüssaade Ağası Mustafa Ağa, Şeyhülislâm Hocazade Esad Efendi ve Kaymakam Sofu Mehmed Paşa, diğer devlet erkânını da bir şekilde ikna ederek, mevcut veraset sisteminin dışına çıkıp Şehzade I. Mustafa’yı padişah yapmışlardır. Böylelikle I. Ahmed’in ölümüyle sistem değişmiş, saltanatın ailenin en büyük oğluna geçmesini öngören sistem getirilmiştir. I. Ahmed’den sonra ilk kez kardeşi I. Mustafa tahta geçerek taht sistemindeki bu yeniliğin başlamasının ilk adımını oluşturmuştur. Eski sistem devam etseydi I. Ahmed ölünce onun 13 yaşındaki oğlu II. Osman tahta geçecekti. Fakat sistem değiştirildiği için böyle olmamıştır. Bunda I. Ahmed’in sarayda çok etkili olan eşlerinden Kösem Sultan’ın II. Osman’a değil de, kendi oğullarına taht yolunu açma isteğinin de etkili olduğu söylenebilir. Bu konuda rivayetler muhteliftir.
Tahtta ve taçta hiç hevesi olmayan, bu yüzden de bu ateşten gömleği giymek için hiçbir ön hazırlık yapmayan, bu yola değişik kesimlerin oyunlarıyla zoraki sokulan Sultan I. Mustafa 1617’de kendini tahtta bulmuştur. Bu işe kendisi de fazlasıyla şaşırmıştır. I. Mustafa âdet olduğu üzere cuma günü Eyüp Sultan’a giderek burada kılıç kuşanmıştır.
Devlet işleriyle ilgilenmeyi ve padişah olmayı istemeyen Sultan I. Mustafa iki kez tahta geçmiş bir Osmanlı padişahıdır. Zamanın devlet erkânı onun padişah olması konusunda ısrarcıydı. İlk saltanatı aklî dengesinin yerinde olmadığı sebebiyle üç ay dört gün sürmüştür. 26 Şubat 1618 tarihinde tahttan indirilerek yerine II. Osman tahta geçirilmiştir. Fakat onun kendi isteğiyle tahtı terk ettiği görüşü de rivayetler arasında vardır. Öte yandan amcasının yerine tahta geçen II. Osman, ilk iş olarak Hotin Seferi’ne çıkarken saltanatı için tehlikeli gördüğü kardeşi Mehmed’i öldürttüğü halde amcası I. Mustafa’ya hiç dokunmamıştır. Daha sonra bu düşüncesinde yanıldığını anlasa da iş işten geçmiştir.
Osmanlı’da Hazin Bir Dönem Yahut Genç Osman’ın Bahtsızlığı
Osmanlı tarihi içerisinde “Genç Osman” olarak da adlandırılan ve büyük umutlarla padişah olan II. Osman’ın taht yılları ne yazık ki uzun sürmemiştir. II. Osman yenilik yanlısı olmayanların tahrikleriyle Yeniçeriler tarafından tahttan indirilmiştir. Ardından I. Mustafa 19 Mayıs 1622’de ikinci kez padişah olmuştur. Daha doğrusu bazı çıkarcı kesimler şahsî menfaatleri gereği bile bile ikinci kez tahta geçirmişlerdir. II. Osman’ın tahttan indirilmesi olayında etkili olan yeniçeriler ve sipahiler, daha kolay kullanabileceklerini düşündükleri I. Mustafa’yı tekrar tahta çıkarmayı kararlaştırmışlardır. İleride ayan beyan görüleceği gibi bu yanlış bir karardır. Zamanın uleması ve özellikle Şeyhülislam Esad Efendi bu işe ısrarla karşı çıksa da mantık değil duygular galip gelmiş, onu dinleyen olmamış, hatta ulemayı ve şeyhülislâmı ona zorla biat ettirmişlerdir.
Altı asırlık haşmetli Osmanlı tarihinde Sultan I. Mustafa dönemi her yönüyle karmakarışık ve talihsiz bir dönemdir. Tarihçi Feridun Emecen TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Mustafa I” maddesinde bu dönemin nahoş hadiseleriyle ilgili olarak şunları yazar: “9 Receb 1031/20 Mayıs 1622 Cuma günü öğle vakti Topkapı Sarayı’na getirilen Mustafa için burada resmî biat töreni icra edildi, adına camilerde hutbe okundu. Onun bu ikinci saltanatı tamamıyla II. Osman hadisesinin gölgesi altında kaldı. II. Osman’ın feci âkıbeti hem İstanbul’da hem taşrada yeniçeri ve sipahilere karşı büyük bir nefretin doğmasına yol açtı. Bu durum merkezde birbiri peşi sıra çıkan isyanların ve karışıklıkların başlıca sebebini oluşturdu. Olaylarda I. Mustafa’nın doğrudan hiçbir tasarrufu olmadığı, hatta sadrazam tayinlerinde dahi bir etkisinin bulunmadığı açıktır. Kara Davud Paşa ve Mere Hüseyin Paşa gibi sadrazamların iktidar mücadeleleri sırasında sıkça askeri kullanmaları ve bunların çeşitli isteklerle saraya gitmeleri gibi hadiseler, I. Mustafa’nın tamamen dışında, annesinin ve etrafındakilerin aldığı tedbirler veya verdikleri tavizler vasıtasıyla yatıştırılabiliyordu. Hatta kendi çıkarları için onun saltanatını sağlamlaştırmak isteyen annesinin ve Davud Paşa’nın, I. Ahmed’in oğulları Murad ve İbrahim’i katlettirme planlarından da haberdar değildi.”
Sultan I. Mustafa Devri Olaylarına Bakış
II. Osman’ın cezası tahttan indirilmekle sınırlı kalmamış, çeşitli hakaret ve saldırılara maruz bırakıldıktan sonra hunharca şehit edilmiştir. Bu elim hadiseden sonra tabir caizse sular bir türlü durulmamıştır. Olaylar büyüdükçe büyümüş, önü alınamaz bir hâle dönüşmüştür. II. Osman’ın öldürülmesinde başrolde olan Kara Davut Paşa’ya karşı tepkiler bir çığ gibi artmış, bu durum Davut Paşa’yı güç durumda bırakmış, o da Genç Osman’ı I. Mustafa’nın emriyle öldürdüğü yalanını uydurmuştur. Fakat bu yalan inandırıcı olmamış ki Kara Davut Paşa da aynı yeniçeriler ve sipahilerce önce sadrazamlıktan uzaklaştırılmış, daha sonra da gizlendiği bir samanlıkta yakalanarak kellesi uçurulmuştur.
I. Mustafa’nın zayıf yönetimi, devlet yönetiminde ciddi aksaklıklara neden olmuş, yönetim işleri paşalara ve I. Mustafa’nın annesine kalmıştır. I. Mustafa yönetimde sadece isim olarak gözükmüş, pratikte hiçbir etkisi ve yönetime katkısı olmamıştır. Onun ikinci kez padişah olmasını isteyen askerler de ne büyük hata yaptıklarını anlamış olsalar da bir kere iş işten geçmiştir. Fakat bunun böyle sürdürülemeyeceği de açık ve net bir biçimde anlaşılmıştır. Bunun üzerine sadrazam Kemankeş Ali Paşa, zamanın devlet erkânını evinde toplayarak neler yapılması gerektiği konusunda onlarla fikir alışverişinde bulunmuştur. Bu toplantı neticesinde devletin bekası ve selâmeti için padişahın bir an evvel tahttan indirilmesine karar verilmiştir.
Sağlık durumunda bir düzelme olmayan I. Mustafa’nın ikinci saltanat dönemi bir yıl üç ay 22 gün sürmüştür. Bu sefer de 10 Eylül 1623 tarihinde Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin fetvasıyla tahttan indirilmiştir. Onun yerine 11 yaşındaki yeğeni, Kösem Sultan’ın oğlu IV. Murad tahta geçmiştir. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 15 yıl daha yaşamış, 20 Ocak 1639 tarihinde Topkapı Sarayı’nda bir sara krizi neticesinde hayata veda eylemiştir.
Topçular Kâtibi Abdülkadir Efendi Tarihi’ne göre Sultan I. Mustafa, Topkapı Sarayı’ndan dışarı çıkarak av faaliyetlerine katılmakta; silah, tüfek, ok, yay ve kalkan gibi askerî aletlere fazlasıyla ilgi duymaktadır. Hatta bizzat Tophane’ye giderek yanındakilere top atışı yaptırmaktadır. Bunun yanında tersanelere gidip gemi yapım çalışmalarını yerinde incelediğini söyleyen tarihçiler de vardır.
Sultan I. Mustafa’nın dünyanın malında, mülkünde ve makamlarında asla gözü yoktu. O hep mütevazı bir hayat yaşamayı yeğlemiştir. Padişah olmak için büyük istek duyanların aksine o, padişah olmamak için çevresindekilere adeta yalvarmıştır. Fakat onun üzerinden menfaat sağlamak isteyenler onun adını kullanmak için padişah olmasında ısrar etmişlerdir. Padişahlıktan alındığında hiçbir üzüntü belirtisi göstermemiştir. Onun dindarlığı konusunda hemfikir olan çevreler onun sarayda başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, sürekli kitap okuduğunu, zamanının çoğunu ibadet ve tefekkürle geçirdiğini söylemişlerdir.
Sultan I. Mustafa, dünyaya ve içindekilere değer vermediği için devlet yönetiminde otoriteyi hiçbir zaman eline alamamış, sarayın diğer erkânı tarafından hep kullanılmış, ölümünden sonra geriye ne yazık ki herhangi bir eser de bırakamamıştır. Fakat onun hayırsever bir insan olduğunu, çevredeki fakir insanlara hayır hasenatta bulunduğunu, hatta balık havuzlarına altın atarak bunların hizmetçiler tarafından aralarında bölüştürülmesini amaçladığını söyleyenler çoktur.

Sayfayı Paylaş