SULTAN II. MURAD HAN

SULTAN II. MURAD HAN

Sultan II. Murad Han 1403 yılında Amasya’da doğdu. Babası Çelebi Sultan Mehmed, annesi Dulkadir ailesinden Emine Hatun’dur. Çocukluğu Amasya, Bursa ve Edirne’de geçen II. Murad, ailesinin yanında aldığı ilk terbiye ve eğitimin ardından devrin büyük âlimlerinden dersler aldı. Sonrasında da 1415 yılında idarî ve askerî bilgileri öğrenip tecrübe kazanması ve devlet yönetimine hazırlanması gayesiyle lalası Yörgüç Paşa’nın yanında Amasya sancakbeyliğine gönderildi.

  1. Murad, uzun boylu, beyaz tenli, doğan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi eşine ender rastlanacak ve çok kıymetli bir zatın babası olmaktı.

Türkmen ve Moğol toplulukların yaşadığı doğu sınırı idarî bakımdan son derece hassas bir bölgeydi. Her zaman bağımsız hareket etme arzusu içinde olan bu toplulukları disiplin altına almak için uğraşan II. Murad, 1417’de lalası Biçeroğlu Hamza Bey’le birlikte Cenevizlilerin elinde bulunan Samsun’u aldı. Aynı yıl Ege bölgesinde patlak veren Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarını bastırdı.

  1. Murad babası Çelebi Mehmed’in vefatıyla 25 Haziran 1421’de Bursa’da tahta çıktı. Sultan II. Murad Han döneminde Venediklilerle yapılan deniz harbinin sonucunda Selanik fethedildi. Venedikliler yıllık vergiye bağlandı. Bizanslıların mimarı olduğu ve Mustafa Çelebi’nin kışkırtılmasıyla başlayan Düzmece Mustafa isyanı bastırıldı. Peygamberimiz tarafından vaat edilen manevî müjdelere kavuşmak için 1422’de İstanbul’un muhasarası gerçekleştirildi. 1439’da Belgrat muhasara edildiyse de alınamadı. 1443’te Haçlılara karşı İzlâdi Derbendi zaferi kazanıldı. 1444 yılında Macarlarla on yıl süreli Segadin antlaşması yapıldı. Bu antlaşmadan sonra Sultan II. Murad saltanattan çekilerek Osmanlı tahtına oğlu İkinci Mehmed (Fatih Sultan Mehmed)’i geçirdi. Tahta on iki yaşında bir çocuğun geçmesi başta Papalık ve Macarlar olmak üzere Avrupa Devletlerini ümitlendirdi. Osmanlılara karşı tekrar birleşerek toplanan ordularıyla harekete geçtiler. Sultan İkinci Mehmed, ömrünün yirmi sekiz yılını muharebe meydanlarında geçiren babası II. Murad Han’ı yaşından ümit edilmeyecek ifadelerin bulunduğu tarihî davet mektubu ile tahta geçmeye çağırdı. II. Murad Han’ın, Manisa’dan Edirne’ye gelerek kumandayı yeniden ele almasından sonra, Varna’da Haçlılara karşı İslâm-Türk tarihinin en muhteşem zaferlerinden biri daha kazanıldı.

Sultan II. Murad’ın Osmanlı tarihine kazandırdığı en büyük zaferden birisi de Varna Muharebesi mağlûbiyetinin lekesini silmek için Macaristan, Eflak, Bohemya ve Almanya’dan kuvvet toplayarak bir Haçlı ittifakı daha oluşturan Macarların millî kahramanı Hunyadi Yanoş’a karşı yapılan Kosova Meydan Savaşı’dır. 17 Ekim 1448’de başlayan ve üç gün devam eden bu meydan muharebesi Haçlıların bozgunu ile neticelendi.

Babası Çelebi Mehmed Han’ın dönemi kadar olmasa da buhranlı denebilecek bir devirde devlet idaresini eline alan Sultan Murad Han, hayatı boyunca, Anadolu’da Türk birliğinin kökleşmesi için çalıştı. Rumeli’de tabiî hudutlar içinde yaşamayı tercih etmesine rağmen, memleket menfaati icap ettiği zaman asla vazifeden kaçmayacak ve hayatını bu uğurda fedadan çekinmeyecek kadar cesur, metin, iradeli, azimkâr idi. İç ve dış gailelerle geçen hükümdarlık hayatı sonunda, sadece siyasî ve askerî bakımdan değil, medeniyet bakımından da yeni bir çağ açacak olan oğlu Sultan Mehmed’e mamur ve her türlü ilmî gelişmeye hazır bir ülke bıraktı.

Sultan II. Murad Han, 3 Şubat 1451 tarihinde Edirne’de vefat etmiştir. Bursa şehrindeki Muradiye yakınlarındaki türbesine defnedilmiştir. Halkının kendisine karşı duyduğu sevgi ve tazimden dolayı Koca Murad Bey, Koca Murad Gazi isimleriyle andığı Sultan Murad, sükûneti ve huzurlu yaşamayı arzu eden fakat icap ettiği takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanatı müddetince, memleketini çok büyük bir şan ve şerefle idare ederek, emri altında bulunan herkeste, dindar, âdil ve lütufkâr bir padişah nâmı bırakmıştır.

İnce ruhlu, hassas, lütufkâr, âdil, merhametli olup sözüne sadık, cesur ve tedbir sâhibi, kumanda kabiliyeti yüksek bir devlet adamı olan II. Murad Han, ilmî sohbetleri sever, âlimleri himaye eder ve onların ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılardı. Haftanın iki gününü ilim meclisinde sohbetle geçirirdi. Kendisinin de ilmi ve ibadeti çok; zühd, verâ ve takvası pek fazlaydı.

Dünyevî zevkleri bilen aynı zamanda uhrevî âleme de gereken bağlılığı gösteren II. Murad’ın türbesi, Muradiye Türbelerinin bulunduğu bahçenin merkezinde, caminin güneybatısındadır. Mermerden bir eyvandan geçilerek türbeye girilmektedir. Ahşap saçağı son derece mükemmeldir. On iki köşe yıldızların etrafında, yaldızlı çiviler, geometrik süslemeler vardır.

13,45 metre kenarları olan kare planlı türbede bulunan II. Murad’ın mezarı mermer levhalı olup, vasiyeti gereği, kubbenin orta kısmında genişçe bir bölüm yağmurun mezarın üzerine yağması için açık bırakılmıştır.

Türbenin içindeki yan odada iki büyük oğlu ile bir kızının mezarları bulunmaktadır.

Sultanlıktan kendi isteğiyle ayrılan ilk ve son hükümdar olan II. Murad, Bursa’da gömülen son Osmanlı Padişahıdır.

Sultan 2. Murad, 1443’te kaybettiği büyük oğlu Alaaddin’in yakınına gömülmek istediği için cenazesi Bursa’ya getirilmiş ve küçük oğlu Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan bu türbeye defnedilmiştir. Mezarının bulunduğu bu türbe ölümünden önce 1437’de kendisi tarafından yaptırılmıştır.

Gösterişten hoşlanmayan II. Murad’ın türbesi oldukça sadedir. Sıradan bir vatandaşın mezarından farklı değildir. Türbenin kubbesi, II. Murad’ın vasiyeti gereği mezarın yağmur sularıyla ıslanması için gökyüzüne açık olarak yapılmıştır. Sultan II. Murad, vasiyetinde kendisi böyle istemiş; öyle ki, “Allah’ın rahmeti, ister güneş ve ayın parlaklığı, isterse cennetin yağmuru veya çiği olsun, mezarımın doğrudan üzerine yağsın.” diye vasiyet etmiş.

  1. Murad’ın oğlu Alaaddin ile kızları Fatma ve Hatice’ye ait sandukalar da II. Murad türbesinin içinden geçilerek ulaşılan sade odada bulunmaktadır.

Sayfayı Paylaş