SOMUNCU BABA HAZRETLERİ'NİN NASİHATLERİ – 10: AYRI BİR GÖRÜŞLE, KENDİNİ CEMAATTEN AYRI BIRAKMASINLAR

Somuncu Baba

"Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın¸
parçalanıp ayrılmayın."
(3/Al-i İmran 103.) "Yüce Rabb'imizin emirlerini mana iklimlerinde yoğurup yorumlayarak müritlerine bir şifa meltemi olarak sunan gönül dostlarının en ziyade üzerinde durduğu husus da tevhid akidesini¸ yolundan gidenlerin gönlüne ilâhî bir nakış olarak asmaya çalışmaktır."


İslâm'ın Özü “Tevhid İnancı”dır


İhlâs Suresi'nde özetini bulan tevhid akidesi aynı zamanda İslâm'ın da özü mahiyetindedir. Yüce Rabb'imiz bahsi geçen surede bütün insanlığa hitaben şöyle buyurur: “De ki: O Allah tektir. Allah¸ Samed'dir (Kendisine her şey muhtaç olduğu hâlde O¸ hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O¸ ne doğurdu¸ ne de doğuruldu. Hiçbir şey O'nun dengi de değildir.”


Tevhid inancı¸ her şeyden önce yaratıcımız olan Yüce Allah'ı zatında¸ sıfatlarında ve fiillerinde bir kabul etmeyi¸ zatında¸ sıfat ve fiillerinde Allahu Teâlâ'ya bir başkasını denk¸ emsal ve ortak tutmamayı yürekten kabul edebilmeyi kapsar. Buna göre İhlâs Suresi'nde de veciz şekilde vurgulandığı gibi İslâm olan insana gerekli olan şey¸ Yüce Allah'ı isim ve sıfatlarıyla bilmesi ve O'na yürekten inanıp bağlanmasıdır. Bütün ilâhî dinlerin temeli tevhid inancına dayalı olduğu gibi aynı zamanda tevhid¸ İslâm›ın da vazgeçilmez temel şartı olarak Yüce Rabb'imiz tarafından biz kullarına vaz edilmiştir.


Enbiya Suresi 92. ayette; “İşte bu oluşturduğunuz ümmet¸ tek bir ümmettir¸ Rabb'iniz de benim. Öyleyse sırf bana kulluk ediniz.” buyuran Yüce Rabb'imiz¸ her mü'minin¸ tevhidi kalbinde içselleştirmesini ve gönlüne bir bayrak misali asmasını emretmektedir. Böylece bir Allah'a inanmayı kalbinde ve zihninde başaran mü'minin tefekküründe herhangi bir çatlamanın¸ bölünüp parçalanmanın imkânı ortadan kalkacağı gibi gönlünde de inanmaya dair bir yarılma olmayacaktır. Bu sayede tevhid inancı¸ Müslüman fertleri hem zihin hem de gönül anlamında bir duvarın tuğlaları gibi birbirine kenetleyecek ve buradan hem güçlü fertler hem de birlik ekseninde oldukça güçlü bir cemiyet ortaya çıkacaktır.


Yüce Rabb'imizin emirlerini mana iklimlerinde yoğurup yorumlayarak müritlerine bir şifa meltemi olarak sunan gönül dostlarının en ziyade üzerinde durduğu husus da tevhid akidesini¸ yolundan gidenlerin gönlüne ilâhî bir nakış olarak asmaya çalışmaktır. Yüce Allah'ın vaz ettiği son din İslâm yolunun yanık bir aşığı olan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin arkadaşlarına ve yolundan gidenlere; “Ayrı bir görüşle¸ kendini cemaatten ayrı bırakmasınlar.” tavsiyesi bu anlamda bir yandan vahdet çağrısıdır¸ diğer yandan da tefrikaya düşmemek için veciz bir uyarıdır.


İslâm¸ Tefrikayı Yasaklar


Al-i İmran Suresi 103. ayette Rabb'imiz şöyle buyurur; “Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın¸ parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O¸ kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz¸ bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” Bu ilâhî ikaz¸ hayatın her alanında tevhide dayalı bir bakış açısını bizlere gerekli kılmaktadır. Buna göre¸ inançlı bir bireyin¸ huzurlu bir toplumun ve dengeli bir sosyal hayatın oluşabilmesinin temel şartı da tevhid inancıdır.


Müslüman toplumlarda dün olduğu gibi bugün de tevhid akidesinden uzaklaşmanın sonucunda yaşanan tefrikanın¸ bölünüp parçalanmanın İslâm coğrafyasını topyekûn kan¸ zulüm ve gözyaşı seline gark ettiğini büyük bir hüzünle müşahede etmekteyiz. Bu durum¸ tevhid akidesinin hayatın her alanına sirayet etmesinin ne denli hayatî bir önem arz ettiğini bütün çıplaklığıyla bizlere göstermektedir. Zira Yüce Allah'ın emrettiği birlik hayatın her alanında gerektiği gibi tesis edilemezse o toplumlarda tefrikanın baş göstermesi kaçınılmaz olacaktır. Ayrılığın gayrılığın hüküm sürmeye başladığı yerde ise insanın en önce Yüce Yaratıcı'sına yabancılaşması ardından fıtratına ve nihayet kendisini ayakta tutan bütün değerlerine yabancılaşması an meselesidir.


Yüce Rabb'imiz Müslüman toplumlarda yaşanan yangınların ortaya çıkmaması için her türlü tefrikayı yasaklamış¸ Peygamber Efendimiz ise pek çok uygulamasında tefrikanın sebebiyet vereceği toplumsal hastalıkları bertaraf etmek için yoğun gayret göstermekle kalmamış hadis-i şeriflerinde de bunu açıkça ifade buyurmuştur. Bunun en çarpıcı misallerinden birisi şu hadis-i şeriftir ki layık-ı vech ile uygulanabilmesi halinde Müslümanlar arasında vuku bulabilecek bütün kötülükleri anında izale edebilecek bir tesire sahiptir;


“Birbirinizden nefret etmeyin¸ birbirinize haset etmeyin¸ birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları¸ kardeş olun. Bir Müslüman'ın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helâl olmaz.”


Müslümanların dertleriyle hemhal olup Allah yolunda çileyle dolu bir ömür geçiren Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin arkadaşlarına ve yolundan gidenlere salık verdiği: “Ayrı bir görüşle¸ kendini cemaatten ayrı bırakmasınlar.” nasihati¸ Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)'in vefatından sonra vuku bulan ve hâlâ yüreklerimizi dağlamaya devam eden Müslümanların elim tefrikasına işaret buyurduğu gibi elan günümüzde yaşanmakta olan kan ve gözyaşlarıyla yüreklerimizi yakan modern savrulmalara da ikaz mahiyetindedir. Allah dostlarının en büyük çilesi ve ihvanları için duydukları en ziyade kaygı da tefrikadan başka nedir ki?


Birlikte Rahmet¸ Ayrılıkta Azap Vardır


Çağların alaca sisi ve pusu İslâm'ın temel inanç ve bilgi kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ile Rasûlullah Efendimiz Hz. Muhammed'in hadis-i şeriflerinin ışığını boğmaya çalıştığı zamanlarda Müslümanlar¸ tefrika uçurumlarına yaklaşmış hatta düşeyazmışlardır.


Nitekim bu anlamda Müslümanlar arasında ilk ayrılıklar güllerin ve gönüllerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'in vefatını müteakip baş göstermiş¸ bunun neticesinde itikadî konulara ilişkin dinî metinlerin farklı yorumundan tutun da siyasî ayrılıklara kadar varan¸ neticesinde Müslümanların büyük eleme gark oldukları hadiseler birbiri ardı sıra cereyan etmeye başlamıştır. İlk zamanlarda görüş ihtilafı gibi görünen çetin meseleler zamanla daha da ayrışarak Müslüman toplum arasında bir bölünmeye sebebiyet vermiştir. Buna İslâm toplumunda gerçek yüzlerini gizleyen münafıkların nifak hareketleri de eklenince bütün Müslümanların yüreklerinde acıları hâlâ taze olan Cemel ve Sıffin vakaları gibi elim tefrika hadiseleri cereyan etmiştir.


Bu kanlı olayların nihayetinde İslâm toplumunun birlik ve beraberliğine sirayet eden ayrılık hareketleri¸ durgun suya atılan taşın meydana getirdiği dalgalar gibi hızla yayılarak siyasî boyutu da aşıp ne yazık ki itikadî şekle bürünmeye kadar ulaşmıştır. O elim tefrikanın iflah olmaz kolları nice asırları aşıp günümüze kadar ulaşmakla kalmamış ne yazık ki hâlâ devam eden derin ayrılıkları güçlü parmaklarıyla beslemeye devam etmektedir.


Tevhidi¸ İslâm kardeşliğini ve beraberliği varılacak nihai hedef olarak inananların ufuk çizgisine kazınmaz şekilde asan bir dinin ve medeniyetin bu ayrılık sancılarıyla yaşaması herkesi olduğu gibi gönül dehlizlerimizin sultanları olan Allah dostlarını da derinden üzmeye devam etmekte ve toplumumuzun geleceği adına kaygılandırmaktadır. Onlar yaşadıkları asırları şafağın gecenin karanlıklarını kuşattığı gibi adeta kuşanarak İslâm'ın emirlerini çağın idrakine sunmayı kendilerine biricik vazife bilmişlerdir. Güneşin yeni günü uyandırdığı ve hafızaları canlandırdığı gibi gönül dostlarının nasihatleri de çağın sisinin perdelediği idrakleri temizleyerek tazeleme vazifesi görmüştür. İdrakimizin şairi olan Mehmet Akif Ersoy gibi derdi İslâm olan herkesin tefrikayı işaret etmesi ve bu hususta kelam etmesi bu yüzdendir:


Girmeden tefrika bir millete düşman giremez


Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez


Osmanlı'nın manevî mimarlarından olan Somuncu Baba Hazretleri'nin arkadaşlarına ve yolundan gidenlere salık buyurduğu; “Ayrı bir görüşle¸ kendini cemaatten ayrı bırakmasınlar.” nasihati bu anlamda çağın bulanıklığında tevhit noktasında tereddüt gösterebilecek müritlerine bir kandil gibi yol gösterici olmuştur.


Parçalanıp Dağılanlar Gibi Olmayın


Şüphesiz ki Yüce Rabb'imiz bütün insanları farklı bir anlayışa ve düşünceye sahip bir biçimde yaratmış¸ mü'minleri¸ hidayet yoluna¸ iyilik ve takvada yardımlaşmaya¸ ayrılığa düşmemeye ve varolmak için birlikte hareket etmeye teşvik etmiştir. İnsanlar arasında meydana gelecek fikrî ihtilaflar dinimiz tarafından bazı sınırlar içinde doğal karşılanmış hatta rahmet olarak kabul görmüştür.


İslâm medeniyet mirası¸ hakkında ayet ve hadis bulunmayan konularda İslâm âlimlerinin bulduğu birbirinden farklı çözüm önerileriyle şekillenmiş ve bu sayede kültür havuzumuz binlerce cilt dolusu yeni bilgi hazinesine sahip olmuştur. Karşılaşılan yeni meselelerde İslâm âlimleri¸ Kur'an ve sünnet esprisine aykırı düşmeyecek tarzda farklı içtihatlara gitmişler ve İslâmî hayatta tıkanılan problemleri aşmada nebevî geleneği sürdürmüşlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ashabından birisi anlatıyor:


“Rasûlullah Efendimiz'in yanında idik. O¸ yere bir çizgi çizdi. Bu çizginin sağına iki¸ soluna da iki paralel çizgi daha ekledi. Sonra elini ortadaki çizginin üzerine koyarak dedi ki: ‘Bu¸ Allah'ın yoludur.' Sonra Enam Suresi 153. ayetini okudu: ‘İşte bu¸ benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O'nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” Rabb'imizin sırat-ı müstakim diye buyurduğu dosdoğru yol¸ ifrat ve tefritten uzak dengeli bir ümmetin yoludur. Yani¸ Allah Rasûlü'nün ve onun ashabının izlediği yoldur.


İnsanlar arasındaki fikrî ihtilaflar ve görüş ayrılıkları dinimizce bazı sınırlar içinde doğal karşılanmıştır. Ancak bu ihtilaflar derin sosyal ayrılıklara sebebiyet verip tefrikaya ulaşınca haram kılınmıştır. Zira tefrika¸ toplumsal hayatın yapısını kökünden sarsmakta ve Müslüman topluluğu parçalara ayırıp onların dinamik gücünü zaafa uğratacağı için haram kılınmıştır.


Her hastalığın bir tedavi yöntemi ve ilacı olduğu gibi cemiyet hastalıklarının da tedavi yöntemleri vardır. Allah dostları bir yandan müritlerinin gönüllerini İslâm'ın şifa meltemleriyle arındırmaya çalışırken diğer yandan da Müslümanları topyekûn zillete düşüren¸ birlik ruhunu zaafa uğratan ve sosyal bünyemizde derin yaralar açan tefrika hastalığından cemiyeti kurtarabilmenin yoğun çabasına koyulmuşlardır. Güzel Anadolu'muzun İslâm mayasıyla yoğruluşunun büyük bir aşk ve şevkle hamilerinden olan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin arkadaşlarına ve yolundan gidenlere salık verdiği: “Ayrı bir görüşle¸ kendini cemaatten ayrı bırakmasınlar.” nasihati bu anlamda birlik ve beraberliğimizi perçinleyen en önemli tavsiyelerinden birisi olarak önümüzde durmaktadır.


Tefrika oklarıyla yüreklerimizin dağlandığı bu günlerde Somuncu Baba Hazretleri'nin bu nasihati cemiyetimize yeni ufuklar açar inşallah…

Sayfayı Paylaş