SELÂMLAŞMAK ESENLİK VE HUZUR KAYNAĞIDIR

239 Dergi-23

Sözlükler de selâm; emniyet, güven, kurtuluş, esenlik, barış, huzur anlamına geldiği gibi, insanların birbiriyle karşılaştıklarında kullandıkları yakınlık, dostluk, saygı ifade eden söz, işaret ve hareket anlamına da gelmektedir.[1]

Selâm, insanların birbiriyle diyalogunun/iletişimin ilk adımıdır. Kalıcı dostlukların başlangıcını sağlayan eşsiz güzellikte bir ifadedir. Herkese selâm vermek ve verilen selâma aynen veya daha güzeliyle karşılık vermek, yüce dinimiz İslâm’ın biz Müslümanlara bir emridir.

İslâm dini getirdiği eşitlik ve fazilet anlayışına uygun olarak bir selâmlaşma âdâbı oluşturmuş; Müslümanların birbirleriyle karşılaştıkları zaman, birbirlerine sağlık ve esenlik dileklerinde bulunmalarını emretmiştir. Yani bir mü’min, diğer bir mü’mine “Selâmün aleyküm.”  veya “Es-selâmü aleyküm.” (Selâm sizin üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kazadan ve beladan korusun.) diyecek; diğeri de “Ve aleykümü’s-selâm”  veya “Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullah.” yahut da “Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berekatüh.” (Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de üzerinize olsun.) şeklinde cevap verecektir. Selâmlaşma Müslümanlar arasında bir ülfet, kaynaşma, sevgi aracıdır, barış içinde olma işaretidir. Selâm verip alanlar birbirlerine Allah’tan “iyilik, esenlik, rahmet, bereket” dilemektedirler. Bu sebeple selâmlaşma Kur’an’da ve Sünnet’te teşvik edilmiş, âlimler tarafından hükmü ve adabı üzerine açıklamalar yapılmış, eserler yazılmıştır. Bir Müslüman’ın bir veya daha fazla Müslüman’la karşılaştığı, bir araya geldiği zaman selâm vermesi sünnettir, bu selâmı birisi verince diğerlerinin onu alması farzdır. Kur’an-ı Kerim’de  “Size bir selâm verildiği zaman ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin.”[2] buyrulmaktadır. Bu bağlamda, birbiriyle karşılaşan iki Müslümanın selâmlaşması sünnettir, daha doğru bir ifadeyle selâm vermek sünnet, verilen selâmı almak veya daha güzeliyle karşılık vermek ise farzdır.[3]

İnsanlar birbiriyle selâmlaşınca aralarındaki anlaşma ve kaynaşma hâsıl olur. Selâmlaşmayla kırgınlık, dargınlık ve düşmanlıklar yerini dostluklara bırakır. Peygamberimiz (s.a.v.) de şu hadisi ile konunun önemini açıklamaktadır: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.             Size yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”[4]

 

Selâm, Rabb’imizin Güzel İsimlerinden Birisidir

Selâm, aynı zamanda Allah’ın güzel isimlerinden biri olup Esmâü’l Hüsnâ  (Allah’ın en güzel isimleri) hadisinde geçer, esenlik, selâmet, güven ve huzur veren, sulh ve barış temin eden, yarattıklarını selâmette kılan anlamındadır. Namazdan çıkış selâmının arkasından okunan “Allahümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm.” diye başlayan tâzim ifadesinde selâm, hem Allah’ın ismi olarak zikredilmekte hem de selâmetin Allah’tan geldiği belirtilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de selâmlaşmayla ilgili olarak; Allah’ın muttaki (takva sahibi) kullarına, hidayete erenlere, seçkin kullarına, cennet ehli mü’minlere, Hz. Nuh (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. Harun (a.s.) ve Hz. İlyas (a.s.)’a, bütün peygamberlere selâm verdiği, meleklerin Hz. İbrahim (a.s.)’e ve Hz. Nuh (a.s.)’a gittiklerinde onlara selâm verdikleri, yine meleklerin cennet ehline selâm verdiği, cennet ehlinin birbirlerine selâm verdikleri, Peygamberimiz (s.a.v.)’e de kendisine gelen mü’minlere “Selâmün aleyküm.” diye hitap etmesinin emredildiği bildirilmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v.) selâm vermeyi sevap kazandıran, cennete girmeye vesile olan önemli bir salih amel olarak tarif etmiş, Müslümanların çokça selâmlaşmalarının karşılıklı sevgiyi ve muhabbeti artıracağını, birbiriyle karşılaşan iki Müslüman’dan daha önce selâm verenin Allah’a daha yakın olacağını, selâmlaşmanın iyilik ve bereket getireceğini belirterek Müslümanlar arasında selâmlaşmanın yaygınlaştırılmasını tavsiye etmiştir.

Rahmet Elçisi (s.a.v.) çocuklara ve kadınlara selâm vermiş, kişinin kendi evine girerken de evde bulunan ev halkına (anne, baba, çocuk ve diğer yakınları)  selâm vermesini tavsiye etmiştir. Nitekim konuyla ilgili bir âyette de: “Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (ev halkınıza/birbirinize) selâm verin.”[5]  buyrulmuştur. Bu âyet evde kimse olmasa bile, giren kimsenin kendi kendine selâm vermesi gerektiğine delil getirilmiştir. Bu durumda verilecek selâm  “Es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn/Allah’ın selâmı bizim ve salih kulların üzerine olsun.” şeklinde olmalıdır. Çünkü Müslüman’ın evinde rahmet melekleri bulunur.

Sünnete uygun olan; yürüyenin oturana, küçüklerin büyüklere, binekli, atlı veya arabalı olanların yayalara, yürüyenlerin oturanlara, arkadan gelenlerin önden gidenlere, iki grup karşılaştığı zaman sayıca az olanların çok olanlara selâm vermesidir. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) iki kişi birbirinden veya bir kişi gruptan/meclisten ayrılırken de selâm vermesini tavsiye etmiştir. Aynı derecede ve yaştaki insanlar karşılaştıklarında, hangisi önce selâm verirse o daha kazançlı çıkar. Hadis-i şerifte önce selâm verenin daha faziletli olacağı şöyle ifade edilmiştir: “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.”[6] Topluluğa verildiğinde, grubun içinden bir kişinin selâmı alması yeterlidir. Verilen selâma hiç kimse karşılık vermeyecek olursa o topluluktaki herkes sorumlu/günahkâr olur. Uygun olmayan ortamda verilen selâmın alınmamasında ise bir vebal yoktur. Mektupla veya mesajla selâm verildiğinde cevabî yazıda “Ve aleyke’s-selâm.” veya “Ve aleykümü’s-selâm.” ifadesi ile ya da aynı ifade ile selâma karşılık verilir. Bir kimseden selâm getirildiğinde de; “Aleyke ve aleyhi’s-selâm.” şeklinde cevap verilebilir.[7]

Selâmın çatışmayı ve kavgayı önleyen, huzuru ve sevgiyi artıran bir özelliği vardır. Bu nedenle selâmı yaymak; insanlar arasında sevgi, saygı, dostluk ve barışın yaygınlaştırılması, mü’min kalplerin birbirine ısınması bakımından büyük önem arz etmektedir. O hâlde aile bireyleri, arkadaş, dost, tanıdık veya tanımadık kısaca bütün Müslümanlarla sevgi, saygı ve samimiyet duygularının geliştirilebilmesi için, karşılıklı olarak selâm verelim ve alalım.

Gayrimüslimlere “Selâmün aleyküm.” denilerek selâm verilmez, ehl-i kitap (Hıristiyan, Yahudi)’tan birisi selâm verirse “Ve aleyküm.” diye cevap verilir. Çünkü selâm iki Müslüman’ın birbirine olan karşılıklı hayır duasıdır, bu dua cümlesi bizzat Resûlullah (s.a.v.) tarafından biz Müslümanlara öğretilmiştir. Müslümanların aynı ortamı paylaştıkları gayrimüslimlere onların kendi dillerinde “Merhaba!”, “Günaydın!”, “Selâmlar!” vb. gibi kelimelerle/cümlelerle selâm vermesi sosyal barışın, huzurun ve karşılıklı iyi münasebetlerin devamı açısından çok olumlu bir davranıştır.

İletişim Psikolojisi ve Selâm

İnsan, beyin ve organizma farklılığı nedeniyle diğer canlılardan ayrılmakta, bu nedenle de onun iletişim faaliyeti diğer faaliyetleri gibi psikolojik içerik ve süreçlerden oluşmaktadır. İletişim sürecinde tecrübesi artan insan bu arada olgunlaşır ve gelişimi de artar. Kendi benliği ile diğer benliklerin farkına varır, benlik bilincine ulaşır. Böylece başka benliklerle bütünleşir ve yalnızlıktan kurtulur.[8]

İletişim karşılıklı duygu, düşünce, sevinç, hüzün gibi duyguların paylaşıldığı bir süreçtir ve bu süreçte insanlar başka bir insanla duygu ve düşüncelerini, mutlu ve mutsuz anlarını, kaygı ve endişelerini kısacası hayat tecrübelerini paylaştıkça kendilerini daha huzurlu hissetmektedirler.

Yüzdeki tebessüm ve aynı dili konuşmak, insanların gönüllerinin birleşmesine vesile olur. Çünkü aynı dili kullanmak bir arada bulunma vazifesi görür, birlik ve beraberliğe olumlu yönde katkı sağlar. İyi muamele ve yumuşak söz söylemenin, insanî ilişkilerde büyük önemi vardır. Öfkeli bir insana yumuşak bir üslupla yaklaşıldığı zaman öfkesi diner. Çünkü gönüller için, en etkili ve tesirli ilaç iyi ve yumuşak bir sözdür. Ağzımızdan çıkan söz ile kalbimiz arasında kuvvetli bir bağ vardır; selâm ise bu özelliğiyle ortamda güven, huzur, barış duygularının oluşmasına neden olur. Selâmlaşma ile manevî bağlar güçlenir; selâm, daha güzeli ile karşılık bulunca da ortama bir tebessüm ve huzur yayılır; kırgınlıklar ve küskünlükler son bulur. Selâmlaşma ile aslında insanların içerisinde var olan ruhların birbirine yak(ın)laşma ve iletişime geçme ihtiyacına da cevap verilmiş olmaktadır. Dinî ve insanî bir değer olarak ve insanı mutlu etme potansiyeli açısından üst sıralarda bulunan selâm; güven, sevgi, barış, esenlik ve mutluluk duygularını da beraberinde getirir.[9]

Selâmın gündelik iletişimde önemli fonksiyonları bulunmaktadır. İlk karşılaşmada kullanılan selâm cümlesi (es-selâmü aleyküm) veya beden dili hareketleri iletişimin birinci aşamasıdır. Bu selâm sözleri ve beden dili hareketleri, sağlıklı bir iletişimin de bir göstergesidir. Bunun sonucunda da insanların karşılıklı selâmlaşması toplumda huzur, güven ve barışın oluşumuna katkı sağlamaktadır. Günlük hayatta, mü’minlerin birbirleriyle iletişime geçmek için selâm vermeleri pozitif sonuçlar doğurur. Bu bağlamda edep, sevgi ve saygı çerçevesinde verilen selâmın büyük bir önemi vardır.

Selâmlaşma ile diğer insanlara olan bakış açısı değişir, dolayısıyla gönülden gönüle muhabbet ve sevgi bağı oluşur. Ayrıca selâm ile karşı tarafa “Sen, benim için değerlisin” mesajı gönderilmektir. İnsanın varoluşunun da bir işareti olan selâmlaşmayla hem karşı taraftaki insana verilen önem gösterilir, hem de kendi varlığından onu haberdar etmiş olunur. Selâmlaşma ile karşıdaki insana sevgi ve iyi niyet gösterilmiş, yaratılış gereği insanın fıtratında var olan birbirine yakınlaşma ihtiyacına da cevap verilmiş olmaktadır.[10]

 

Kimlere Selâm Verilmez?

Namaz kılmakta olana, uyuyana, Kur’an okuyana ve dinleyene, hutbe okuyana ve dinleyene,  ezan okuyana, kâmet getirene, vaaz edene ve dinleyene, tefekküre dalmış olana, ders okutana, ilimle meşgul olana, tuvalette, banyoda olana, içki içene, kumar oynayana, tavla oynayana,  açıktan açığa günah işleyen fasığa,  hamamda olup da tesettüre riayet etmeyene, çıplak olana, şarkı söylemekte olana selâm verilmez, mekruhtur.[11]

 

Sonuç itibariyle söylemek gerekirse selâm; barış, esenlik,  güven, huzur, her türlü bela ve kötülüklerden uzak olma anlamında İslâmî bir ifade olup, Müslümanların birbirine karşı hayır duası ve iyi dilek temennisidir.

Selâmlaşmak; sosyal barışın, huzurun, sevginin, toplumsal dayanışmanın ve kaynaşmanın en güzel işaretlerinden birisidir. Bu nedenle yüce dinimiz İslâm, selâmlaşmaya büyük önem vermiş ve Müslümanlar arasında selâmlaşmanın yaygınlaştırılmasını emretmiştir.

Selâmlaşma ile manevî bağlar güçlenir; selâm, daha güzeli ile karşılık bulunca da ortama bir tebessüm ve huzur yayılır; kırgınlıklar ve küskünlükler son bulur. Selâmlaşma ile aslında insanların içerisinde var olan ruhların birbirine yak(ın)laşma ve iletişime geçme ihtiyacına da cevap verilmiş olmaktadır.

 

 

[1] Mehmet Efendioğlu, “Selâm”, Diyanet İslâm Ansk., c.36, TDV. Yay., İstanbul 2009, s. 342; Mehmet Canbulat, “Selâm”, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİB. Yay., 5. baskı, Ankara 2010, s. 586; Şükrü Halûk Akalın vdğr., Türkçe Sözlük, TDK. Yay., 11. baskı, Ankara 2005, s. 2059; İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, c.3, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul 2006, s. 2693.

[2] 4/Nisâ, 86.

[3] Komisyon, Kur’an Yolu Meâl-Tefsir, c. 2, 5. baskı, DİB. Yay., Ankara 2014, s. 107.

[4] Müslim, İman, 22, 93; Ebû Dâvûd, Edeb 131; Tirmizî, İsti’zân 1; İbn Mâce, Mukaddime 6, Edeb 11.

[5] 24/Nur, 61.

[6] Ebû Dâvûd, Edeb, 133.

[7] Nevzat Sabri Akın, “Selâmlaşmanın Önemi”, Kur’an’dan Öğütler II, DİB. Yay., 5. Baskı, Ankara, 2011, s. 319.

[8] Fatma Zehra Karakuş, İletişim Pskikolojisi Açısından Selâm, (Yayınlanmmaış Y.L. Tezi), Ankara Ün. SBE., Ankara 2019, s. 17.

[9] Yüksel Salman,  “Editörden”, Diyanet Aylık Dergisi, sayı: 259, 2012, s. 4.

[10] Karakuş, a.g. tez, s. 20.

[11] Lütfi Şentürk – Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihâli, DİB. Yay., 11. baskı, Ankara 2004, s. 483; Zeki Duman, Kur’an-ı Kerim’de Adab-ı Muaşeret, Tuğra Neşriyat, İstanbul 1994, s. 323.

Sayfayı Paylaş