Sancakbeyliğinden Saltanata: Sultan III. Mehmed

somuncubaba-219-sultan-mehmet

Manisa Sancakbeyliği’nden Osmanlı Tahtına Uzanan Yol
Osmanlı Devleti’nin 13. padişahı, İslâm halifelerinin 92’ncisi olan III. Mehmed, 26 Mayıs 1566 tarihinde Manisa’nın Sart Ovası’nda dünyaya gelmiştir. Babası III. Murad, annesi Arnavut asıllı Safiye Sultan’dır. Ona “Mehmed” adını, doğum haberini çıktığı Zigetvar Seferi sırasında alan büyük dedesi Kanunî Sultan Süleyman’ın koyduğu söylenir.
III. Mehmed’le ilgili bilgi veren kaynaklar onun orta boylu, kumral sakallı ve güzel yüzlü bir insan olduğu görüşünde birleşirler. Bunun yanında onun kendi hâlinde, nazik, halim, selim, vakur, kerim, edib, salih ve âbid bir şahsiyete sahip olduğu söylenir.
III. Mehmed, babasının cülusuna kadar hayatını Manisa’da geçirmiştir. 16 yaşındayken tarihe geçen muhteşem bir merasimle sünnet edilmiştir. Din, fen, askerlik ve idare alanlarında çok iyi bir eğitim gören III. Mehmed’in ilk hocası Manisalı İbrahim Cafer Efendi’dir. Diğer önemli hocaları Kazasker Pir Mehmed Azmi Efendi, Nevâlî Nasuh Efendi ve Hoca Sadeddin Efendi’dir. Sultan III. Mehmed’in eşleri Halime ve Handan Sultan; erkek çocukları Şehzade Selim, Şehzade Cihangir, Şehzade Mahmud, I. Ahmed ve I. Mustafa’dır.
Sultan III. Mehmed, 1583’te 12 yıl devam edecek olan Manisa Sancakbeyliği’ne tayin edilmiştir. Sultan III. Mehmed, babası III. Murad öldüğünde 29 yaşındaydı. Babasının ölümü üzerine 1595’te Osmanlı tahtına oturmuştur.
Sultan III. Mehmed, sancakbeyliğinden saltanata gelen son Osmanlı padişahıdır. III. Mehmed, beş vakit namazını derin bir huşuyla vaktinde ve de çoğunlukla cemaatle kılan çok dindar bir padişahtı. Peygamber Efendimiz’e derin bir sevgisi ve muhabbeti vardı. Onun adı anıldığında bambaşka bir hâle bürünerek adeta cezbeye kapılırdı. Onun İslâm’ın dört halifesi olan Hz. Ebû Bekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, Hz. Ali’ye; ashâb-ı kirama ve âlimlere hürmeti büyüktü.
Tahttan ve Taçtan Güç Almayan Gönül Zengini Bir İnsan: Sultan III. Mehmed
Sultan III. Mehmed, dünyanın malına ve mülküne kıymet vermezdi. Tok gönüllü bir insan olduğu için taht da taç da onun için önemli değildi. Asıl önemli olan şey kurum ve kuruluşları zaafa uğratmadan devletin devamını sağlamaktı. Çünkü Osmanlı, İslâm’ın en güçlü kalesiydi. Bu kale ayakta kaldıkça İslâm’ın gücü artarak devam edecekti. Aksini düşünmek bile istemiyordu. Bütün gayesi Osmanlı kalesine bir taş koyabilmekti.
Sultan III. Mehmed, gönül zengini bir insandı. Tahtlar ve taçlar onu hiçbir zaman kibirlendirmemiştir. O, tebaasına karşı son derece merhametli ve cömertti. O, devlet işlerinden artakalan zamanlarında kırlara çıkar, kendince huzur bulurdu. Bu sırada tefekkür ederek Hakk’a yakın olmaya çalışırdı. O, bu dünyanın fani olduğu gerçeğini erken fark etmişti.
Eğri Kalesi’nin Fatihi:            Sultan III. Mehmed
Sultan III. Mehmed, babası III. Murad Dönemi’nde başlayan Osmanlı-Avusturya Savaşı sürerken tahta geçmiştir. Tahta geçince de Avusturya ve Eflâk meseleleriyle ilgilenmiştir. Bu çerçevede 1595’te Avusturyalılar Estergon Kalesi’ni kuşatmış, Osmanlı askerlerinin üstün gayretlerine rağmen, kale sayıca üstün olan Avusturyalılara teslim edilmek mecburiyetinde kalınmıştır. Bunun ardından Tuna kıyısındaki Vişegrad da düşman eline geçmiştir.
Sultan III. Mehmed Dönemi, Osmanlı’da duraklamanın hüküm sürdüğü talihsiz bir zamana rastlar. Fakat o, bunu engellemek için elinden geleni yapmış, büyük bir azim ve gayret göstermiş, babası III. Murad gibi seferlerden uzak durmamış, büyük bir cesaret örneği göstererek bizzat orduyla seferlere katılmıştır. O, Kanûnî’den sonra sefere çıkan ilk padişahtır. III. Mehmed, sefere çıkmama konusunda babası III. Murad’ı ve dedesi II. Selim’i bile eleştirerek şöyle der: “Ceddimiz, devletimizin kurucusu Osman Gazi Hazretleri’nden, büyük dedemiz Kanunî Sultan Süleyman’a kadar bütün padişahlar askerin önünde sefere çıkmışlardır. Dedemiz Sultan İkinci Selim’le cennetmekân pederimiz Sultan Murad (III. Murat) bu usulü bozdular. Biz dahi, başlangıçta seferi paşalarımıza ısmarlamakla hataya düştük. Asker evlâtlarımız bizi başlarında görmek isterler. Kararımız odur ki yakında sefere çıkacağız. Hazırlıklar tamamlansın. Küffara haddini bildirmeye gitmek gerekir.”
Devlet işlerine ve oğlu olan padişaha karışmayı kendisine huy edinen Safiye Sultan, oğlunun seferlere katılma kararını değiştirmeye kalksa da bunda etkili olamamış, padişah III. Mehmed, bu hususta annesine karşı çıkarak “Valide, biz Sultan oğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camii’nde bu kılıcı niçin kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna devleti feda etmeyiz.” şeklinde cevap vermiştir. Bunun ardından uzun bir aradan sonra padişahların sefere çıkma geleneği tekrar ihya edilmiştir. Bu kapsamda padişahın da katıldığı bir seferle ilk olarak Eğri Kalesi kuşatılmış, 12 Ekim 1596’da da kale padişaha teslim edilmiştir. Orduyu Hümayun’un Eğri Kalesi üzerine yürüyüp varması üzerine Sultan III. Mehmed kale muhafızlarına hitaben şöyle seslenmiştir: “Kılıcımın üzerine yemin ederim, mukavemet etmeden, her iki taraftan da kan akmadan teslim olursanız, mücahitlerime Hatvan Kalesi’nde yapılanları size yapmayacağım. Teslim olmazsanız siz bilirsiniz!”
III. Mehmed, Eğri Kalesi kuşatıldığında kale muhafızlarına gönderdiği mektupta şunları yazmıştır: “İslâm dinini kabul ederseniz mal ve mülkünüz üzerinde eskisi gibi tasarruf edebilir, hür olursunuz. Buna yanaşmazsanız serbestçe çıkıp gidebilir, hayatınızı kurtarırsınız. Bu şartlardan birini kabul etmeyip savaşa girişirseniz birinizi sağ komam, bilmiş olasınız.”
Eğri Kalesi’nin fethinden sonra Osmanlı birlikleri ilerleyerek 15 Ekim 1596 günü Haçova’da büyük bir Haçlı Ordusu’yla karşılaşmıştır. İyi bir taktik uygulayan Osmanlı kuvvetleri bu savaşı kazanınca Viyana yolu da kendilerine açılmıştır.
Sultan III. Mehmed, Haçova Meydan Muharebesi’nde Hazinedarbaşından hırka-i saadeti getirmesini istemesiyle birlikte halife-i ruy-i zemin (yeryüzünün halifesi) olarak bu mübarek hırkayı giyip, muharebeyi bizzat cepheden idare etmesi sebebiyle kendisi için endişe edenlerin kuvve-i mânevîyelerini yükselterek onlara hitaben şöyle demiştir.”Esselâtü vesselâm Efendimiz’in himmetleriyle bize artık bu sahrada bir şey olmaz!”
Vatanını canından çok seven III. Mehmed, imar alanında da ciddi çalışmalar yapmıştır. O, memlekete hizmeti kendine gaye edinmiştir. Bu kapsamda Sultan III. Mehmed, sütannesi Halime Hatun adına Gölmarmara Halime Hatun Camii ve Külliyesi’ni, ayrıca validesi Safiye Sultan adına da Yeni Valide Camii ve Külliyesi’ni yaptırmıştır. Bunun dışında birçok camiyi tamir ettiren Sultan III. Mehmed, Yeni Cami’nin de temelini attırmıştır.
Ölüm Asude Bahar Ülkesidir Bir Rinde
Milâdî takvime göre 8 yıl, 10 ay, 25 gün saltanat süren Sultan III. Mehmed, 1603 senesinde, 20 Aralık’ı 21 Aralık’a bağlayan gece 38 yaşında bu dünyadan göçmüştür. Hiçbir hastalığı olmayan sultanın ölüm sebebi de belli değildir. Bazı kaynaklar onun mide rahatsızlığından, bazı kaynaklar da kalp krizinden öldüğünü söylerler.
Batı’da ve Doğu’da yaşanan yenilgiler, Anadolu’da ve İstanbul’da çıkan iç isyanlar devletin gücünü zaafa uğratmış, bu durum en çok da devletin başı olan III. Mehmed’i üzmüştü. Öyle ki bu durum padişahın yemeden içmeden kesilmesini de beraberinde getirmişti. III. Mehmed Dönemi’nin en önemli olaylarından biri de Anadolu’da çıkan Celâli isyanlarıdır. Bu isyanların ve İran savaşlarının çok uzun sürmesi onu büyük üzüntü içinde bırakmıştır. Yaşanan onca sıkıntılar padişahın sağlığına olumsuz olarak yansımaya başlamıştı. Öte yandan III. Mehmed’le ilgili yaygın bir rivayet anlatılır: Padişah bir gün saraya dönerken yolda karşılaştığı bir meczup kendisine, “56 gün sonra gelecek kazadan kurtulamazsın. Gafil olma padişahım.” demiştir. Bu olaydan fazlasıyla etkilenen padişah, yemeden içmeden kesilmiş, bir rivayete göre de 56 gün sonra kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. III. Mehmed’in cenaze namazı, 22 Aralık günü Şeyhülislâm Mustafa Efendi tarafından kılındıktan sonra, Ayasofya Camii avlusunda babası III. Murad Han’ın yanına defnedilmiştir.

Sayfayı Paylaş