ŞAHIS VE KAMU MALINA ZARAR VERMEK

Somuncu Baba

"Kişi sahip olduklarını nasıl korumak ister ve bir zarar gelmesini arzulamazsa¸ karşısındakinin de aynı duygu ve düşüncede olduğunu bilmelidir. Bu da şunu gösteriyor ki; kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmak ahlâkî değere sahip olan birinin başvuracağı bir yol değildir."


Ülkemizde zaman zaman yapılan protesto gösterilerine veya çığırından çıkan mitinglere baktığımızda gerçekten yüreğimizi dağlayan acı manzaralarla karşılaşmaktayız. Kaldırım taşları¸ dekoratif sokak lambası direkleri¸ telefon kabinleri¸ yol kenarlarındaki kilit taşları¸ yön levhaları yerlerinden sökülmekte¸ çöp konteynırları devrilip yakılmakta¸ iş yerlerinin ve kamu kurumlarının binaları taşlanıp ateşe verilmekte¸ otobüs duraklarının camları aşağı dökülmekte¸ devlete veya şahıslara ait araçlar taş yağmuruna tutulmaktadır. Protesto sesi ne kadar gür çıkarsa o kadar etkili olacağı düşünülerek yapılanın vahameti artırılmaya¸ zarar olabildiğince büyütülmeye çalışılmaktadır.


Gençlik Nereye Sürükleniyor


Bu yürek yakan manzaralar¸ toplumun en azından bir kısmının nereye sürüklendiğini anlamamız açısından çok önemli bir göstergedir. Sanki düşman toprakları talan ediliyormuş gibi önlerine çıkan her şeye zarar vermektedirler. Manzaraya bakınca bu gençliğin nasıl ve nerede yetiştiği hususunda insanın aklına çeşitli sorular gelmektedir. Korkutucu durum okullarda verilen eğitimi de sorgulamamız gerektiğini göstermektedir. Öyle ya¸ değerlerine ve ülkesinin imkânlarına saygısı ve sevgisi olan bir genç bu zararları veremeyeceğine göre¸ ortada yanlış giden bir şeyler var demektir. Sonuçta bu eylemleri yapanlar ülkemizin okullarında yetişmektedir. Ayrıca¸ anne babalar nasıl çocuk yetiştirdikleri noktasında kendilerini sorgulamalıdırlar. Özellikle üniversite öncesinde çocuklarının manevî değerleri kazanmaları hususunda emeklerini esirgememeleri gerekir. Üniversite döneminde çocuklar ellerinden çıkmaktadır¸ ancak öncesinde yapabilecekleri çok şey vardır. Temeli iyi atmalıdırlar. Camiye alıştırmalı¸ Kur'an Kurslarına göndermeli¸ dinî cemâatlerin¸ vakıfların ve derneklerin faaliyetlerine katılmalarını sağlamalıdırlar.


Ülke nüfusunun azametine bakarak bu tür eylemleri yapanların sayısal olarak az bir rakam oluşturduğu söylenebilir. Ancak bunun bile olmasına gerek yoktur. Ayrıca onlarla birlikte gönül birliği etmiş ve meydanlara inememiş olan diğerlerini de düşündüğümüzde endişe etmemiz gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuz anlaşılacaktır. Ayrıca insanımız manevî değerlerinden uzaklaştıkça bu sayının sürekli artacağını unutmamak gerekir.



Nefsin İçin İstemediğini Başkası İçin İstemek


Bu eylemleri yapanlar zarar verdikleri araçların veya dükkânların kendilerine ait olduğunu ve olan biteni biraz öteden seyrettiklerini düşünseler acaba ne hissederler? Düşünsenize¸ birileri ellerinde sprey boyalarla arabanıza bir şeyler yazarken diğerleri ellerindeki balyoz ve diğer aletlerle camlarını indirmeye¸ kaportasını paramparça etmeye çalışıyor. Ardından da birkaç kişi gelip aracınızı ters yüz edip sokak ortasında barikat olarak kullanıyor. Keza işyerinizde her şey yerlere savruluyor¸ önemli bir kısmı da talan edilip çalınıyor. Bunları seyreden bir insan tahammül edebilir mi? Çünkü yıllardır alın teriyle¸ tırmalayarak elde ettikleri paramparça edilmektedir. Böyle olunca da tüm varlığının göz göre buhar olmasına¸ talan edilmesine fırsat vermemek için her şeyi göze alır. Çünkü damarına basılmış¸ tahrik edilmiştir.


Bu yüzden¸ kişi sahip olduklarını nasıl korumak ister ve bir zarar gelmesini arzulamazsa¸ karşısındakinin de aynı duygu ve düşüncede olduğunu bilmelidir. Bu da şunu gösteriyor ki; kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmak ahlâkî değere sahip olan birinin başvuracağı bir yol değildir. Buna rağmen bu tür saldırıları yapıyorsa yüreğinde bazı hususların eksik kaldığı¸ memleketin hayrını istemediği aşikârdır.


Âhiret Korkusunun Eksikliği


Şahısların veya halkın ortak malı olan ve tahrip edilmeleri durumunda yine halkın parasıyla yerlerine yenilesi konulacak olan her bir şeyi imha edenlerin âhiret korkusu olduğunu söylemek çok zordur. Çünkü hakkı aramayı başkalarının sahip olduklarına veya millî servete zarar vermek üzerinden aramak hak arama talebini çok geride bırakan bir durumdur. İnsan başkalarının veya herkesin ortak malı olan millî servete zarar verdiğinde milyonlarca kulun hakkına tecâvüz etmiş olmaktadır. Bu durumda da onda hakkı olan herkesi alacaklı duruma getirmektedir. Âhiret endişesi olan bir insanın böylesi büyük bir yükün altına girme cesareti aslâ olmaz. Allah “Kim zerre miktarı bir kötülük işlerse¸ onun cezasını görecektir.”1 buyururken bu nasıl mümkün olsun ki? Bu yüzden de âhiret düşüncesi olmayan¸ insan hak ve hukukunu önemsemeyen bir insan kendisinin de yararlanmış olduğu millî servete zarar verir. Çünkü onun bakış açısına göre zarar vermiş olduğu şey düşman malı gibidir. Ona ne kadar çok zarar verirse o kadar başarı kazanmış olacaktır. İnsânî değerlerden kopuş bazen o kadar aşırıya kaçmaktadır ki¸ içinde yolcu bulunan otobüsler bile bu bakış açısıyla ateşe verilmekte ve yolcular yanarak hayatlarını kaybetmektedirler. Bütün bu eylemlerin kökeninde yatan tek şey vardır; mâneviyat yoksunluğu.


Allah korkusu¸ kul hakkı endişesi¸ herkesin ortak malı olan millî servete sahip çıkma düşüncesi insanın bu tür zarar verici eylemlerin içinde yer almasına imkân vermez. Tam tersine¸ böyle bir şey gördüğünde yüreği titrer. Yolda yürürken boşa akan bir sokak çeşmesine rastlasa kapatır¸ bir yerde bir ârıza gördüğünde telefon açıp ilgilileri uyarır. Çünkü karşısındaki her bir şeyin halk olarak ortak değerleri olduğunu bilir. “Bana ne?” demez¸ sahip çıkar. Onun hayatında zarar vermek yoktur¸ sahip çıkmak ve korumak vardır. Çünkü o insanların ayağına batabilecek diken ve benzeri bir şeyi bile yoldan uzaklaştırmayı tavsiye eden bir peygamberin ümmetidir.2


Gözyaşından Korkmayandan Kork


Sabah işyerine geldiğinde aşağı indirilmiş camları¸ yağmalanmış eşyaları gören bir esnafın gözyaşları içerisinde yapmış olduğu bedduâlar Allah korkusu taşıyan bir insanın geri durması için yeter de artar. Çünkü insânî ve ahlâkî değerlere sahip olan bir kişi hak arıyorum diyerek bir başka kişinin gözyaşı dökmesine neden olmaz. Hem kendini rahatlatırken başkasına kan kusturmak hangi değerle örtüşür ki?


Bizim Medeniyetimiz Ne Diyor?


İslâm medeniyetinde kul hakkı dediğimiz şey temel olarak beş gurupta toplanmaktadır:



1. Mâlî haklar: Bir insanın parasına veya mâlik olduğu bir şeye musallat olunamaz¸ zarar verilemez.


2. Nefsânî haklar: Bir insanın bedenine hiçbir şekilde zarar verilemez.


3. Onur hakları: Bir insanın şerefi ve haysiyeti kutsaldır. Bunlara laf söylenemez¸ saldırılamaz.


4. İffet hakları: Bir insanın namusuyla ilgili olarak imayla bile olsa bir şey söylenemez.


5. Dinî haklar: İnsanın İslâm'ı yaşaması hususunda hiçbir kısıtlama aslâ söz konusu olamaz.


İslâm insanın her bir hakkını böylece koruma altına almıştır. Başkalarına zarar vermemek hususunda Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır: “Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya¸ akrabaya¸ yetimlere¸ yoksullara¸ yakın komşuya¸ uzak komşuya¸ yakın arkadaşa¸ yolcuya¸ ellerinizin altında bulunanlara (köle¸ cariye¸ hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”3


Allah'ın elçisi de şöyle ferman etmektedir: “Kim¸ (Müslüman birine) zarar verirse Allah da onu zarara sokar ve kim (bir Müslümana) eziyet ederse Allah da o kimseyi incitir.”4¸ “Müslümanın Müslümana karşı kanı¸ malı ve ırzı haramdır.”5 Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) birinin arazisinden bir parça gasp eden¸ dolayısıyla onu mağdur eden kimse hakkında da şöyle buyurur: “Kim bir karış toprak gasp ederse¸ Allah kıyâmet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir.”6


Bizim medeniyetimiz zarar vermeyi bırakın¸ bir kimsenin rızası olmadan malında en küçük bir tasarrufta bulunmayı bile yasaklamıştır. Nitekim Mecelle şöyle der: “Bir kimsenin mülkünde mal sahibinin izni olmaksızın başka bir kimsenin tasarruf etmesi caiz değildir.”7



Peki¸ İslâm Devlet Malına Nasıl Bakıyor?


Ömer b. Abdülaziz akşamları kendi işleriyle ilgili bir şeyler yazacağı zaman özel mumunu yakar¸ devlet umuruyla ilgili yazacak olduğunda ise devletin mumunu kullanırmış.8 Devlet malına bakış hususunda İslâm'ın bize öğrettiği budur.


Âmmenin malına zarar vermeye gelince¸ bunun ne kadar veballi bir iş olduğunu anlamak için İslâm'ın devlet malını korumaya verdiği öneme bakmamız gerekir. Bunu anlarsak zarar vermenin günahı kendiliğinden ortaya çıkar. Meselâ savaşlarda elde edilen ganimet malları. Bunlardan bir şey aşırmanın ne kadar günah olduğuna bir bakalım.


Bir âyette¸ “Her kim hıyanet eder¸ kamu malından bir şey aşırırsa¸ aşırdığını kıyamet günü yüklenip getirir.” buyrulmaktadır.9 Hz. Peygamber (s.a.v.) de ganimet mallarından iki dirhem bile etmeyen bir boncuğu çalmış olan birinin cenaze namazını kılmamıştır.10 Hayber'in fethinde ganimet eşyasından bir hırkayı aşıran kimse için de¸ kıyâmette bu elbisenin onun üzerinde cayır cayır yanacağını belirtmiş¸ nalin bağcığını kendisine ayıran kimseye de benzer şeyi söylemiştir.11


Şimdi kendimize soralım: Devlete ait bir ayakkabı bağcığının aşırılmasına müsaade etmeyen bir din acaba bu mala zarar verilmesine nasıl bakar? Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Esasında bütün bunların kaçak elektrik ve su kullanmaktan farkı yoktur. Bunlar da sonuçta bütün bir milletin hakkıdır. En kötüsü ise kaçak olarak kullanılan su ile abdest alıp yine kaçak olarak kullanılan elektrik lambasının altında namaza durmaktır. Piyangodan çıkan parayla hacca gitmek veya cami yaptırmak gibi. Kul sanki bu eylemiyle şöyle demektedir: “Ey Allah'ım! Yasakladığın şeyle sana kulluğa geldim.” Rabb'imiz bize yetki verse¸ bu ibadeti makbul bir kulluk olarak yazar mıyız?



Müslüman Başkasının ve Kamunun Malını Gözünden Sakınır


Bir mü'min için kendi malı ne kadar kıymetliyse¸ karşısındakinin malı da aynı kıymettedir. Mü'min güvenilir insandır. Emindir. Kendisine emniyet edilene zarar vermez. Sahibi olmasa da her şeyi gören bir varlığın olduğunu bildiğinden birilerinin sahip olduklarını hasara uğratmaz. Çünkü o âhirette bir hesap olduğunu bilir. Ayrıca onu bu tür yanlışlardan geri durduran sadece âhiret korkusu değildir. Onun dini vasıtasıyla almış olduğu değerler¸ karşısındakine saygı duymayı öğretmiştir. Bu nedenle diğerlerini kendisi yerine koymayı bilir. Bu yüzden de dindar insandan kimseye zarar gelmez. Nasıl gelsin ki¸ günde beş kez rabbine secdeye varmakta¸ vird ve tesbihatıyla rabbiyle her an irtibatta kalmaktadır.


 


Dipnot


1. 99/Zilzâl¸ 8.


2. Müslim¸ 51.


3. 4/Nis⸠36.


4. İbn Mâce¸ 2342.


5. Müslim¸ 6706.


6. Müslim¸ 4217.


7. Madde: 96.


8. İbn Sa'd¸ 5/347-8.


9. 3/Âl-i İmrân¸ 161.


10. İbn Mâce¸ 2848.


11. Nesâî¸ 3827.

Sayfayı Paylaş