REHBER İNSANLARA MİNNETTARLIĞIMIZ

Somuncu Baba

"İnsan ne kadar iyi bir Müslüman olursa olsun¸ son dini kendi başına yaşamaya çalışırsa¸ çoğu zaman mücadelesinde yenik düşer ve bir müddet sonra toplum onu kendisine benzetir. İşte bu hakikat¸ Allah Rasûlü'nün yaşamını kendi hayatında tatbik etmeye çalışan ve güzel bir örneklik sergileyen rehber insanların önemini ortaya koymaktadır."


Mü'minler her zaman kendilerine önderlik edecek ve artlarından yürüyecekleri üstatlara ihtiyaç duyarlar. Çünkü “cemaatle namaz” imamsız kılınamayacağı gibi bu din de bireysel olarak yaşanamaz. Sözün özü¸ İslâm ümmet yani cemaat dinidir. O yüzden Hz. Peygamber (s.a.v.) yerleşim yerlerine öncelikle birer imam tayin etmiştir. Bu kişiler hem namazları kıldırıyor hem de oradaki mü'minlerle ilgileniyordu. Zira insan ne kadar iyi bir Müslüman olursa olsun¸ son dini kendi başına yaşamaya çalışırsa¸ çoğu zaman mücadelesinde yenik düşer ve bir müddet sonra toplum onu kendisine benzetir. İşte bu hakikat¸ Allah Rasûlü'nün yaşamını kendi hayatında tatbik etmeye çalışan ve güzel bir örneklik sergileyen rehber insanların önemini ortaya koymaktadır. Mü'minler onların etrafında kenetlendikçe¸ birlikte çok güzel işler başarabilmekte ve dini çok daha samimi bir şekilde yaşayabilmektedirler. Böylece hem kendilerini korumakta¸ istikamet üzere tutmakta hem de yüce dinin mesajının başkalarına ulaşmasına vesile olmaktadırlar. Doğrusu İslâm her dönem ve her coğrafyada böylesi insanlar eliyle ayakta kalmış ve kalmaya devam edecektir. Onların olmadığı coğrafyalarda ise değerler kaybolmaya yüz tutmuş ve Müslümanlık sadece kimlikte kalmıştır veya hiç kalmamıştır.


Sözünü ettiğimiz rehber insanların Allah'ın kitabı ve Rasûlü'nden öğrenip yaşamaya gayret ettikleri bazı vasıfları vardır. Bunlar hem onları ayrıcalıklı kılmakta hem de bizim için canlı örneklik arz etmektedir.


Meşrep Farklılıkları Kardeşlik Ruhunu Zedelemez


Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde “Kim ilim talep etmek amacıyla bir yol tutarsa¸ Allah cennete giden yollardan birisini ona kolaylaştırır.”1 buyurmaktadır. Rabbe ulaşan yollar kulların nefesleri sayısınca olduğuna göre¸ bir kimse Allah'ın dinine hizmet amacıyla kendi tabiatına uygun bir yola girerek kulluğunu yaşamaya ve bu dine hizmet etmeye gayret ederse¸ girdiği yol onun cennete uzanan güzergâhı olur. Bu nedenle insanların farklı meşreplerde olmaları kadar tabii bir durum yoktur. Sonuçta herkes kendi kulluğunu yaşamak ve bu dine hizmet etmekle mükellef olduğundan¸ aslolan bulunduğu yolda kulluğu yoğun olarak yaşamaya gayret etmektir. Bu da bize gösteriyor ki¸ bir insanın bir meşrebi benimsemesi¸ onun ümmet tarafından saygın bir insan olarak kabul edilmesine mani değildir. Çünkü bir meşrebi benimsemiş olsun veya olmasın¸ her insan kendisine bir hayat çizgisi benimsemiştir ve bu yaşamı “adı konmasa bile” onun meşrebi olmuş demektir. Dolayısıyla bir âlimin veya daha geniş anlamıyla rehber insanın bir yolda hizmet etmesi¸ onun diğer mü'minlerle olan kardeşlik hukukuna mani değildir. Çünkü mü'minin yüreğinde diğer her bir kardeşi için yeterince yer vardır.


Bu durum şuna benzer: Bir insan Hanefî Mezhebi'ne veya diğer mezheplerden birine bağlı olabilir. Ancak bu bağlılığı onu¸ örneğin bir Şâfiî kardeşine karşı cephe almasına neden olmaz¸ İslâm kardeşliğinde bir araya gelmelerini engellemez. Farklı mezhep ve meşreplerdeki Müslümanların Kâbe'nin etrafında kardeşlik ruhunu tattıkları gibi¸ memleketlerindeki durum da aynıdır. Nitekim hepimiz¸ bizimle aynı meşrepte olmasa bile nice güzel insana saygı duyarız ve onu minnetle anarız¸ muhabbet duyarız. Her birimiz farklı yollarla Allah'a kulluk etme gayretimize rağmen¸ farklı hizmet gruplarında çabalayan samimi insanları gönülden severiz ve başarılarının Müslümanların hanesine yazıldığını biliriz.


İlim Tek Başına Yetmez


İlim insana pek çok şey kazandırır. Haramı helalı tanımasına¸ Allah'a nasıl kulluk edeceğini öğrenmesine aracılık eder. Ancak söz konusu ilim kişinin hayatında yer bulmazsa¸ bilgi sadece sözde kalır da amele yansımazsa¸ bu bir açıdan kul için vebal olur. Çünkü kişi kıyamette ilmiyle amel edip etmediğinden hesaba çekilecektir.2 Ayrıca ayette belirtildiği gibi¸ kitapları yüklenmiş merkep konumuna düşmek de söz konusudur.3


İlim öğrenilmek için vardır. Bu nedenle nice bilgi sahibi insan¸ yaşadığı zamanda etraflarındakileri müspet anlamda etkileyemediği gibi kendisinden sonraya da kalıcı bir iz bırakamamıştır. Hatta nefsanî arzularının peşinde koştuklarından dolayı sahip oldukları ilim onları halkın gözünde itibarsızlaştırmıştır. Çünkü insanlar amelle ilimi yan yana istemektedirler. Kişinin yapmadığı şeyleri etrafından istemesinden¸ bilmesine rağmen hayatını İslâm'ın güzellikleriyle bezememesinden ve bilgisiyle fitneye sebebiyet vermesinden daha kötü ne olabilir ki? Bu nedenle gerçek anlamda âlim¸ bildiklerini hayatına tatbik eden ve ihlasını kaybetmeyen insan demektir. Bugün bizler İslâm büyüğü olarak kimleri anıyorsak onların özelliği bu idi. Öğrendiklerini önce kendi hayatlarında uyguluyorlar¸ ondan sonra ümmetten istiyorlardı. Bu da kalplerdeki konumlarını yüceltiyordu. Etraflarındaki kimseler nezdinde saygın hale geliyorlardı. Her birimizin¸ yaşadığımız bölgede bu şekilde andığı nice güzel insan vardır. Rabbim bizleri böylesi güzel insanlarla dost etsin!


Örnek Şahsiyettir


Önde olan insan¸ her hareketiyle önünde olduğu kimselere örnek olur. Yürüyüşünden¸ yemesinden¸ içmesinden¸ etrafındakilere hitap edişinden¸ yardımlarına koşmasından¸ dertleriyle ilgilenmesinden¸ sevinçlerini paylaşmasından¸ velhasıl hayatın her veçhesiyle etrafına örnek olur. Onu gören insanlar peygamber ahlâkını temaşa ederler. Ashabın Hz. Peygamber (s.a.v.)'i görmeyi arzuladıkları gibi¸ İslâm'ı şahsında tecelli ettirmiş olan bu güzel insanı görmek için yüreklerinde her zaman taze bir iştiyak vardır. Çünkü onunla bir araya gelmelerinin nedeni madde olmadığı gibi¸ yanında olduklarında da dünyayı düşünmezler. Sadece Allah rızası için ve yaratanı anmak için toplanırlar.4 Mü'minler bu güzel zevata baktıklarında¸ üzerlerine sinmiş olan imanın ziyasından etkilenirler ve “sadece bakmaktan bile” manevî bir haz alırlar.5


Güzel İnsan İz Bırakır


Topluma rehberlik yapan insan mutlaka ardında bir iz bırakır. İnsanlar onu her zaman hayırla yâd ederler. Çünkü o günahlara dalmış olanların arınmalarına ve iyi birer mü'min olmalarına vesile olmuştur. Pek çok hayır işi onun öncülüğünde gerçekleşmiştir. Bunun yanında nice öğrencinin yetişmesine rehberlik etmiştir. Böylesi insanların bir kısmı geriye çok güzel şiirler ve yazılar da bırakmışlardır. Bu tatlı gerekçelerden dolayı vefatlarından sonra insanlar onları her zaman hayır duayla anarlar ve isimleri kıyamete kadar baki kalır. Bir mü'min için bundan daha güzel ne olabilir ki? Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “İnsanların en hayırlısı¸ insanlara en faydalı olanıdır.”6


Mü'minleri Üzecek İşler Yapmaz


İslâm adına bazı faaliyetlerin önünde yer alan ve kendisini rehber edinenlere önderlik yapan bir mü'min¸ diğer kardeşlerini rencide edecek¸ tahkir edip küçük düşürecek veya onların İslâm'a hizmet etmelerine veyahut da zarar görmelerine neden olabilecek bir takım davranış ve söylemlerde asla bulunmaz. Bütün Müslümanların hukukunu korur. Çünkü kendisini ve arkadaşlarını İslâm'ın merkezine koyarak farklı kulvarlarda gayret gösterenlere karşı cephe almak veya onların önünün kesilmesine¸ zarar görmelerine neden olabilecek bir takım hareketler içinde bulunmak kardeşlik hukukuna sığmayacağı gibi Allah'ı da hoşnut etmez. Bu yüzden bir insanın saygıdeğer biri olup olmadığını ümmetin çoğunluğunun ona bakışı belirler. Kendisiyle beraber hareket edenlerin dışında kalan mü'minler topluluğu ondan muzdarip ise¸ yaptıklarından rahatsız oluyorlarsa¸ bunu yapan kimse mü'minlerin saygısını hak etmemiş demektir ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'e varislik makamı olan âlimlik sıfatını da kaybetmiştir. Bu nedenle ümmetin hukukunu kendi bireysel veya meşrep hukukuna üstün tutmak son derece önemlidir. Rehber insan¸ her zaman ümmeti önceler.


Özlemimiz


İslâm'ı geniş coğrafyalarda insanların gönüllerine ulaştıranlar hasbî gayret eden tasavvuf erbabı olmuştur. İslâm dini¸ Orta Asya¸ Anadolu ve Balkanlarda onların temiz elleri¸ fedakâr ruhları ve karşıdakini her zaman kendi nefsine tercih eden kalpleri vasıtasıyla yayılmıştı. Bu nedenle sözünü ettiğimiz yerlerde İslâm'dan söz ediyorsak tasavvufun buradaki kesin mührünü görüp itiraf etmek durumundayız. Dinimizi gönüllere ulaştıran mutasavvıflarımız ile onların önderlerine bütün içtenliğimizle müteşekkiriz. Onlar her zaman oldular ve olmaya devam etmektedirler. Eskilerde durum nasıl idiyse günümüzde de hemen hemen aynıdır. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkını hayatlarına hâkim kılmış olan bu insanlara sevgi ve saygı beslemek yanında İslâm'ın güzelliklerini her tarafa ulaştırmaları için yardımcı olmak zorundayız. Çünkü hepimiz biliyoruz ki¸ İslâm'ın kalplere benimsetilmesi veya Müslüman olanların Allah'ın razı olduğu nezih insanlar haline gelmeleri için samimi¸ beklentisi olmayan güzel kulların kendilerine el uzatmalarına muhtaçtırlar.


Bahsettiğimiz hususun resmi yollarla veya resmi ağızla yapılmasının neredeyse imkânsız olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkını ve kulluğunu yaşamlarına hâkim kılmış olan¸ ahiret hesabını hiç unutmadan istikamet üzere bir hayat sürerek mü'minlere önderlik yapanlara her zamankinden daha fazla muhtacız. Sayılarının çoğalması Rabbimizden niyazımızdır.


Güzel insanların kıymetlerini bilerek onların yanında durup destek olan¸ Allah adına birliktelikten kuvvet doğacağını görerek her türlü fedakârlığı gösterenlerden Rabbim razı olsun.


 


Dipnot



1 Müslim¸ 2699.


2 Tirmizî¸ 2416.


3 61/Cuma¸ 5.


4 Buhârî¸ 6408.


5 Buhârî¸ 5534.


6 Feyzu'l-Kadîr¸ 5600.

Sayfayı Paylaş