OSMANLIDA AİLE VE DAYANIŞMA RUHU

Somuncu Baba

Devlet-i Aliye-i Osmaniye'nin bütün şer güç ve badirelere rağmen altı yüzyıl ayakta kalıp bütün dünyaya ilim ve muhabbeti yaymasında şüphesiz ki en müessir rolü sağlam aile yapısı oynamıştır. Hatta zaman zaman mâhutlar tarafından meydana getirilen önemli çatlaklar dahi bu muhkem bünyenin lif lif dokuduğu ahlâk ve mânevî terbiye sayesinde çabucak atlatılabilmiştir. Nitekim Araştırmacı Fransız Henri Mathieu şöyle diyordu: "Türklerde eşsiz bir hazine gibi mevcut olan namus ve ahlâk anlayışını tasdik etmemek büyük haksızlık olur. Onlar doğruluğu temel kabul eden ve verdiği sözü mukaddes b

Aile¸ bir milleti temsil eden ana çekirdek hükmündedir. Onun sağlam ve insicamlı oluşu¸ her türlü depresyona karşı sarsılmadan ayakta dimdik duruşu ile ölçülür. Bu kısacık fâni âlemde insan hayatının en verimli ve âsude günleri orada geçer. Topluma kalıcı eserler veren ve unutulmayan nice hayırlı insanlar hep sağlam ailelerden yetişmiştir. Vücuttaki organların sağlamlığı arı gibi dinamik hücrelerin korunması ile sağlandığı gibi bir milletin bekası da güçlü ailelerin varlığına bağlıdır. Ne yazık ki batılı hayat tarzına odaklandığımız günden beridir bu nadide örnek cevherimiz günden güne zayıflamaya¸ ona bağlı sevgi¸ dayanışma ve sıla-i rahm halkaları da bir bir kopup dağılmaya başladı. Zira bize dayatılan batılı seküler hayat tarzı fedakârlık ve feragatin ötesinde sadece maddî menfaat¸ dünyevî rahatlık¸ heva ve hevesler üzerine bina edilmiştir.Aile içi birliğin oluşturduğu sağlam yapı tarzı yerini doyumsuz ve acımasız bir maddî yarışa bırakınca örnek yer ve yarimiz azaldı. Yaratılmışların en şereflisi olan insandan anlaşılan mânâ deformasyona uğradı. Modernizmin sahte reçeteleri sonunda koza misali nefis iletişim zayıflayıp en yakın akrabalar bile yabancılaşmaya yüz tuttu. Aslen Paris şehir merkezinden olup aynı sitede komşumuz olan bir Müslüman kardeşim geçen ay gittiği Fransa'nın başkentinde sokaklarda yatan 150 kişi ile hiç kimsenin ilgilenmediğinden acı acı bahsediyordu. Bu husus bir asır kadar evvel ballandırılarak medeniyet merkezi olarak gösterilip evlatlarımızı tahsil için imrenerek sevk ettiğimiz Avrupa'daki mason-ittihatçı şom rüzgârı ve ortamını aklıma getirdi. Hatta ferasetli aile büyükleri izin vermediği için yük katarlarının arasında Paris'e kaçan Yahya Kemal nedametini anlata anlata bitiremez. Onlar ne yazık ki hem kendilerini mahvetmiş hem de Osmanlının sonunu getirmişlerdi. Kâşki Sultan II. Mahmud döneminde padişaha yazdığı mektupla bizi uyaran Avusturya-Macaristan Prensi Meternih ve benzerlerinin sözlerini dikkate alarak batının sadece hikmet mesabesindeki teknolojilerini itina ile seçip maymunvari taklitçileri olmayıp zamanında aklımızı başımıza alsaydık ama ne gezer.


Asalet Mertebesine Sahip İnsanlar


 Devlet-i Aliye-i Osmaniye'nin bütün şer güç ve badirelere rağmen altı yüzyıl ayakta kalıp bütün dünyaya ilim ve muhabbeti yaymasında şüphesiz ki en müessir rolü sağlam aile yapısı oynamıştır. Hatta zaman zaman mâhutlar tarafından meydana getirilen önemli çatlaklar dahi bu muhkem bünyenin lif lif dokuduğu ahlâk ve mânevî terbiye sayesinde çabucak atlatılabilmiştir. Nitekim Araştırmacı Fransız Henri Mathieu şöyle diyordu: "Türklerde eşsiz bir hazine gibi mevcut olan namus ve ahlâk anlayışını tasdik etmemek büyük haksızlık olur. Onlar doğruluğu temel kabul eden ve verdiği sözü mukaddes bilen kimselerdir." Fert ve toplumda tevhidi iman ve Allah'ın Rab sıfatına merbutiyyet ve ahiret inancı ana eksen ve temel taşı olduğundan eğitim ve öğretim aile¸ çevre ve medreselerde birlikte ve tenakuza düşmeden oturtulmuştur. Kur'an ve sünnete uyarak terbiye ve tekâmülün altın anahtarı verilmiştir. Erkek ve kadın fiziki kabiliyet ve istidatlarına göre ailede görev aldıklarından erkek dıştaki hizmetle maişet temini ve ailenin korunması için didinirken hanım da aile yuvasını kollamak ve hayırlı nesil meydana getirmek için seferber olmuştur. İhramın tepesindeki hükümdardan sokaktaki esnafa kadar baba¸ ana ve çocukların itaat¸ hizmet ve vazifeleri mükemmelen belirlenip bütünlük içinde oturtulmuştur. Eş aranırken¸ yuva kurulurken ve karşılıklı hak ve vazifeleri yerine getirirken nefsi istek ve kuru akıl yanılmalarından kurtulmak için Kuran ve sünnete ittiba esas alınmıştır.


Irk ayırımı yapılmadan bütün kabiliyet ve kudretler ölçü alındığı gibi Devşirme Ocağı ve Harem Mektebinin örnek eğitimi ile de 21 ırktan teşekkül eden halk sulh ve selamet içinde yaşamıştır. Ne yazık ki bu iki önemli ocak batı kaynakları¸ siyonizm ve onların uşakları eli ile hâlâ çarpıtılarak işlenmektedir. Osmanlıda eğitim emanet bilinci içinde erdem ve Allah korkusu ile taçlandırılmış olan bütün ilimlere yer vererek yaygınlaştırdığı gibi kula kulluğa asla yer vermemiştir. Böylelikle kabiliyete dayalı makamlara hünerli ve yürekli insanlar gelip sorumluluk arttıkça bütün halk hasbî hareket ve vakıf anlayışı ile her gittiği yeri mamur ve müreffeh eserlerle donatmıştır. Hiçbir ayırım yapılmaksızın bütün insanlık için Allah'ın rızasını umarak hizmet yarışı aile ve akraba ruhunu canlı tutmakla kalmamış bütün insanlığın umudu olmuştur. Hanlarda sadece Müslümanlara değil hangi inançta olursa olsun bütün yolculara üç gün bedava izzet ve ikram yapıldığı gibi üç menzil mesafeye gidiş emniyeti ve masrafları da hiçbir şahsî karşılık beklemeksizin asırlarca yerine getirilmiştir. Hatta I5 ve I6. Asırlardan itibaren vakıf hizmetlerini yürütmek bir bakanlığın yükünü aştığından üç bakanlıkla tedvir edilip seve seve yerine getirilmiştir. İşte bu sebepledir ki I9.Yüzyıl Fransız araştırmacısı Edmondo De Amicis gerçekleri şöyle haykırıyordu: “Bütün Türkler aynı fikir üzerinde düşünceye dalan filozoflara benzerler. Göz ve ağızlarında kesif bir iç hayatın ifadesi okunur. Aynı asalet mertebesine sahip insanlardır."


Kin ve İhtirastan Uzak


Osmanlıda aile reisi ve hanımı hangi maddî seviyede olursa olsun daima şatafattan uzak olarak mütevazı bir hayatı tercih ederek hayırlı nesiller yetiştirme ve insanlığa faydalı olmaya odaklanmışlardır. Padişah Haremi bütün insanlığa örnek olacak hay⸠edep ve kanaatkârlık sergilemiştir. İnsanlar kin ve ihtirastan uzak kaldıkları içindir ki kaynaşma ve dayanışma ortamını kolaylıkla bulabilmişlerdir. Hükmü bütün dünyaya geçen Fatih'in babası II. Sultan Murad Hanın bir ara ailesi itibariyle maddî sıkıntı içine düştüğünü görüyoruz. Zengin olan vezirlerinden Çandarlı Kara Halil Paşa'dan borç almayı Fazlullah Paşa'ya açınca o padişahlara mahsus hususi hazine gerektiğini ve bunu bir emirle hemen kolaylıkla temin edebileceğinden bahsedince padişah hangi kaynaktan bunu elde edeceğini sual etmişti. Vilayet halkında çok fazla mal olduğunu ve bunlardan bir kısmında padişahın hakkı bulunduğunu ileri sürünce celâllenen II. Murad:


"Paşa bu nasıl sözdür? Bilmez misin ki bizim vilayetimizde üç helâl lokma vardır: maden¸ cizye ve ganimet. Askerlerimiz gaziler ordusudur. Her zaman helâl lokma gerektir. Hangi padişah askerine haram lokma yedirirse onu harami kılar. Haramî ise küçük bir zorluk karşısında kaçar." diyerek onu hemen azledip görevden uzaklaştırır. Borcu gizlice alıp bir müddet sonra da öder.


  Dünya sarhoşluğuna kapılmadan şefkat ve merhamet timsali Efendimizin (s.a.v.) hayatını esas alarak bir arada yaşama Osmanlıyı dinamik ve güçlü kılmıştır. Ataerkil aile coşku ve sevgi içinde işlere canla başla sarılıp yardımlaştığı gibi muhabbet ve itaat de kaybolmamış at ve eşek üzerinde bıkmadan ve yorulmadan insanlar ilim öğrenmek için veya bir akraba ziyareti için seve seve yol kat etmişlerdir. Araştırmacı Dr. A. Brayer Osmanlının meziyetlerini anlatırken şöyle demektedir: “Osmanlıda çocuklar yetişip kemal yaşına geldikleri zaman ana ve babalarının yanında bulunmaktan iftihar ederler. Ebeveynleri küçükken kendilerine nasıl şefkat gösterdilerse çocuklar da aynı şekilde mukabele etmekle bahtiyar olurlar. Oysa diğer memleketlerde çok defa çocuklar olgunluk çağına girer girmez ana ve babalarından ayrılırlar. Kendileri refah içinde oldukları halde onları sefalette bırakırlar. Ana babaların onlara ihtiyaçları olduğu dönemde bu şekilde hareket onları yabancılaştırır."


  Aile Dinamik Yapısı Kabyolunca


Aile dinamik yapısını kaybedince sekinet¸ huzur ve anlayışın kaynağı olan iletişim de bundan nasibini aldı. Artık televizyonun ders ve ibretten uzak yayınlarına meftun¸ yekdiğerine yabancı selamsız ve sabahsız donuk kişiler insandan ziyade mobilyaların mekân tuttuğu otel odası misâli evlerde dolaşmaya başladı. Ninenin masalları ile başlayan ve daha sonraki yıllarda tekâmüle ulaşan sohbetler de çok uzaklarda kaldı. Allah rızasının bahşettiği sekinet içindeki saf ve nezih aile yuvası yerini; at yarışları gibi baba analarla birlikte evlatları kurs ve dershane peşinde koşmaya mahkûm etti.


  Osmanlı aile nizamında hanım evinin sultanı ve aile fertlerine neşe salacak bir enerji kaynağıdır. Gözü dışarıda¸ maddî yarışta¸ çarşı pazarda olmadığı için hem kötü örneklerden etkilenerek onları eve taşımaz hem de enerjisini evi ve çocuklarına sarfederdi. Fransız yazarı Piyer Loti dünyanın hiçbir yerinde erkeğin hanımına Osmanlı erkeğinin davrandığı gibi davranamayacağının altını çizerken bunun sırrının evin Türk kadını tarafından hazırlanmasında yattığını kaydeder. Odaların döşeme usül ve renklerinden¸ kadının örtüsü ve ayağındaki terliklere kadar her şey yerli yerince olduğundan âhenk ve güzellik saçardı. Hanım bütün zekâ ve maharetini ev ve çocuklarının temizlik ve tekâmülü ile efendisini memnun etmeğe harcardı. Erkek de akşam olup da tehâlükle kendisini bir çiçek kadar saf ve nezih olan evine atmanın hasretini taşırdı. Aynı oda derlenip toplanmak suretiyle oturma¸ yemek ve yatak odası gibi üç vazifeyi görürdü ama buram buram sevgi ve muhabbet kokardı.


Osmanlıda yapı tarzı da derûnî iç iklimi güzelleştirip tamamlayacak tarzda idi. Bir kere mahalleler rastgele değil öncelikle cami ve hayır eserlerini merkeze almak kaydı ile onun etrafında halkalanıyordu. Bunun aksi ayrılık ve vefasızlık getireceğinden kesinlikle fırsat verilmezdi. 

Sayfayı Paylaş