OSMAN HULÛSÎ-İ DÂRENDEVÎ'NİN ‘MEKTÛBÂT'INDA SEÇKİN VECİZELER

Somuncu Baba

Hulûsi Efendi (k.s.)¸ asrımızın Yunus'u edasıyla ve Türkçemizin en
saf/duru haliyle kaleme aldığı mektuplarında samimi ve kişileri/
toplumu hayra davet eden sevgi dolu ifadeleriyle son derece
etkileyici/dikkat çekici bir yöntem takip etmiştir."

Mektupla irşat fonksiyonu Kur'ân-ı Kerim'deki ‘Mektubumu al ve onlara ulaştır.'[1] ayetinde ifade edildiği üzere Hz. Süleyman'ın Sebe kraliçesine gönderdiği mektuba işaret eden ayetlerde açıkça gözlemlenmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) de Bizans Hükümdarı¸ Habeşistan Kralı¸ İran Kisrası¸ İskenderiye Hükümdarı ve Arabistan'ın kuzeyinde bulunan çeşitli kraliyetlere mektuplar göndererek İslâm'ı tebliğ ettiği bilinmektedir.[2] Kur'ân-ı Kerim'in memnuniyetle karşıladığı ve Sünnet-i Seniyye'nin önemli bir uygulaması olan ‘mektupla irşat' uygulaması sûfîler arasında da revaç bulmuş bir yöntemdir. Sûfîler¸ yöneticileri uyarmak¸ ilim ehliyle görüş alış verişinde bulunmak¸ sorulan sorulara cevap vermek ve müritlerinin çeşitli manevî halleriyle ilgili birçok gerekçeyle mektuplar kaleme almışlardır.[3] Bu anlamda Hz. Mevlânâ (ö.1273)¸ İmam Rabbanî (ö.1624)¸ Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (ö.1827)¸ İbnü'l-Arabî (ö.1240) ve Hallâc-ı Mansûr (ö.922) gibi birçok ismin toplumları derinden etkileyen mektupları söz konusu olmuştur.[4] Son dönemdeki etkinliğiyle dikkatleri üzerine çeken Darendeli Osman Hulûsi Efendi  (k.s.)'de yolunu takip ettiği üstatlar gibi zaman zaman bazı uyarılarda bulunmak zaman zaman da hasret ve özlemini dile getirmek gibi düşüncelerle birçok mektup kaleme almıştır. Onun mektupları¸ vefatının ardından titiz bir çalışma sürecinden sonra ‘Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî' başlığıyla ilim dünyasındaki müstesna yerini almıştır.[5] Bu çalışmanın baskı kalitesi¸ hitap ettiği geniş kitle ve içerdiği konular itibariyle önemli bir konumda olduğu kanaatindeyiz.


Hulûsi Efendi (k.s.)¸ asrımızın Yunus'u edasıyla ve Türkçemizin en saf/duru haliyle kaleme aldığı mektuplarında samimi ve kişileri/toplumu hayra davet eden sevgi dolu ifadeleriyle son derece etkileyici/dikkat çekici bir yöntem takip etmiştir. Onun mektupları günümüz insanı açısından nezaket¸ zarafet¸ fedakârlık¸ özlem ve diğer insanî duyguları ifade eden seçkin edebî metinler olması hasebiyle önemlidir. Biz bu çalışmamızda Hulûsi Efendi'nin mektuplarında iletişimini etkili hale getiren bir konu üzerinde durmak istiyoruz. Çalışmada onun kelam-ı kibar olarak kullandığı ifadelere yer vererek mektuplarının halen aramızda yaşayan metinler olmasının arkasında yatan önemli dayanaklardan bir tanesini gözler önüne sermek istiyoruz.


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin Mektûbât'ında Kelâm-ı Kibar (Arapça ve Farsça) İktibasları


Dile olan yatkınlığıyla bilinen Hulûsi Efendi¸ özellikle Arapça ve Farsçadaki maharetiyle ön plana çıkmıştır. O¸ kullandığı dillere hâkimiyetini o dillerden yaptığı alıntılarla da gözler önüne sermiştir. Konuya ‘Mektûbât' adlı eseri çerçevesinde baktığımızda onun bu iktibasları şu amaçlar doğrultusunda kullandığını görürüz:


1.  Hayır yolda yaptığı telkinlerin ardından başarının ve sığınılması gereken tek makamın Allahu Teâlâ olduğunu belirtmek için kullandığı ifadeler


Hulûsi Efendi¸ aşağıda takdim edilecek ifadelerini oğlu Kemal Efendi ve bir sevenine yaptığı çeşitli telkinlerin ardından mektubunun bitiş cümleleri olarak kullanmıştır. O¸ bu mektuplarında iman konusunda gevşeklik göstermeden şefkat ve merhametle davranılmasını hâl ve hareketlerde olgunluk gösterilmesini¸ büyüklere karşı saygılı olunmasını¸ kin¸ haset ve diğer çirkin hasletlerden uzak durulmasını¸ iyilerle beraber olunmasını¸ söylenilen bir hususun önce kendi nefsinde tatbik edilmesini¸ tevekkül ve teslimiyetin zirve haliyle yaşanılmasını tavsiye etmiş ve bu tavsiyelerin ancak Allahu Teâlâ'nın yardımı ile olabileceğini bu telkinlerden sonra kullandığı ifadelerle anımsatmaya çalışmıştır: 


"Vallahu'l-muvaffık ve'l-mürşid / Allahu Teâlâ başarıya ulaştıran/güç yetiren ve yol gösterendir ."[6]


"Ve mine'llahi'l-muvaffik ve'l-mürşid / Başarı ve doğruluk Allahu Teâlâ'dandır."[7]


2.  Üstadına olan özlemini dile getirirken kullandığı ifade


İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak (ö.1969) (k.s.)¸ Hulûsi Efendi'nin mürşidi/yol göstericisidir. Hulûsi Efendi¸ İsmail Efendi Hazretleri ile bir arada olamadığı ve ona özlem duyduğu dönemlerde o günün iletişim vasıtası olan mektup ile bu özlemini dile getirmiştir. Birçok defalar Hulûsi Efendi¸ üstadına yazdığı mektuplarla özlem ve hasret duygularını dile getirmenin yanında mürşid-i kâmilin önemi ve onları cân-ı gönülden sevmenin kıymetini de ifade fırsatı bulmuştur. İşte bu mektuplarından bir tanesinde mektuplaşmanın bir diğer ifadeyle hâl-hatır sormanın önemini aşağıda takdim edilen Arapça bir iktibas ile dile getirmiştir. Teknoloji ve iletişim çağının mensupları olan günümüz insanının da bu mesajdan alacağı hayli yüklü bir mesaj olduğu kanaatindeyiz.


"El-Murâsaletü nısfu'l-muvâsale / Mektuplaşmak kavuşmanın yarısıdır."[8]


3.  Tasavvufî düsturları ifade ederken yaptığı iktibaslar


Döneminin Yunus Emre'si olma konumuyla dikkat çeken Hulûsi Efendi¸ bir sûfî olarak fikirlerini mektuplarında muhataplarına iletme yolunu da kullanmıştır. Bir sevenine yazdığı mektubunda ezelî muhabbet¸ kurb¸ bu'd¸ akıl¸ nefs¸ kâmil insan¸ vahdet¸ istiğrak ve ruhanî zevkler gibi konuları işlemiş ve bu güzelliklere ulaşmanın yöntemlerini aşağıya aldığımız Arapça ifadelerle dile getirmiştir. Onun bu ifadeleri ustalıkla kullanması tasavvufî fikirlerini ifade etmedeki becerisini göstermesinin yanı sıra bu alandaki birikimini de gözler önüne sermektedir:


"Et-ta'zîmu li-emrillâh ve'ş-şefakatü ale'llâh / Allah'ın emirlerine saygı yarattıklarına şefkat."[9]


"Tehallakû bi-ahlâkillâh ve't-tasıfû bi-sıfâtillâh / Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanın¸ sıfatlarıyla sıfatlanın."[10]


4.  Mektupta dile getirdiği konuyu özetleyen ifadeyi mektubun başında Farsça dile getirdiği iktibaslar


Hulûsi Efendi¸ Balaban Çarşı Camii'nin çatısının tamiri vesilesiyle Balabanlı Davut¸ Hamza Seher ve Araboğlu Hacı Hasan Efendilere ve Ömer isimli bir seveniyle ilgili bazı dedikoduları bertaraf etmek için kaleme aldığı iki mektubunda Farsça iktibaslarla¸ ‘yapılan işin ve kişilerin değerlerinin ancak ehli tarafından bilenebileceği' hususunu mektuplarının başında dile getirmiştir. Hulûsi Efendi¸ bu tavrıyla mektubunda vermek istediği mesajını özetlemiş¸ vesile olunan işlerin güzelliklerini ve dedikodu vesilesiyle incitilen gönüllerin tamir edilmesi gerektiğini veciz ifadelerle dile getirmiştir. Ayrıca onun bu ifadeleri mektupların devamında şiirin gücüyle bir araya gelmiş ve muhataplarını bahsedilen konularda derinden etkilemiştir. Hulûsi Efendi¸ birikimini ve mesajını muhatabına tam zamanında ve kıvamında sunma hasletini bu iktibaslarıyla da gözler önüne sermiştir. Burada dikkat çeken bir husus da Hulûsi Efendi'nin mesajını iktibas¸ şiir ve mensur ifadelerle ustaca ve tesirli bir şekilde kullandığı hakikatidir. Hulûsi Efendi'nin¸ bu mektuplarında Allah rızası¸ dedikodunun fenalığı¸ aşk¸ ölüm ve diğer bazı konularla iktibaslarını bir araya getirerek mektubunu oluşturması bu gerçeğin bir fotoğrafı niteliğindedir:


Kadr-i zer zerdâr şinâsed / Altının değerini sarraf bilir.[11]


Kadr-i zer zerdâr şinâset kadr-i gevher gevherî


Kadr-i gül bülbül şinâsed kadr-i Kanber yâ Ali


(Altının değerini sarraf¸ mücevherin değerini de cevherci bilir.


Gülün kadrini bülbül¸ Kanber'in değerini de Ali…)[12]


Sonuç Yerine


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin bu iktibasları her şeyden önce Arapça ve Farsçaya verdiği önemi gösteren örneklerdir. Ayrıca¸ bu iktibaslar Hulûsi Efendi'nin vermek istediği mesajlara denk düşen ifadeleri mektuplarında uygun yerlerde takdim etmesiyle ortaya koyduğu iletişim ustalığını da göstermektedir. Onun Arapça ve Farsça iktibasları edebî açıdan metinlerini zenginleştiren ve kendisinin bu konudaki olgunluğunu gösteren şahitlerdir. Zamanımızda yok olmaya yüz tutan mektup geleneğimizin bu güzel uygulamaları¸ iletişimde sınırları zorlayan günümüz insanı için de güzel örnekler olarak değerini korumaktadır. Çünkü Hulûsi Efendi'nin bu iktibasları ‘Nasılsın?' yerine ‘nsln'; ‘Ne haber?' yerine ‘Nbr'¸ ‘Merhaba' yerine ‘mrb' gibi sönük¸ anlamsız ve samimiyetten uzak hatta Türkçemize ihanet edercesine hoyratça kullanılan günlük dilimizin başka dillerden alıntılarla desteklenerek ulaştığı zenginlikten düştüğü konumu hissetmemizi sağlayacak verilerdir. Bugün bizlere düşen görev¸ dilimizi mümkün olduğu kadar saldırılardan korumak ve dilimizin saf ve samimi dünyasına bir an önce dönebilmek için çaba ve gayret göstermek olmalıdır. Bunun için de Hulûsi Efendi ve onun gibi dili ustaca kullanan¸ sahip oldukları birikimleriyle başka dillerden iktibaslarla dilini zenginleştiren söz üstatlarının yolunu takip etmemiz gerekmektedir. 


 






[1] Neml 27/28.



[2] Muhammed Hamidullah¸ Mecmûatü'l-Vesâiki's-Siyasiyye li'l-Ahdi'n-Nebeviyye ve'l-Hilâfeti'r-Râşide¸ Beyrut 1987¸ s.86-207.



[3] Reşat Öngören¸ ‘Mektup'¸ DİA¸ İstanbul 1995¸ c.XXIX¸ s.21-23.



[4] Zeki Tan¸ Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin Talebelerinden Seyyid Tâhâ el-Hakkârî¸ Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi¸ Sayı: III¸ Nisan 2013¸ s.102-103.



[5] Osman Hulûsî-i Darendevî¸ Mektûbât¸ Hazırlayanlar: Ali Yılmaz- Mehmet Akkuş¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul 2006¸ s.1-298.



[6] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.2. (Mektup 1)



[7] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.93. (Mektup 27)



[8] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.186. (Mektup 52)



[9] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.209. (Mektup 61)



[10] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.210. (Mektup 61)



[11] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.83. (Mektup 25)



[12] Darendevî¸ Mektûbât¸ s.173. (Mektup 49)

Sayfayı Paylaş