OSMAN HULÛSİ EFENDİ (K.S.)'NİN ‘MEKTÛBÂT'INDA ALLAH DOSTLARI

Somuncu Baba

Hulûsi Efendi¸ ‘Ahmed Efendi' isimli bir zata yazdığı ve iyi kimselerle beraber olmanın öneminden detaylı bir şekilde bahsetmeye çalıştığı mektubunun sonunda Hz. Mevlânâ ile ilgili bir şiire yer vererek Ahmed Efendi özelinde bütün Müslümanlara bu büyük gönül üstadının değerini anlatmaya çalışmıştır.


Yunus Suresi'ndeki ‘Dikkat edin! Allah'ın dostları için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar'1 mealindeki ayet-i kerime sûfîler için yol gösteren¸ görüldükleri zaman Allah (c.c.) ve Rasûlü'nü (s.a.v.) hatırlatan gönül mimarlarına işaret eden bir delil olarak kabul edilmiştir.2 Bu nedenle sûfîler¸ gönül medeniyeti inşası peşinde koşan¸ iman¸ ibadet ve ahlakî alanlardaki örnek yaşantılarıyla kitleleri peşlerinden sürükleyen¸ bu özellikleri sebebiyle de Allahu Teâlâ'nın dostluğunu kazandıklarını düşündükleri rehberlere büyük bir değer vermişlerdir. Üstatları İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak (k.s.)¸ Mustafa Takî Efendi¸ Mustafa Hâkî Efendi (k.s.) ve Mustafa Çorumî Efendi (k.s.) gibi¸ Anadolu'nun son dönemini kendi rengine boyayan Osman Hulûsî-i Dârendevî (k.s.) de Allah dostlarının manevî iklimlerinden istifade ederek Allahu Teâlâ'ya vuslat için mesafelerin kat edilmesi gerektiğini savunan gönül mimarlarından birisidir. Hulûsi Efendi¸ huşû¸ sükûnet ve mutmain özellikleriyle donanmış gönüllere sahip olabilmek için bu hasletleri sayesinde gönülleri kendilerine çeken Allah dostlarını sevmenin manevî ilerleme için önemli olduğu kanaatindedir. O¸ Allah dostlarını¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'i modelleme ve O'nun (s.a.v.) ahlakî güzelliklerine ulaşabilmek için bir vasıta olarak görmüştür. Hulûsi Efendi¸ Allahu Teâlâ'nın dostu birçok isimden¸ iman¸ ibadet ve ahlakî konularda yaptığı nakillerle onların gönlündeki özel yerlerine zaman zaman işaret etmiştir.3 Vefatının ardından bir kitap hâline getirilen mektuplarında da Hulûsi Efendi'nin bu tavrını gözlemlemek mümkündür. O¸ iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla gelişmesi dolayısıyla neredeyse yok olmaya yüz tutan¸ kendi döneminde iletişimin en hızlı ve etkili aracı olan mektupla iletişim kurduğu birçok isme Allah dostlarının büyüklerinin nereden kaynaklandığını¸ onları sevmenin önemini ve onlar aracılığıyla güzel ahlak sahibi bir müslümanın olmanın yollarını izah etmeye çalışmıştır. Bu çalışmamızda Hulûsi Efendi'nin ‘Mektûbât' adlı eserinde çeşitli vesilelerle dile getirdiği bazı gönül ehli isimlere değinmek istiyoruz. O'nun büyük bir hürmet ve saygıyla andığı isimlerin başında aşk çağlayanı Hz. Mevlânâ (k.s.) gelmektedir. Bu nedenle¸ öncelikle¸ Hulûsi Efendi'nin Hz. Mevlânâ'yı (k.s.) konu edindiği o mektubuna değinmek istiyoruz.


Hz. Mevlânâ (k.s.)


Hulûsi Efendi¸ ‘Ahmed Efendi' isimli bir zata yazdığı ve iyi kimselerle beraber olmanın öneminden detaylı bir şekilde bahsetmeye çalıştığı mektubunun sonunda Hz. Mevlânâ ile ilgili bir şiire yer vererek Ahmed Efendi özelinde bütün Müslümanlara bu büyük gönül üstadının değerini anlatmaya çalışmıştır. O ilk olarak¸ Hz. Mevlânâ'nın kabrini ziyarete girdiğini hayal ederek bu gönül ehlinin huzurunda büyük bir ihtiram ile bulunulması gerektiğine işaret etmiştir. Akabinde Hulûsi Efendi¸ böyle büyük bir gönül erinin gönlüne girmek ve onun gibi tezyin edilmiş bir gönle sahip olabilmek için Hz. Mevlânâ ve onun gibi büyük zatlarının ayaklarının altına toprak olunması gerektiğini ifade etmiştir:


İhtirâm ile varup türbet-i Mevlânâ'ya


Hâk-i pâyol da eriş Hazret-i Mevlânâ'ya


Bu hürmet dolu ifadelerinden ardından Hulûsi Efendi¸ Allah dostlarının mutlaka bir yol göstericiye tereddütsüz teslim olmalarını hatırlatırcasına Hz. Mevlânâ'nın üstadı Hz. Şems'e sözü getirip¸ Hz. Mevlânâ'nın üstadına hizmeti gibi bizlerin de Hz. Mevlânâ ve onun gibi Allah dostlarına hizmet etmemiz gerektiği konusunu gündeme taşımıştır. Ona göre¸ Hz. Mevlânâ'ya bende olmak ona yani onun yoluna can ve baş ile yapılacak hizmete bağlıdır:


Şems'in etrafını devreyleyü pervane gibi


Can ile bende olup hizmet-i Mevlânâ'ya


Hulûsi Efendi¸ Allah dostlarının gönüllerinde yer etmek için onların misyonlarını¸ hizmetlerini ve hizmet şekillerini temsil eden dergâhlarına benlik davasından geçilerek varılması gerektiği hususuna da dikkat çekmiştir. Ona göre¸ Yunus Emre'nin (k.s.)¸ üstadı Tapduk Emre'nin (k.s.) dergâhının eşiğine yüzünü koyup benliğinden geçerek üstadına teslim olması gibi biz de Allah dostlarının feyizlerinden istifade etmek istiyorsak benlik davasından vazgeçmeli ve tevazuun en üst şekliyle¸ gönlümüzü tezyin edebilmek için elimizden geleni yapmalıyız:


Ta'zîm ile dergâhına yüz koy da Hulûsi


Mazhar ol merhamet-i şevket-i Mevlânâ'ya4


Hulûsi Efendi'nin aşk çağlayanı Hz. Mevlânâ özelinde dile getirdiği bu düşüncelerini genel olarak bir değerlendirmeye tabi tutacak olursak bu veciz ifadelerinin¸ onun¸ Allah dostlarına duyduğu derin sevgi ve saygıyı göstermesi bakımından son derece önemli veriler olduğu tespitinde bulunabiliriz. Hulûsi Efendi¸ Hz. Mevlânâ gibi bütün Allah dostlarından istifade edebilmenin yolunun onlara hürmet etmek¸ onların büyüklüklerini kabul etmek¸ onların üstatlarına yaptıkları gibi hizmetlerinde bulunmak¸ benlik davasından vazgeçip varını yoğunu onların yollarına hasretmek gibi aşamalardan geçtiğini ifade etmeye çalışmıştır.


Şeyh Hamid-i Velî/Somuncu Baba


Hulûsi Efendi'nin ‘Mektûbât'ta kendisinden özlemle bahsettiği bir diğer isim aynı zamanda ecdadı olan Şeyh Hamid-i Velî yani Somuncu Baba Hazretleri'dir. Hulûsi Efendi¸ Gaziantep'teki bir asker arkadaşına yazdığı mektupta Somuncu Baba'nın (k.s.) Darende'de medfun¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Hz. Ali'nin (r.a.) soyundan gelen bir kimse olduğunu şe şekilde dile getirmiştir:


Darende'de medfun Şeyh Hamîd Velî


Aslâb-ı Rasûldür evlâd-ı Ali


Hulûsi Efendi'nin bu ifadelerinden bir mekânı sıradan olmaktan o mekâna anlam katan insanların çıkardığına¸ bu yönüyle Darende'nin Somuncu Baba (k.s.) gibi büyük bir zata ev sahipliği yapması hasebiyle buranın farklı bir manevî atmosfere sahip olduğuna değinmeye çalıştığını belirtebiliriz. Yine o¸ bu ifadesiyle¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in soyundan olanlara duyduğu hürmeti de dile getirmiştir.


Hulûsi Efendi¸ bir başka yerde de bu büyük gönül dostunun mekânına kavuşmasını Allahu Teâlâ'ya hamd içeren şu ifadelerle dile getirmiştir:


Şeyh Hamîd-i Velî'nin dergâh-ı âlisine


Hamd-i lillâh kavuştuk kasr-ı meâlîsine


Hulûsi Efendi'nin bu beytinde Allah dostlarından ayrılmanın kendisine verdiği hüznü ve onlara kavuşmanın gönlünde meydana getirdiği heyecanı muhataplarıyla paylaştığını müşahede etmekteyiz. O¸ Allah dostlarına yakın olmanın Allahu Teâlâ'ya yakın olmak için önemli bir husus olduğunu¸ bu özellikleri sebebiyle gönül mimarlarına kavuşmanın Allahu Teâlâ'ya hamd edecek kadar büyük bir nimet olduğunu ifade etmeye çalışmıştır.


Mustafa Çorumî (Çorumlu Pir)


Hulûsi Efendi¸ Allah dostlarının kıymetini bilmek sadedinde Çorumlu Pir Mustafa Efendi'nin bir menkıbesine Mektûbât'ında yer vermiştir. Hulûsi Efendi'nin burada verdiği bilgiye göre¸ civar kazalardan gelip tekrar dönmek için izin istemiş¸ aynı zatı ertesi gün Mustafa Efendi (k.s.) çarşıda dünyalık peşinde görmüş; “Ya vesait demi aranırmış. Biz¸ Mekke vadilerinde yalın ayak mürşid-i kâmil arayıp gezdiğimizde ayaklarımızın yarıklarına çekirgeler gizlenirdi. Şimdi siz ucuz buldunuz da kıymetini bilmiyorsunuz.” serzenişiyle o zatı yürüyerek evine dönmek zorunda bırakmıştır. Hulûsi Efendi¸ Mehmet A. Tütüncü ve Hamit Özpolat'a yazdığı bu mektupta¸ onları üstatlarına bağlı kalmaya davet ederek¸ bir Allah dostunun gözünden düşmenin bir dervişin/sâlikin/sûfînin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi olduğunu biraz da sitayişle şu şekilde dile getirmiştir: “Bu menkıbe-i celilenin işaret buyurduğu kadr-i âlilerini takdir etmek hususunu tenvire kâfi görülüp Allah Teâlâ hazretlerinin işaret buyurduğunu tevdi ederek o kapıdan maddî ve manevî dûr ve mehcûr olmamaklığınızı temenni eder ve veliyy-i nimet-i-bî-minnetimizin hâk-i pâ-yi âlilerine yüz ve gözlerimizi sürerek öperim.”


Hulûsi Efendi'nin Allah dostlarının gözlerinden düşülmemesi gerektiğini üstatlarından Çorumlu Pir Mustafa Efendi'nin bu menkıbesiyle izaha çalışması önemlidir. O¸ bu örnekle afakî bir hususu değil yaşanmış ve yaşanması muhtemel bir tehlikeye karşı kardeşlerini etkili bir şekilde uyarmıştır.


Tokatlı Mustafa Hâkî Efendi


Hulûsi Efendi'nin hakkında detaylı bilgiler sunarak kendisinden hayranlıkla bahsettiği bir diğer Allah dostu Tokatlı Mustafa Hâkî Efendi'dir. O¸ Darendeli Müftü Abdurrahman Efendi'nin (k.s.) kabir kitabesine yazdığı şiirinde bu büyük Allah dostunu şu şekilde tasvir etmiştir:


Her faslı ilim dolu idi sîne-i pâkî


Mürşîd-i idi Hazret-i Tokadî-i Hâkî


Yine gurbetten sılaya yazdığı bir mektubunda Mustafa Hâkî Efendi'nin hayran olduğu ve doyamadığı özelliklerini şu şekilde sıralamıştır:


Gel ey göz gör ki bir kere ne haldir Hazret-i Hâkî


Saadet bağı içre bir nihâldir Hazret-i Hâkî



Ne sultân-ı hakikatdir görüp anla kemalin


Ne işrak eylemiş nur zü'l-Celâl'dir Hazret-i Hâkî



Ânın sîr-âbla gül hakkı musaffa bî-cemâlinden


Tekâmül eylemiş bir mâh-ı cemâldir Hazret-i Hâkî



Dehânından çıkan her nutku bir iksîr-i a'zamdır


Ser-â-pânûr-ı akdes bir kemâldir Hazret-i Hâkî



Âna bir bende olmak her kula Hak'tan saadetdir


Hulûsi Hakk'a vâsıtu'l-visâldir Hazret-i Hâkî


Hulûsi Efendi'nin bu ifadelerinde de bir Allah dostuna bende olmanın önemini ve böyle bir nimete kavuşmanın değerini veciz bir şekilde dile getirme gayretinde olduğunu söyleyebiliriz.


İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi


Hulûsi Efendi'nin en geniş şekilde hasletlerinden bahsettiği isim¸ bizzat hizmetiyle müşerref olduğu ve kendisinden istifadeyle kemâlât derecelerini kat ettiği İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi'dir. O; sekiz¸ kırk yedi ve elli ikinci mektupları üstadına tahsis etmiştir. Sekizinci mektupta Hulûsi Efendi¸ üstadı İsmail Efendi (k.s.) özelinde Allah dostunun mürid/sâlik açısından önemini¸ dervişin Allah dostuna karşı takınması gereken tavrının ne olması gerektiğini ve Allah dostunun sahip olması gereken hasletlerden bazılarını şu şekilde sıralamıştır:


İstersen olasın abd-ı makbûl


Can ver de kurbân-ı Garibullah ol



Nakşeyle zamirine hayalin


Seyreyle hakikat-i cemalin



Ol heykel-i nuru sanma suret


Suret görünürse bil ki gaflet



Zatında ki haslet-i kemâlât


Âyîne-i Hak misal-i âyât


…


İkramına kâmına eriş var


Hızır'ın dem-i fercamına eriş var



Var eyle hevasına varı pâ-mâl


Son söz budur ey kerîm-i hoş-hâl



Makbul bu ki gönlümün duası


Olam o şehin hâk-i pâsı



Ol hân-gehin yüzü karası


Hulûsi bâbının gedâsı.


Osman Hulûsi Efendi'nin İsmail Efendi (k.s.) özelinde Allah dostlarıyla ilgili dile getirdiği bu satırlarda Allah dostlarının Allahu Teâlâ'nın bir yansıması olduğu ve Yaratan'a vuslat yolunda onların önemine işaret ettiğini görmekteyiz. Yine onun¸ Allah dostlarının ayaklarına toz-toprak olmak suretiyle benliği eritip aradan çıkararak kişinin Hakk'a vuslat olacağı hususunu bir kere daha gündeme taşıdığına şahit olmaktayız.


Hulûsi Efendi¸ kime yazıldığı tespit edilemeyen yirmi yedi numaralı mektubunun bir bölümünde de üstadı İsmail Efendi'den (k.s.) bahsetmiştir. O¸ yine İsmail Efendi (k.s.) özelinde Allah dostlarına aşk ile bağlanmanın değerini¸ Allah dostlarının bir bakışlarının¸ bir iltifatlarının cennet gibi en değerli şeylerden bile daha değerli olduğunu bir kere daha hatırlatmıştır:


Garibullah'a dil ağlandı canım aşkına yandı


Ola yarim behişt-i âliyâtı istemezdim ben



Ânın bir iltifatı Cennet ü huri vügilmani


Nidem billahi gayri kâinatı istemezdim ben.


Netice olarak ifade etmemiz gerekirse Hulûsi Efendi¸ Mektûbât'ında örnek ve rehber insanlar olarak takdim ettiği Allah dostlarının özelliklerinden¸ onları tanımanın değerinden¸ onları modellemenin yöntemlerinden¸ mürid/sâlik/derviş açısından yol gösterici olan Allah dostlarının öneminden¸ onların sevgilerine muhatap olmanın kazanımlarından ve onların gözlerinden/gönüllerinden düşmenin tehlikelerden bahsettiğini söyleyebiliriz. Bir insanı Allah için sevebilmenin en güzel göstergelerinden birisi olan Kur'ân ve sünnet ahlakıyla ahlaklanmış Allah dostlarına karşı takınılması gereken genel tavrı göstermesi açısından Hulûsi Efendi'nin bu tespitleri önem arz etmektedir. Kılavuz/rehber problemi yaşayan ve bu sorun dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.v.) ve sahabe-i kiramı (r.anhüm) anlamakta zorluk çeken günümüz insanının bu değerli tespitlerden birçok yönüyle istifade edeceği kanaatimizi belirterek çalışmamızı sonlandırmak istiyoruz. Bu dünyada da ahiret yurdunda da Allah dostlarının muhabbetlerine muhatap olmak ve onlarla birlikte olabilmek temennisiyle…


 


Dipnot


1. 10/Yunus¸ 62.


2. İbn Arabi¸ Fususu'l-Hikem¸ Thk. Ebu'l-Ala Afifi¸ Beyrut¸ 1980¸ s.55-56¸ 101-105¸ 110-114¸ 122-123; el-Cilani¸ el-İnsanu'l-Kamil fi Marifeti'l-Evahirve'l-Evail¸ Mısır 1316¸c. II¸ s.46-50.


3. Hulûsî Efendi'nin bu tavrını Mektûbât adlı eseri başta olmak üzere Divan ve Hutbeler adlı diğer eserlerinde sıklıkla gözlemlemek mümkündür.


4. Osman Hulûsî-i Darendevî¸ Mektûbât-ı Hulûsî-i Darendevî¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul 2006¸ s.15. (Yedinci Mektup).

Sayfayı Paylaş