ORUCA KAVUŞMAK

ORUCA KAVUŞMAK

Oruç, gerek Allah’ın kitabı ve gerekse Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadisleri ile şartlarını taşıyan herkese farz olan bir güzel ibadettir. Namaz, hac ve zekât gibi uyulması gereken kuralları vardır. Bu sebeple, diğer ibadetler yerine getirilirken istenen şartlara nasıl riâyet ediliyorsa, oruçta da aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Meselâ namaz kılan bir insan tekbir almak, rükû ve secdeye gitmek zorundadır. Bunlar kişinin kendi tercihine bırakılmış değildir. Her fert namazı Hz. Peygamber (s.a.v.)’in öğrettiği gibi, ondan geldiği şekilde kılmak durumundadır. Namazı kendi anlayışına göre yeni bir kalıba sokarak içine bir şeyler katamaz veya içinden bir şey çıkaramaz. Bu sebeple, ibadetlerin ruhsal boyutu kadar şekilsel boyutu da çok önemlidir. Nitekim imsak vaktinden akşama dek devam eden uzun süreli bir ibadet olan oruç da, şekilsel açıdan dikkat edilmesi gereken pek çok yönü olan bir ibadettir. Bu sebeple, mü’min kişi orucu dinin temel rükünlerinden biri olarak kabul edip benimsedikten sonra, geriye sadece bir husus kalmaktadır: Söz konusu ibadeti Rasûlullah’ın yaptığı şekilde yerine getirmek için elden gelen çabayı harcamak.

Bu açıdan baktığımızda, oruç ibadetini yerine getiren Hz. Peygamber (s.a.v.)’in orucu nasıl tuttuğunu, nelere dikkat ettiğini, nelerden kaçındığını öğrenmek ve öğrendiklerimizi mümkün olduğunca hayatımızda uygulamak durumundayız. Bu yapılmadığı takdirde, ibadetin en önemli yönlerinden birisinin eksik kalacağı âşikârdır. Kaldı ki, biz bu ibadeti âhiret sermâyemiz olması yanında, dünyadaki yaşantımızın Allah ve Rasûlü’nün istediği ölçütlerde şekillenmesi için de yerine getirmekteyiz.

Ramazan Orucunu Gereği Gibi Tutabilmek

Orucun gereklerine imkânlar dâhilinde uymak durumundayız, ancak bunları yerine getirirken, fakihlerin bu gerekleri farz, vâcip veya sünnet şeklindeki gruplandırmalarına takılıp kalmamalıyız. Onlar her bir uygulamanın dinde nasıl bir yerde konumlandığını belirlemek zorunda oldukları için bunları farz, vâcip veya sünnet şeklinde kategorize etmişlerdir. Ancak unutmayalım ki, sahâbîler Hz. Peygamber (s.a.v.)’in din adına ortaya koyduklarını yerine getirirken farz, vâcip veya sünnet olmasına bakmıyorlardı. Onlar zamanında zaten bu tür bir ayrıştırma söz konusu değildi. Onlar için Hz. Peygamber’in bir şeyi yapıp yapmadığı, yaptıysa nasıl yaptığı önemli idi. Onlar bu sebeple, ibadetleri yerine getirirken Hz. Peygamber (s.a.v.)’in nasıl yaptığını öğrenmeye son derece dikkat ederler ve öğrendiklerini hayatlarında tatbîk ederlerdi. Ashâb, Rasûlullah’ı takip ederken tek şeye dikkat odaklanırdı: Rasûlullah nasıl yapıyordu? Bunun farz veya sünnet olması onlar için önemli değildi.

Bizler de ashâb gibi olmak durumundayız. Gündelik ibadetlerimizi yerine getirirken kendimizi sadece kuralları yerine getirmeye kilitlememeliyiz. İbadetler içinde yer alan erkânın farz, vâcip veya sünnet olmasını aşabilmeliyiz. Önemli olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’in onu nasıl îfâ ettiğidir. Bunu yakalamaya çalışmalıyız. İdrâk etmiş olduğumuz Ramazan orucunu gereği gibi tutmuş olmak için de, bahsettiğimiz bu temel noktaya dikkat etmek zorundayız. Yoksa oruç, sadece aç kalmak suretiyle îfâ edilmiş bir ibadet olarak kalabilir. Oysa Allah’ın istediği bu değildir. Bizler burada, oruç ibadetini yerine getirirken dikkat edilmesi gereken hususlar bağlamında birkaç önemli noktaya değinmek istiyoruz:

Oruç Nimete Şükür ve Duâ ile Daha Güzeldir

1- Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Ramazan’da önem verdikleri hususlardan birisi, vakit girince iftarı her şeyin önüne almasıydı. Nitekim bu hususta, “İnsanlar iftarda acele ettikleri müddetçe hayır üzere olmakta devam ederler”1, “Mü’minin kendisiyle neşelendiği iki sevinci vardır: Birisi iftar vaktindeki oruç bozma sevinci, diğeri rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.”2 buyurmuşlardır.

Onun hurma ile iftara önem vermesi o bölgede yetişen ürün olması sebebiyledir. Bununla birlikte başka coğrafyalarda yaşayan insanların Kutlu Elçi’nin hurmayla iftar açmasını örnek alarak aynı şeyi yapması güzeldir. Zira mü’min, orucunu Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi sonlandırmaya önem vermekte, onu kendisine model alma çabasına girmektedir. Bu yüzden, onun Hz. Peygamber (s.a.v.)’e uyma gayretini Allah’ın ödüllendireceği ümit edilir.

2- Ramazan’ın güzelliklerinden birisi de, orucu akşamleyin sağlık ve âfiyet içerisinde tamamladıktan sonra önüne konulan nimetlere elini uzatmadan önce duâ etmektir. Zira insanın gün boyu açlık çektikten sonra Allah’ın kendisine ikram ettiği nimetler sebebiyle Yaradan’ına şükretmesi, sair zamanlarda açlıkla imtihan etmediği için hamdetmesi, maddî imkânı yerinde olmayan insanların karşılaştıkları sıkıntıları hatırlaması güzel olur. Nitekim bu bilinci her zaman taşıyan Hz. Peygamber (s.a.v.) iftar ederken şöyle duâ ederdi: “Allah’ım! Orucumu senin için tuttum. Senin rızkınla iftar ediyorum. Bizden orucumuzu kabul buyur. Şüphesiz sen her şeyi işiten ve bilensin.”3

3- Hz. Peygamber (s.a.v.) sahura mutlaka kalkardı, sahâbîlerinden de kalkmalarını isterdi. “Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.”4, “Şüphesiz Allah ve melekleri sahur yemeği yiyenlere salât ederler.”5, “Sahur yemeği ile gündüz tutacağınız oruca; öğle üzeri uykusuyla (kaylûle) ile de teheccüd namazına kuvvet kazanın.”6 buyurması bundandı. Sahurda yenilen yemeğin, iftara kadar geçecek süreçte insanın temel gıda gereksinimini karşılayacağı düşünülecek olursa, Aziz Peygamber’in buyruğunun ne kadar yerinde olduğu anlaşılır.

İbadetler Titizlik ve Hassasiyet Gerektirir

4- Oruç, kapsadığı zaman dilimi itibarıyla uzun süreli ibadetlerden birisidir. Namaz kılarken insanın kendisini dünyevî düşüncelerden ve meşgalelerden uzak tutması, benliğini tamamıyla ibadete vermesi beklendiği gibi, oruç için de aynı durum söz konusudur. Bu yüzden kuldan, orucunu tutarken haram işlememeye her zamankinden daha fazla titizlik ve hassasiyet göstermesi beklenir. Zira oruç, insanı silkeleyip kendine getirdiği, hayra yönelttiği, haramlardan kaçındırdığı, Allah’a daha çok yaklaştırdığı zaman gerçek anlamda işlevini görmüş demektir. Bu sebeple oruç, ahlâkın güzelleştirilmesi ve kötü alışkanlıkların terk edilmesi için çok iyi bir fırsat ve araçtır. Son Elçi şöyle buyurmaktadır:

“Allah, ‘Âdemoğlunun işlediği her hayırlı iş, kendisi içindir, fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf benim içindir, onun mükâfatını ben veririm.’ buyurmuştur. Oruç bir kalkandır. Herhangi biriniz oruç tuttuğu zaman artık o kimse kötü söz ve fiil içine girmesin, düşmanlık -veya bağırma- da yapmasın. Eğer bir kimse ona hakaret eder veya onunla kavga etmek isterse, derhal ‘Ben oruçlu bir kimseyim.’ desin. Muhammed’in canı kudretinde bulunan Allah’a yemin olsun ki, oruçlu ağzın (açlık) kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoş ve daha temizdir.”7

Hz. Peygamber (s.a.v.), başka hadislerinde de oruçlu kimsenin ahlâkını daha iyi hale getirmek için yoğun bir çaba içerisinde olmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur: “Kim yalanı ve onunla iş yapmayı bırakmazsa, (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”8 “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan susuzluk çekme ve açlıktan başka kazancı yoktur. Nice gece kalkıp nâfile ibadet yapanlar vardır ki, bu kalkmasından ötürü uykusuzluktan başka kazancı yoktur.”9

Tüm bunların yanında, insanın Ramazan’ı nâfile ibadetlerle bezemesi çok güzel olur. Nitekim Allah’ın Elçisi Ramazan’da daha fazla Kur’an okur, bunun yanında daha fazla infakta bulunurdu. Hem kendisine daha fazla yönelmiş hem de ihtiyaç sahiplerinin dertleriyle daha çok ilgilenmiş olurdu. Bu sebeple, Ramazan ayında gerek namaz ve gerekse diğer nafile ibadetlere yoğunlaşanlar kulluk bilinçlerini kuvvetlendirmektedirler. İhtiyaç sahiplerinin yardımına koşanlar da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir sünnetini ihyâ etmektedirler. Aldıkları ecir ile güçsüzlerin duâsı yanında çok önemli bir geleneği de canlı tutmaktadırlar.

Rabb’imden niyâzımız, Ramazan’ın hakkını vermeyi bize nasip etmesidir. Kim bilir, belki de bir daha Ramazan’a kavuşamayız.

Dipnot

* Prof. Dr. Enbiya YILDIRIM
1.    Buhârî, Savm, 45
2.    Buhârî, Savm, 9
3.    Taberânî, Sağîr, II/51
4.    Buhârî, Savm, 20
5.    Musned, III/12, 44
6.    İbn Mâce, Sıyâm, 22
7.    Buhârî, Savm, 9
8.    Buhârî, Savm, 8
9.    Munzirî, Terğîb, II/144

Sayfayı Paylaş