NİÇİN İNŞÂALLAH DEMELİYİZ?

Somuncu Baba

İki Cihanın Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.)¸ Mekkeli müşriklerin bu sorularına "İnşâallah/Allah dilerse yarın cevap veririm" demediği için Yüce Rabbimiz tarafından ikaz edilmiş ve kendisine şu ayetler nâzil olmuştur: "Hiçbir şey için ‘inşâallah/Allah dilerse' demeden ‘Ben yarın şu işi yapacağım' deme. Bunu unuttuğun zaman Allah'ı an ve: ‘Umarım ki Rabbim beni¸ doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir' de."

İnşâallah¸ Allah dilerse/isterse¸ Allah izin verirse anlamına gelen bir kelime olup¸ yapılacak herhangi bir şey hususunda¸ işi Allah'ın iradesine bırakmak manasını taşır.[1]


Kâinatta her şey Allah'ın ilmî iradesi ve takdiri ile meydana gelir. Şöyle ki Allah¸ her şeyi sonsuz ilminin ve sınırsız ve mutlak iradesinin bir tecellisi olarak dileği zamanda yaratmıştır. Bu âlemde olmuş ve olacak ne varsa hepsi Allah'ın ilmi (Allah'ın ilim sıfatı)  ve dilemesi/istemesi (Allah'ın irade sıfatı) ile olmuş ve olacaktır.[2] Allah'ın her dilediği/istediği olur¸ dilemediği/istemediği olmaz. "Allah dilediğini/istediğini yaratır. Bir işin olmasına hükmederse ona ‘ol' der ve o iş anında oluverir."[3] Allah¸ sonsuz ilmiyle her şeyi bildiği ve sınırsız mutlak irade sahibi olduğu için O'nun dilediği/istediği her şey anında meydana gelir.[4]


Mekke döneminde müşrikler¸ Nadir b. Haris ve Ukbe b. Ebû Muayt'ı Medine'de bulunan Yahudi bilginlere Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliği hakkında akıl danışmak üzere Medine'ye gönderirler. Yahudiler de bu heyet üyelerine Hz. Muhammed (s.a.v.)'e üç şey hakkında Ashab-ı Kehf¸ Zülkarneyn ve ruh hakkında soru sormalarını¸ eğer Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bunları bilirse onun peygamber olduğunu¸ bilemezse peygamber olmadığını söylerler.  Bu iki kişi Medine'den Mekke'ye döndükten sonra müşrikler Hz. Peygambere (s.a.v.)'e gelerek bu soruları sorarlar.  Kâinatın Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.) de: "Yarın bu soruları cevaplayacağım" der. Ancak kendisine on beş gün sonra bu sorulara cevap veren ayetler nâzil olur.[5]


İki Cihanın Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.)¸  Mekkeli müşriklerin bu sorularına "İnşâallah/Allah dilerse yarın cevap veririm" demediği için Yüce Rabbimiz tarafından ikaz edilmiş ve kendisine şu ayetler nâzil olmuştur: "Hiçbir şey için ‘inşâallah/Allah dilerse' demeden ‘Ben yarın şu işi yapacağım' deme. Bunu unuttuğun zaman Allah'ı an ve: ‘Umarım ki Rabbim beni¸ doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir' de."[6]


Bu ayet Peygamberimiz (s.a.v.)'in şahsında kıyamete kadar bütün Müslümanlara bir uyarıdır. Zira yapılacak bir işte "inşâallah/Allah izin verirse" demek İslâmî bir edepten olduğu gibi¸ Allah'ın sonsuz ilmini¸ sınırsız ve mutlak iradesini tasdiktir¸ Allah'a tevekküldür¸ O'na boyun eğmek ve O'ndan yardım istemek demektir. Bu nedenle biz Müslümanlar¸ gelecekte bir iş¸ görev yapacağımız zaman "inşâallah/Allah dilerse" demeliyiz. Böylece Allah'ın iradesini ve kudretini ikrar edip Rabbimizden yardım ve müsaade istemiş oluruz.[7]


Anlatacağımız şu gerçek hikâye¸ konumuzun daha iyi ve somut bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır.


 Vatandaşın birisi¸ bir akşam hanımına: "Yarın hava yağmurlu olursa değirmene¸ hava güneşli olursa çifte gideceğim." der. Hanımı: "İnşâallah de¸ bey." der. Adam¸ bir an gaflete kapılır ve "Bunun inşâallahı maşallahı mı olur? Hava ya yağmurlu olur veya güneşli olur." diye hanımına sertçe cevap verir.  Hanımı: "Olsun¸ sen yine de sen inşâallah de. Üçüncü bir şey de olabilir." der. Sabah olduğunda evin kapısı hızlı hızlı çalınır. Kapıyı açtığında kapıda iki atlı görünür. Atlılar: "Falanca köyün yolu nerede?" diye adama sorarlar. Adam köyü iyi tarif edemeyince adama bir kamçı indirip "Düş önümüze!" derler. Adamı götürüp¸ ta akşama kadar köyü bulana dek gezdirirler. Adam¸ akşam vakti evine gelip evinin kapısını çalar. Hanımı: "Kim o?" diye sorar. Adam: "İnşâallah benim. Aç hanım aç. İnşallah benim." diye mırıldanarak cevap verir.[8]


Sonuç olarak söylemek gerekirse: Biz Müslümanlar yapacağımız her işte "inşâallah/Allah izin verirse" demeliyiz. Çünkü inşâallah demek¸ İslâmî bir terbiyeden ve edepten olduğu gibi¸ Allah'ın sonsuz ilmini ve sınırsız mutlak iradesini tasdik¸ Allah'tan yardım ve izin isteme¸ O'na tevekkül etmek manasını da taşımaktadır.


 



 


 


 


 






[1] Durmuş Özbek¸ İnşâallah"¸ DİA¸ C.22¸ TDV. Yay.¸ İstanbul 2000¸ s. 342; Komisyon¸ "İnşâallah"¸ Şamil İslam Ansk.¸ C. 4¸ İstanbul 2000¸ s. 112; Mehmet Doğan¸ Büyük Türkçe Sözlük¸ 11. basım¸ İz Yay.¸ İstanbul  1996¸ s. 547



[2] Bkn: Mâide¸ 5/1; Hûd¸ 11/107; Kasas¸ 28/68; Yâsin¸ 36/82



[3] 3/Âl-i İmrân¸ 47; 6/En'âm¸ 73; 16/Nahl¸ 40; 19/Meryem¸ 35; 36/Yâsin¸ 82; 40/Mü'min¸ 68



[4] Yusuf Şevki Yavuz¸ "İrade"¸ DİA¸ C. 22¸ TDV. Yay.¸ İstanbul¸ 2000¸ s. 322;  Yusuf Şevki Yavuz¸ "İlim" ¸ DİA¸ C. 22¸ s. 108; Cengiz Yağcı¸ "Allah" Subûtî Sıfatlar"¸ Şamil İslam Ansk¸  C. 1¸ İstanbul 2000¸ s. 168



[5] Elmalılı Hamdi Yazır¸ Hak Dini Kur'an Dili¸ Çelik-Şûrâ Yay.¸ İstanbul 1993¸ s. 149; Komisyon¸ Kur'an Yolu¸ Tefsir-Meâl¸ C. 2¸ 2. basım¸  DİB. Yay.¸ Ankara 2006¸ s. 548



[6] 18/Kehf¸ 23-24



[7] İsmail Karagöz¸ "İnşâallah"¸ İslamî Kavramlar Sözlüğü¸ DİB. Yay.¸ Ankara 2006¸ s. 318; Özbek¸ age.¸ s. 343



[8] Selim Gündüzalp¸ Yaşanmış  Öyküler¸ Zafer Yay.¸ İstanbul 2004¸ s. 108

Sayfayı Paylaş