MUSTAFA TAKÎ EFENDİ'NİN KALEMİNDEN ŞEHİTLİK VE MÜCADELE

Somuncu Baba

“Takî Efendi'ye göre ‘(Onlar şöyle yakarırlar): Rabbimiz! Bizi
hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından
bir rahmet bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedensin.'3/Al-i İmran¸
8. ayeti Bilal ve onun gibi imanın tadını almış hiçbir ferdin¸
imanın gönüllerde meydana getirdiği zevkin bir anını bile
bütün dünyaya değişmeyeceğine işaret etmektedir.”

Sûfîler¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yaşayan Kur'ân olan hayatını kendilerine örnek almış ve hayatlarının her anını onun yaşadığı standartlarda yaşamayı kendilerine hedef olarak belirleyen sahabe nesline büyük önem vermişlerdir. Onlar¸ her an Allah'ın Rasûlü ile beraber olma şerefine nail olmuş bu seçkin insanların her türlü söz¸ fiil ve takrirlerini; Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sünnetine olan titizliklerini göz önünde bulundurarak takip etmişler¸ sahabenin ulaştığı maddî ve manevî güzelliklere ulaşabilmenin peşinde olmuşlardır.


Milletimizin Kurtuluş Savaşı'na şahitlik eden gönül insanları da hep aynı özlemin peşinde olmuşlardır. Bu anlamda onlar sahabenin hayatını öğrenmeyi ve herkese bu fedakâr neslin mesajlarını aktarmayı bir görev addetmişlerdir. Bu görevi üstlenen gönül insanlarından bir tanesi de Sivas Mebusu olarak ilk mecliste görev yapan Mustafa Takî Efendi'dir. Takî Efendi bu çabalarını zamanının çeşitli gazete ve dergilerinde kaleme aldığı yazıları ile müşahhas hâle getirmiştir. Onun bu yazıları¸ fikirleri ve mücadelesi incelendiğinde¸ diğer sûfîlerde olduğu gibi onun da "Aasr-ı Saadet"e özlem duyguları ile dolu bir isim olduğu rahatlıkla görülecektir. O¸ özlemini duyduğu bu dönemin karakteristik özelliklerini kendi dönemine yansıtabilme adına sahabenin yaşam tarzının ve hayata bakışının derinlemesine incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Takî Efendi¸ bu fikrinden hareketle döneminin önde gelen yayın organlarından bir tanesi olan ‘Sebilürreşat' adlı dergide dört makale kaleme almıştır. Bu çalışmamızda Takî Efendi'nin bu dört makalesi çerçevesinde sahabe neslinin fedakârlıkları ile milli mücadele süreci arasında kurmaya çalıştığı bağlar üzerinde durmak istiyoruz.


Takî Efendi¸ sahabenin fedakârlıklarını Hz. Peygamber (s.a.v.)'in müezzini Bilal Habeşî'nin başından geçen olaylarla anlatmaya başlamıştır. O¸ Bilal'in¸ kölesi olduğu Ümeyye'nin elinden gördüğü işkencelere duygulu ifadelerle dikkat çekmiştir. Takî Efendi¸ Ümeyye'nin gizlice İslâm'ı kabul eden Bilal'i ısrarla bu fikrinden vazgeçirmeye çalıştığını¸ buna güç yetiremeyince dövdüğünü ve sonunda büyük bir iple bağlayıp bir kaç yaramazın eline verdiğini nakletmiştir. Bununla da yetinmeyen Ümeyye¸ Bilal'i sokaklarda taşlar üzerinde sürterek vücudunu yara-bere içerisinde bırakmıştır. Ümeyye daha da ileri gitmiş¸ Bilal'in çıplak vücudunu dikenler ve çalılar üzerinde sürterek kanlar içerisinde bırakmıştır. Bu verilerden yola çıkan Takî Efendi¸ Bilal'in bunca dramatik olaylara rağmen inancından taviz vermemesini imanının bir göstergesi olarak takdim etmiş ve bu büyük ruhlu insanın iman lezzetine kavuşmasından dolayı hiçbir engele boyun eğmediği gibi kendisini yalnız ve çaresiz hisseden Anadolu insanının da ümitsizliğe ve yılgınlığa düşmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Takî Efendi'ye göre ‘(Onlar şöyle yakarırlar): Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından bir rahmet bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedensin.'[i] ayeti Bilal ve onun gibi imanın tadını almış hiçbir ferdin¸ imanın gönüllerde meydana getirdiği zevkin bir anını bile bütün dünyaya değişmeyeceğine işaret etmektedir.


Takî Efendi¸ İslâm'ın ilk şehitleri olarak kabul edilen Yasir ve eşi Sümeyye'nin ağır işkenceler altında son bulan hayat öykülerine de değinmiştir. O¸ Benî-Mahzun reislerinin işkenceleri altında Yasir'in can verdiğini¸ Sümeyye'nin ise bir ayağını bir deveye diğer ayağını başka bir deveye bağlayıp develerin ters istikametlere sürülerek şehit edilişini nakletmiştir. Takî Efendi¸ şehadetlerine sebep olan bunca eziyete rağmen davalarından vazgeçmeyen bu kutlu nesilden yüzlerce örnek verilebileceğini belirttikten sonra sözü baskı ve eziyetlerden bir nebze olsun kurtulabilmek için Müslümanların Habeşistan'a gerçekleştirdikleri hicret hadisesine getirmiştir. O¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in damadı Osman b. Affan ve eşi Rukiye¸ Ebu Huzeyfe ve Zübeyr b. Avvam gibi birçok erkek ve kadının ev ve yurtlarını¸ mallarını¸ mülklerini ve vatanlarını terk edişlerini¸ Mekke'de kalanların boykot yıllarında yaşadıkları zorlukları ve nihayet Müslümanların Medine'ye göç etmek zorunda kalışlarını dile getirerek bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen inançlarından bir şey kaybetmeyen iman abidelerini çare arayan gönüllere bir kere daha hatırlatma yoluna gitmiştir. 


Medine'de dünya tarihinde eşi-benzeri görülmemiş bir ‘kardeşlik' sözleşmesi ile iman bağlarının daha da kuvvetlendiğini belirten Takî Efendi¸ bu olumlu gelişmenin hemen ardından Müslümanların hiçbir hazırlık yapmaya fırsat bulamadan katıldıkları Bedir Savaşı'na ve bu savaşta yaşananlara göndermelerde bulunmuştur. Takî Efendi¸ Müslümanların Bedir'de gösterdikleri başarının temelinde şehitlerine üzülmemeleri¸ onların nail oldukları yüksek rütbelerden dolayı sevince boğulmaları ve şehitlere gıpta etmeleri gibi sebeplerin olduğunu söylemiştir. O¸ Müslümanların Bedir'den de çıkarması gereken dersler olduğunu verdiği örneklerle dile getirmiştir. O¸ yedi çocuğunu birden bu savaşta kaybeden Benî-Neccar'dan Akra' isimli dul bir kadının Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şehitlikle ilgili hutbesini dinledikten sonra şehadet şerbetini içen çocukları için gözyaşı dökmemesini bir annenin değerleri uğruna en sevdiği varlıklarını feda etmesine örnek göstermiş ve milli mücadele ruhunun da aynı bu bilinçle şekillenmesi gerektiğini vurgulamıştır.


Benzer durumların ve mukaddes değerler uğruna aşk pazarında canların satılması şeklinde büyük fedakârlık örneklerinin Uhud Savaşı'nda da tekrarlandığı bilgisi ile sözlerine devam eden Takî Efendi¸ neredeyse bu savaşla özdeşleşen Mus'ab b. Umeyr'in şehadetini hatırlatarak mesajlarını sıralamaya devam etmiştir. O¸ bu meyanda sağ kolu kesilen Mus'ab'ın sancağı sol koluna o da kesilince geriye kalan pazıları ile sancağı yere düşürmemek için gösterdiği kahramanlıkları minnet dolu ifadelerle dile getirmiştir. 


Şehit Sahabelerin Kurtuluş Mücadelesi Dönemine Mesajları ve Sonuç


Aktarılan bilgilerden öyle anlaşılmaktadır ki İstiklâl Şairi Mehmet Akif'in Çanakkale kahramanlarını ‘Bedrin Aslanları'na benzetmesi gibi Takî Efendi de sahabe nesli ile milli bir seferberlik içerisinde olan Anadolu insanı arasında bir bağ kurmuştur. Takî Efendi¸  içerisinde yaşadığı toplumun durumu ile İslâm'ın ilk dönemlerinde sahabe neslinin karşılaştığı sıkıntılı zamanlar arasında bir örtüşme olduğunu savunmuştur. Ona göre¸ bu benzeşmeden dolayı o dönemde sahabe İslâm'ın izzet ve onuru için canlarını ortaya koyarak mukaddes davalarını nasıl korumuşsa Anadolu insanı da vatan¸ bayrak¸ namus ve din gibi değerleri uğruna gerekirse canını vermeli bu kutsal emanetleri sonraki nesillere aktarmalıdır. Takî Efendi¸ bu ulvi görev için sahabeyi bir araya getiren ve onları başarıya ulaştıran iman ve kardeşlik duygularının tekrar canlandırılmasının son derece önemli olduğu kanaatindedir. 


Takî Efendi'nin şehit sahabeler ile ilgili tespitlerinden şu sonuçları çıkarmamız mümkün görünmektedir:


Her şeyden önce Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanında onunla vahye ilk muhatap olan bu kutlu neslin kıymetini¸ milli mücadele konusunun önemine binaen¸ Anadolu Müslümanlarına en zor günlerinde bir kez daha hatırlatmıştır.


Bu kutlu neslin şahsında¸ gerçek imanın kişiye ne denli büyük bir güç kazandırdığı gerçeğinin altını çizmiştir.


Ensar ve Muhacir arasındaki kardeşlik anlayışına vurgu yaparak onların başarılarının arkasındaki esas unsuru vurgulamak istemiştir. Bu vurgu ile ölüm-kalım savaşı veren bir millete başarının yolunun kardeşlikten geçtiği mesajını iletmeyi amaçlamıştır.

Bulundukları bütün olumsuz şartlara ve her türlü zorluğa göğüs gererek başarıya ulaşan bu yüksek karakterli insanların mücadelelerini¸ onlar gibi kurtuluş savaşı veren milletimizin vicdanlarına hatırlatmak suretiyle aynı başarıya Anadolu insanının ulaşabilmesi için onları motive etmiştir.




[i]  3/Al-i İmran¸ 8. 

Sayfayı Paylaş