MUSTAFA TAKÎ EFENDİ VE ‘MİKYAS-I ŞERİAT'TA YAYIMLANAN MAKALELERİ

Somuncu Baba

Mustafa Takî Efendi¸ Millî Mücadele'nin etkin simalarından birisidir. O¸ halk üzerindeki etkisi ve siyasî mücadeleleri ile bu döneme damga vuran bir ilim adamıdır. Takî Efendi¸ döneminde¸ meşrutiyetle memleketin idare edilmesi¸ hesap verebilir bir yönetimin iş başında olması¸ adaletin tesis edilebilmesi ve istibdat yönetimine karşı tavrı ile birçok ismi de etkilemiştir. O¸ fikirlerine gönül veren birçok siyasî oluşuma destek vermiş ve fikirlerini toplumun her kesimine ulaştırabilme düşüncesiyle çeşitli yayın organlarında birçok makale kaleme almışt

Mustafa Takî Efendi¸ Millî Mücadele'nin etkin simalarından birisidir. O¸ halk üzerindeki etkisi ve siyasî mücadeleleri ile bu döneme damga vuran bir ilim adamıdır. Takî Efendi¸ döneminde¸ meşrutiyetle memleketin idare edilmesi¸ hesap verebilir bir yönetimin iş başında olması¸ adaletin tesis edilebilmesi ve istibdat yönetimine karşı tavrı ile birçok ismi de etkilemiştir. O¸ fikirlerine gönül veren birçok siyasî oluşuma destek vermiş ve fikirlerini toplumun her kesimine ulaştırabilme düşüncesiyle çeşitli yayın organlarında birçok makale kaleme almıştır. Takî Efendi'nin Sebilürreşat¸ Sırat-ı Müstakim¸ Beyanü'l-Hak ve Vicdan gibi mecmualarda yayımlanan yazıları tespit edilmiş ve bu makaleleri üzerinde bazı çalışmalar da yapılmıştır.[1] Yakın zamanda ‘Takî Efendi'nin yazılarının Mikyas-ı Şeriat adlı mecmuada da yayımlanmış olması ihtimalinden hareketle yaptığımız bir araştırmada bu mecmuada yayımlanmış ve daha önce başka kaynaklarda zikredilmemiş iki makalesine daha ulaştık. Bu çalışmamızda mecmua ve Takî Efendi'nin bu mecmuada yayımlanan makaleleri üzerinde durmak istiyoruz.


Mikyas-ı Şeriat ve Mustafa Takî Efendi'nin Makaleleri


Mecmua¸ meşrutiyet döneminde yayın hayatına başlamıştır. Gazetenin imtiyaz sahibi Hüseyin Remzi Bey'dir. Gazete dinî içerikli ve meşrutiyeti savunan yazıları ile dikkat çekmiştir. Gazetenin imtiyaz sahibi Hüseyin Remzi¸ 11 Mayıs 1909 tarihinde tutuklanarak ömür boyu hapse mahkûm edilmiştir ve bu tarihten sonra gazete yayın hayatından çekilmek zorunda kalmıştır.[2]


Mustafa Takî Efendi¸ kaleme aldığı iki makale ile gazetenin meşrutiyet fikrine destek vermiş ve kendisinin de bu fikri benimsediğini açıkça ifade etmiştir. Takî Efendi¸ gazetenin 24 Rebiyülevvel 1327 Perşembe/2 Nisan 1325 tarihli ve 28 numaralı sayısının başyazısında (s. 2–3) döneminde meşrutiyet sistemini hâkim kılmak için kurulmuş birçok birlikteliğe işaret etmiştir. Açıkça İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni desteklediğini¸ bu cemiyetle paralel fikirleri paylaşan ‘Cemiyet-i İlmiye-i İslâmiye'¸ ‘Fedâkerân-ı Millet'¸ ‘İttihâd-ı Muhammediyye' ve ‘Ahrâr Fırkası' gibi cemiyetleri milletin birlik ve beraberliğine hizmet için bir araya gelmiş topluluklar olarak benimsediğini ifade etmiştir. Takî Efendi¸ bu fırkaları desteklediğini¸ düşüncelerini paylaştığını ve icraatlarını beğendiğini yazısında dile getirmekle birlikte bu cemiyetlerde gördüğü bazı eksikliklere de değinmiştir. Onlara birlikte hareket etmelerini tavsiye eden Takî Efendi¸ bu cemiyetleri birbirlerinin alternatifleriymiş gibi görmenin son derece yanlış bir fikir olduğunu belirtmiştir. Ona göre¸ hepsinin amacı adalettir¸ adalet olmalıdır ki adaletin de tam karşılığı İslâm'ın emir ve yasaklarını uygulayarak insanların dünya ve ahiret mutluluklarını sağlamaktır. Takî Efendi¸ bu makalesini şu cümleler ile sonlandırmıştır: "Yani bir olduğu ilan olunmalı¸ bir taraftan siyasî konuşmalar ve diğer taraftan dinî ve hikmet içerikli yayınlarda tek bir amacın olduğu vurgulanmalıdır. Osmanlı'nın meşru şekilde akla uygun olarak birliğini temine çalışmalıdır. Son olarak ifade etmemiz gerekirse tefrikadan/ayrılıktan uzak duralım. ‘De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim¸ O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse¸ deyin ki: ‘Şahit olun biz Müslümanlarız."[3]


Takî Efendi'nin Mikyas-ı Şeriat'ta kaleme aldığı ikinci makalesi ‘Sivas İttihat ve Terakki Cemiyeti İlmiyye Şubesi'nin gazetede yer alan ve ‘Aynen' başlığını taşıyan ilanı ile ilgili görüşlerinden oluşmaktadır.[4] Bu çalışmasında Takî Efendi¸ ‘Fetavâ-yı Cihangiriyye'¸ Orhan Gazi döneminde Alâeddin Paşa tarafından konulan ‘Askerî Nizamname'¸ Sultan Mehmet Han tarafından tesis ettirilen ‘Kânûn-ı Muhammedî'¸ Sultan Mahmud Han tarafından ‘Tanzimat-ı Hayriye' ismiyle uygulanılmak istenen ıslahat fermanı ve ‘1293 Kanun-i Esasisi' gibi Osmanlı toplumunu ıslah için kaleme alınan çeşitli ferman ve kanunnamelerin geçirdikleri aşamalardan ve gelinen noktada bu ferman ve kanunnamelerin değerlerinden bahsetmiştir. Takî Efendi¸ Sivas İttihat ve Terakki Cemiyeti İlmiyye Şubesi'nin gazetede yer alan ifadelerini desteklemek için kaleme aldığı bu yazısında şeffaf¸ hesap verebilir ve halkı ile barışık bir idarenin kaçınılmaz olduğundan bahsetmiş ve bu sistemin de ancak meşrutiyet ile gerçekleşebileceğini izah etmeye çalışmıştır. O¸ İslâm'ın yeni karşılaşılan olaylar karşısında yetersizmiş gibi gösterilmesini haksızlık olarak kabul etmiş ve bu konuyu şu şekilde değerlendirmiştir:


İslâm Kanunları ve  İlkeleri


"Yüce İslâm dini¸ bazılarının zannettiği gibi¸ bugünün gelişmesini ve ilerlemesini temin edemeyecek yetersiz ve sınırlı bir durumda değildir. Yüce İslâm dini bugünkü gelişmelerin ve ilerlemelerin milyonlarca katına da çıksa onu da temin edecek kanunlara ve ilkelere sahiptir. Bu gerçek birçok yabancı tarafından da itiraf edilmiştir. Görülen sınırlılık ve yetersizlik hali dinden değil dinden esinlenerek konulduğu iddia edilen fikir ve nazariyelerdendir. Üzülerek ifade edelim ki bu garip durum İslâm adı altında yaşanan ve Avrupa taklitçiliğini ki onu da bilmeyerek yapıyorlar kendisine şeref addeden bir kısım insanımızdan kaynaklanmaktadır. Ne gerek¸ donanımlı âlimlerimize yetki verilsin her idare hakkında dinin esaslarından hüküm çıkararak bir kanun yazılsın. O zaman inkârcılar da itiraz edenler de yabancısı da yerlisi de Müslümanı da gayr-i Müslimi de kanun nasıl olur¸ kanuna itaat¸ adaleti temin nasıl olur?  Görsün."[5]


Takî Efendi¸ ilk makalesinin altına ‘Sivas'tan Mustafa Takî' şeklinde imza koyarken ikinci makalesinde ise sadece ‘Mustafa Takî' ifadesi ile yetinmiştir.


Sonuç


Millî mücadele sürecine sözlü ve fiili gayretleri ile yön veren isimlerden birisi olan Takî Efendi'nin bu mecmuada yayımlanan makaleleri onun meşrutiyet çizgisindeki görüşlerini daha net bir şekilde gözler önüne seren önemli notlardır. Takî Efendi'nin bu mecmuada yayımlanan makaleleri bizlere bir kez daha onun görüş ve düşüncelerini açıkça ifade etme noktasındaki cesaretini göstermiştir. Ayrıca bu makaleler¸ kendisini zihni bir kargaşanın ortasında bulan Anadolu insanının zihnindeki bu önemli sorunu giderebilme adına Takî Efendi'nin attığı önemli adımlardan bir tanesi durumundadır. Yine bu çalışmaları Takî Efendi'nin zamanı iyi okuyabilen ve topluma yön verebilen lider ruhlu bir şahsiyet olduğunu gösteren numunelerdir.


Takî Efendi'nin Mikyas-ı Şeriat'ta yayımlanan bu makalelerinin tespit edilmesi başka yayın organlarında da makalelerinin olabileceği fikrini akıllara getirmektedir. Kaynaklarda üretken bir yazar olduğu belirtilen Takî Efendi'nin daha başka yayın organlarında yayımlanmış çeşitli çalışmalarının olması güçlü bir ihtimaldir. Temennimiz Takî Efendi'nin bu olası çalışmalarının ve kaynaklarda zikredilmesine rağmen henüz ulaşılamayan diğer eserlerinin de gün yüzüne çıkarılarak insanımızın istifadesine sunulması yönündedir.


  






[1] Örneğin Fatih Çınar¸ Mustafa Takî Efendi ve Makaleleri¸ Nasihat Yayınları¸ Ankara 2012.



[2] İsmet Bozdağ¸ Abdülhamit'in Hatıra Defteri¸ Pınar Yay.¸ İstanbul 1996¸ s.104-105; Ahmet Ali Gazel-Şaban Ortak¸ ‘İkinci Meşrutiyet'ten 1927 Yılına Kadar Yayın İmtiyazı Alan Gazete Ve Mecmualar (1908-1927)'¸ s.227; "Meşrutiyet'in İlanından Beri Türkiye'de Neşrolunmuş Gazete ve Mecmualar"¸ Ayın Tarihi¸ No: 41¸ (Ağustos 1927)¸ s. 2350-2358; "Meşrutiyet'in İlanından Beri Türkiye'de Neşrolunmuş Gazete ve Mecmualar"¸ Ayın Tarihi¸ No: 42¸ (Eylül 1927)¸ s. 2451-2457; "Meşrutiyet'in İlanından Beri Türkiye'de Neşrolunmuş Gazete ve Mecmualar"¸ Ayın Tarihi¸ No: 44¸ (Teşrin-i sani 1927)¸ s.2650-2654; "Meşrutiyet'in İlanından Beri Türkiye'de Neşrolunmuş Gazete ve Mecmualar"¸ Ayın Tarihi¸ No: 45¸ (Kanun-ı evvel 1927)¸ s.2810-2816; "Meşrutiyet'in İlanından Beri Türkiye'de Neşrolunmuş Gazete ve Mecmualar"¸ Ayın Tarihi¸ No: 52¸ (Temmuz 1928)¸ s.3556-3561; "Meşrutiyet'in İlanından Beri Türkiye'de Neşrolunmuş Gazete ve Mecmualar"¸ Ayın Tarihi¸ No: 53¸ (Ağustos 1928)¸ s.3641-3651. 



[3] Al-i İmran 3/64.



[4] Burada şu hususlar dile getirilmiştir: ‘Yazılı olarak sunulan metin cemiyetimiz tarafından gözden geçirilerek harfiyen hakikate uygun görülmüştür. Osmanlı ismi altında bulunan bütün Müslümanların ruhları din ve şeriat gıdası ile gıdalanmıştır. Onların kanları ise dinin hükümlerini korumak için akmaya hazır haldedir. Dinin hükümleri bazen zor da gelse Müslüman ona öteden beri ‘Şeriatın kestiği parmak acımaz' sözü ile bağlılığını ifade etmiş¸ İslam'ın dışında hangi kanun konulursa konulsun adaleti temin edemeyeceğine can-ı gönülden inanmıştır. Gayr-i Müslim vatandaşlarımız ise yüzyıllardır İslam'ın adaletini görmüş¸ İslam'ın edep ve adetleri ile edeplenmişlerdir. Bu nedenledir ki İslam'ın kadir ve kıymetini bilirler ve onun hükümlerinin bizimle beraber uygulanmasını isterler. Çünkü onlar da adaleti istemektedirler ki adalet dinin kendisidir. Devletin ve milletin vekilleri bugün büyük bir yanılgı içerisindedirler ki yeni yapacakları kanunlarda dinin hükümlerini ve sınırlarını korumadıkları sürece otuz milyon Osmanlının ve üç yüz milyon Müslümanların vebali ile sorumlu olacaklardır. Artık tarih ve istikbalin kendilerini nasıl yâd edeceklerini düşünmelidirler.' Mustafa Takî¸ Mikyâs-ı Şeriat¸ 9 Rebiülahir 1327¸ Perşembe¸ (16 Nisan 1325)¸ Numara:30¸ s.3.



[5] Mustafa Takî¸ Mikyâs-ı Şeriat¸ 9 Rebiülahir 1327¸ Perşembe¸ (16 Nisan 1325)¸ Numara:30¸ s.3–4.

Sayfayı Paylaş