MUSTAFA TAKÎ EFENDİ (K.S) VE İLİM

Somuncu Baba

"Takî Efendi¸ ilim adamlarını/âlimleri İbn Mesud¸ İmam Azam ve diğer büyük şahsiyetler gibi seçkin kimseler olarak görmekte ve bu konumlarının insanları aydınlatmak gibi bir görevi onlara yüklediğini dile getirmiştir."

Mustafa Takî Efendi¸ Osmanlı döneminde yetişen ve genç Cumhuriyet'in şekillenmesi sürecinde siyasî¸ ahlakî¸ sosyal ve ilmî faaliyetleri ile dikkat çeken isimlerden birisidir. Takî Efendi¸  milletimizin çok sıkıntılı bir dönem geçirdiği bu sancılı süreçte¸ yönetimde gördüğü zafiyetlerden halk içerisinde yayılan yanlış fikirlere kadar birçok konuda görüşleri ile dikkat çekmiştir. Onun¸ bu dönemde gündeme getirdiği konulardan bir tanesi de ilim ve ilim ehline İslâm'ın bakışıdır. Takî Efendi'nin bu konuyu gündeme getirmesinin en önemli sebebi¸ ‘Müslümanların geri kalmışlığına dinlerinin sebep olduğu' yönündeki yanlış düşünceyi düzeltme gayretidir. Takî Efendi¸ diğer dinler gibi¸ İslâm'ın maddî ilerlemeye engel olmadığını tam aksine maddî güç ile dünyayı ihya etmenin İslâm'ın temel hedefi olduğunu meclis kürsüsündeki bir konuşmasında dile getirmiştir. [1] Bu noktadan hareketle¸ o¸ İslâm'ın ilme bakışını gözler önüne sermiştir. Onun bu konudaki görüşlerinin temelini hadis-i şerifler oluşturmaktadır ki şimdi bu görüşlerine değinelim.


Takî Efendi'nin İlme Bakışı


Takî Efendi¸ ilim konusunda "İlim Çin'de bile olsa arayıp tahsil ediniz. Zira ilim her Müslüman üzerine farzdır. Bir de melaike-i kiram ilimden hoşlandıkları için ilim isteyen için kanatlarını döşerler yahut kanatlarını bırakarak ilim meclisine inerler."[2] hadisi ile söze başlamıştır. Ona göre¸ burada ‘ilim' mutlak olarak zikredildiği için sadece din ilimleri kastedilmemiştir. Dolayısıyla dünyayı ve dini ilgilendiren her türlü ilim¸ İslâm'a göre kıymetlidir. Ayrıca dünyayı mamur edecek ilimler¸ dinin de yücelmesine sebep olacağından hangi alanda olursa olsun ilim öğrenmek İslâm'ın emrettiği bir husustur. Takî Efendi¸ dünya ilimlerinin dini nasıl koruyacağını ve yücelteceğini ise şu örnekle açıklamıştır: "Örneğin savaşa yarayan ilimleri öğrensek bu araçlarla düşmana galip oluruz. Dinimizde korunmuş ve yücelmiş olur." Takî Efendi¸ hadiste ilim tahsili için işaret edilen Çin'in¸ o günün şartlarında¸ Medine'ye aylarca uzaklıkta bir yerde olduğuna da dikkat çekmiş ve bu durumun hangi tür ilim olursa ve mesafe ne kadar uzak olursa olsun ilmî tahsil için çaba ve gayret göstermeye delalet ettiğini belirtmiştir. O¸ Çin'in Müslüman bir ülke olmadığını ifade ederek¸ ilim tahsili için yabancı hatta müşrik memleketlerine gitmenin caiz olduğu sonucunu da çıkarmıştır. Takî Efendi¸ bu hadisteki bir başka inceliğe daha işaret etmiştir. Yabancı devletlerde ilim tahsil etmenin ancak onların dillerine vukufiyetle mümkün olacağını belirten Takî Efendi¸ ilim tahsili için yabancı memleketlere gitme emrinin içerisinde zımnen ‘onların dilini de öğrenin' emrinin yer aldığını savunmuştur.[3] 


Takî Efendi¸ "Efendimiz (s.a.v)¸ ‘Cennet bahçelerine uğradığınız zaman meyvelerinden yiyiniz.' buyurdu. Ashâb-ı Kiram: ‘Cennet bahçeleri nedir?' dediler. Efendimiz (s.a.v): ‘İlim meclisleridir.' buyurdular."[4] hadisinden ise ilim meclislerinin cennet gibi kutsal ve muhterem kılındığını ve bu meclislere devam edenlerin ahirette cennet bahçelerinde olacaklarının anlaşıldığını ileri sürmüştür.[5] "Süleyman(a.s) mal¸ mülk¸ ilim konularında serbest bırakıldı. Yani zengin olmayı¸ padişah olmayı yoksa âlim olmayı mı istersin hangisini istersen onu vereceğiz diye Allahu Teala tarafından teklif buyruldu. Süleyman (a.s) bu üçünden âlim olmayı tercih ve ihtiyar etti. Bunu seçtiği için kendisine mal ve mülk yani zenginlik ve padişahlık dahi verildi."[6] hadisinin şerhinde Takî Efendi¸ şu ifadelere yer vermiştir: "İlim dünya ve ahiret saadetlerinin hepsini meydana getirir. İnsan hemen âlim olmaya çalışmaya hatta bir ilimde kanaat etmeyip dünyada ne kadar ilm-ü marifet varsa hepsini öğrenmeye ömrünün yettiği kadar gayret etmeli."[7] Takî Efendi'nin¸ hiç vakit kaybetmeden âlim olmak için çaba ve gayret gösterilmesi gerektiğini hatta kişinin sadece bir ilimle yetinmemesini ömrünü öğrenebildiği kadar illimle süslemesini tavsiye ettiği görülmektedir. Bir diğer ifade ile o¸ ilmi birkaç günlük bir eylem olarak görmemekte ömrün kendisine hasredilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirmektedir.


Takî Efendi¸ ‘İlmin bir köleyi yücelterek padişahların meclislerinde oturtabileceğini'[8] belirten hadis-i şerifin¸ tarihte birçok defa tecelli ettiğini¸ nice fakir çocukların ilimleri sayesinde şeyhülislâm¸ bey veya paşa olduğunu ve bu meyanda "Biz asil soylu¸ eşraftan değiliz¸ koruyucumuz yoktur." gibi bir mazeretin arkasına sığınılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Bu mazeretlerin arkasına sığınmadan hareket edildiğinde zengin ve soylu olup ilim tahsil etmeyenlerin ilim adamlarına hizmetkâr olacağını ifade etmiştir.[9] 


Takî Efendi'nin İlim Adamlarına/Âlimlere Bakışı


Her şeyden önce Takî Efendi¸ ilim adamlarını/âlimleri İbn Mesud¸ İmam Azam ve diğer büyük şahsiyetler gibi seçkin kimseler olarak görmekte ve bu konumlarının insanları aydınlatmak gibi bir görevi onlara yüklediğini dile getirmiştir. Bu ağır sorumluluğunu yerine getiren âlimler sayesinde toplumun bilinçleneceğini; bu şekilde ahlak¸ siyaset¸ ekonomi ve askeri alanda önemli mesafeler kat edilebileceğini düşünmektedir.[10] "Allahu Teâlâ ilmi kullarından çekip almak suretinde almaz. Fakat ilmi¸ âlimleri almak suretiyle alır. Hatta bir âlim bırakmadığı zaman insanlar bir takım cahil reisler ittihaz ederler ki; soru sorulduğunda bilmeyerek fetva verirler; hem kendileri dalalette kalır¸ hem de insanları dalalette bırakırlar."[11] hadisinde de belirtildiği gibi ilmin kaybolmaması için âlimlere büyük bir değer verilmesi gerektiğini belirten Takî Efendi¸[12] "Allahu Teala kulun fazla malından sual edildiği gibi fazla ilminden de sorguya çekilir."[13] hadis-i şerifinden hareketle¸ âlimlerin konumlarının öneminden dolayı¸ ilimlerinden de hesaba çekileceklerini sözlerine eklemiştir.[14] Âlimlere yönelik uyarılarını sürdüren Takî Efendi¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in "Âlimin günahı bir günahtır. Cahilin günahı ise iki günahtır."[15] hadisinden anlaşıldığı kadarıyla kişinin öğrenmesi gerekeni öğrenmesinden ötürü günah işlediği zaman bir günah sahibi olacağını ama cehaletinden dolayı günah işleyen kimsenin üzerine farz olan ilmi terk ettiği için iki günaha birden sahip olacağını hatırlatmıştır.[16]


Takî Efendi¸ millete hizmet etmeye talip olan bir mebusun ilmî birikime sahip olması gerektiğini belirterek hizmete talip olanların da en önemli özelliklerinin ilim/bilgi olması gerektiğini anlatmak istemiştir. Hatta mebusların şer'i ilimlerden fıkıh usulüne son derece hâkim olmalarını şart koşan Takî Efendi¸ bununla birlikte fen bilimleri¸ savaş teknolojileri ve dünyanın yer altı yer üstü zenginlikleri gibi bilgiler ile mebusun donanmış olmasını da mebusta bulunması gereken özellikler arasında zikrederek ilmin insanları yönetme¸ kanun maddelerini şekillendirme ve dünyevî ilerleme için önemini tespite çalışmıştır.[17] 


Takî Efendi¸ medeniyetin unsurlarını zikrederken de ilimden ve ilim ehlinden faydalanmanın önemine işaretle¸ "Bunlar dünyevî ilimleri çok mütalaa ederek görev ve sorumlulukları¸ iyiyi ve kötüyü belirlerler."[18] sözünü sarf etmiş¸ ama ilmin amel ve ahlakî değerlerden soyutlandığında ne denli tehlikeli bir boyut kazanacağına işaretle "Örneğin¸ bir hırsız ilim gördükten sonra¸ artık ilkel şeklide hırsızlık yapmaz; devlet memuru ise devletten¸ ticaret erbabı ise şirketten¸ sanatkâr ise müşteriden yanlış hesap ile çarparak hırsızlık yapar…. Ancak bilginin¸ dinî terbiye ile donatılmazsa¸ güzel ahlâka faydası çok sınırlı bir şeklide kalacaktır."[19]  uyarısında bulunmuştur.


Sonuç Yerine


Takî Efendi'nin ilim ve âlimler konusundaki fikirlerini yukarıdaki tespitlerle sınırlamamız mümkün değildir. Genel hatları ile dile getirmeye çalıştığımız görüşlerinde¸ onun¸ İslâm'ın ilme büyük önem verdiğini¸ ilim meclislerini cennet bahçesi olarak kabul ettiğini¸ ilmin dinî olan veya olmayan şeklinde ayrılmasının yanlış olduğunu¸ ilmin kişiyi köle de olsa efendi konumuna yükselteceğini¸ ilim için çaba ve gayret gösterilirse dünyalığın da arkasından geleceğini ve bütün bunları birleştirince İslâm'ın maddî terakkiye/gelişime¸ ilerlemeye asla engel olmadığını ifade etmeye çalıştığı görülmektedir. Ayrıca¸ Takî Efendi¸ ilmin toplum içerisinde varlığını sürdürebilmesi için âlimlere olan ihtiyacı dile getirerek onların kıymetine işaret etmeye çalışmış ve âlimlere konumları gereği sahip oldukları sorumlulukları hatırlatarak bazı uyarılarda bulunmuştur. İlimlerinden dolayı hesaba çekileceklerini belirten Takî Efendi¸ milleti yönetmeye talip olan kimseler için ilmin ne denli bir özellik olduğunu anlatmış ve mükemmel bir medeniyeti tesis için ilme ve ilim adamlarına olan ihtiyaçtan bahsetmiştir.


Bugün bizlere düşen görev; dinin esas kaynaklarından süzülerek dile getirilen bu hakikatlerden hareketle ilmin ve âlimin kıymetini bilmek¸ maddî ve manevî ilimlerin her zaman takipçisi olmak¸ ilmin kişiye kazandıracağı şerefi ve izzeti akıldan çıkarmamak¸ ilmin varlığını muhafaza eden âlimlere saygı göstermek ve yeri geldiğinde ulemaya görevlerini usulünce hatırlatmak ve sırf akla dayanan vahyi hiçe sayan ilmî anlayışların sakıncalarını idrak edebilmektir.






[1] Ona göre¸ toplum olarak dinî ve dünyevî ilimleri ayırmakla büyük bir hata yapılmış¸ bu hatanın acı bir neticesi olarak Osmanlı içerisinde bulunduğu duruma düşmüştür. Zabıt Ceridesi¸ c.I¸ s.77–78;  26.04.1336 Günü¸ Celse: 2. O¸ bir başka yerde¸ "Emin olalım ki¸ bizi geri koyan maarifsizliktir¸ cahilliktir. Bizim dinimiz bize her milletten fazla bilmeyi emrederken bugün biz maalesef her milletten cahil kalmışız. Yine her milletten alim olmaya çalışalım ki her millete galip olalım. Şimdi galibiyet yalnız ilim iledir. Başka türlü yiğitlik fayda vermiyor. İlim ile bir şey icat olunuyor ki yüz bin yiğidin göremeyeceği bir işi görüyor. Netice olarak çalışalım!" diyerek bu konudaki görüşlerini serdetmiştir. Mustafa Takî¸ Kırk Hadis¸ Mithat Paşa Sanayi Mektebi Matbaası¸ Sivas1327¸  s.53.



[2] Ebû Dâvûd¸ İlm¸ 1; Tirmîzî¸ İlm¸ 19; Nesâî¸ Taharet¸ 112; İbn Mâce¸ Mukaddime¸ 17.



[3] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.52-53.



[4] Tirmîzî¸ Daavât¸ 82.



[5] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.54.



[6] Hindî¸ Kenzu'l-Ummâl¸ c.X¸ s.66; No:28779.



[7] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.58-59.



[8] Hindî¸ Kenzu'l-Ummâl¸ c.XVI¸ s.47; No:44081.



[9] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.58.



[10] Tak "Hitâbe"¸  Sebilürreşat¸ c.XIX¸ sayı: 487¸ Yıl: 1337/1919¸ s.203–204.



[11]  Buhari¸ İlim¸ 34; Müslim¸ İlim 13.



[12] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.56.



[13] Hindî¸ Kenzu'l-Ummâl¸ c.X¸ s.82; No:28979; Suyûtî¸ el-Câmiğu's-Sağîr¸ c.I¸ s.291¸ No:1911.



[14] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.56-57.



[15] Hindî¸ Kenzu'l-Ummâl¸ c.X¸ s.66; No:28780; Münâvî¸ Feyzü'l-Kadîr¸ c.III¸ s.695¸ No:4335.



[16] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.59-60.



[17] Takî¸ "Mebus Nasıl Olmalı?"¸ Sırât-ı Müstakîm¸ c.VII¸ Sayı:180¸ Yıl: 1327¸ s.412-415.



[18] Takî¸ "Diyanetin Medeniyete Lüzumu II"¸ Beyânü'l-Hak¸ c.II¸ sayı:27¸ Yıl: 1327¸ s.636.



[19] Takî¸ "Diyanetin Medeniyete Lüzumu IV"¸ Beyânü'l-Hak¸ c.II¸ sayı:29¸ Yıl: 1327¸ s.685.

Sayfayı Paylaş