MÜ'MİN,ZÜ'L-CELÂLİ VE'L-İKRÂM VE KERÎM İSİMLERİ

Somuncu Baba

MÜ’MİN: El-Hattabi’ye göre: İman¸ sözlükte tasdik etmek doğrulamak anlamına gelir. Buna göre mü’min tasdik eden doğrulayan anlamındadır. Bu anlama göre Allah’ın Mü’min ismi iki manada kullanılabilir.

MÜ’MİN: El-Hattabi’ye göre: İman¸ sözlükte tasdik etmek doğrulamak anlamına gelir. Buna göre mü’min tasdik eden doğrulayan anlamındadır. Bu anlama göre Allah’ın Mü’min ismi iki manada kullanılabilir. Birincisi¸ kullarına vaat ettiğini ( Bu dünyada paylarına düşen rızkı vermek ve iyi amellerine karşılık ahiretde onlara sevap vermektir.) yerine getirerek onları doğrulayandır. İkincisi¸ mü’minlerin kendi hakkındaki zanlarını doğru çıkartmak¸ onların ümitlerini boşa çıkartmamaktır. Hazreti Peygamber (s.a.v) bir kudsî hadiste şöyle buyurmaktadır. “Ben¸ kullarımın beni zannettikleri gibiyim. Artık benim için dilediği zanlarda bulunsunlar.”(1) Bu konuda Osman Hulûsi Efendi’nin şu beyitleri dikkate şayandır:

Şühûd etmişim Allah’a yakîniyyetledir secdem
Diler zâhid beni mü’min diler zu’munca
kâfir tut(2)

Cenab-ı Allah’a yakın olarak secde ettiğimin¸ O’nun huzuruna vardığımın ve O’na erdiğimin tanığıyım şahidiyim. Sen istersen buna inan¸ iman et. Benim bu şekilde yakınlığımı tanı ve doğrula¸ istersen de buna şüpheyle¸ zanla bak; inkâr et. Ama şu bir gerçektir ki; ben Allah’ın huzurunda yakiniyetle secdeye erdim¸ O’nun huzuruna vardım¸ O’na ulaştım. Bunun şahidi bizzat benim.

Şühûdum secde-gâhım dil-berin ebrûsu mihrâbım
Gerek zâhid beni mü’min gerek zu’munca kâfir tut(3)

Sevdiğimin kaşları benim secdegâhımdır. Sevdiğime (Cenab-ı Allah’a) erişerek huzurunda secdeye gittiğimin ve O’na kavuştuğumun şahidiyim¸ tanığıyım. Sen istersen buna inan¸ iman et. İstersen de şüpheyle bak¸ inkâr et. Şu gerçektir ki Sevdiğimin (Cenab-ı Allah’ın) huzuruna erdim ve O’na secde ettim.

ZÜ’L-CELÂLİ VE’L İKRÂM: Cenab-ı Allah’ın ululuk ve yüceliğine delalet eder. Aynı zamanda ikram sahibidir. Kurtubi’ye göre; Zü’l- Celâl-i ve’l İkram¸ azamet ve ikram sahibi olan demektir. Celâl; azamet¸ yücelik¸ ululuk¸ büyüklük ve izzet vasıflarına sahip olmak¸ varlıklara has sıfatlardan uzak olmak anlamındadır. O halde Celâl¸ Allah’ın zatına has bir sıfattır. Zü’l-İkram ise ikram sahibi demektir. İkram¸ nimet verme anlamındaki “in’am” sözcüğünden daha özel bir anlam taşır. Çünkü Cenab-ı Allah nimetini Müslüman gayri Müslim herkese verir. İkram ise sevdiği değer verdiği insanlar içindir. Örneğin; velilere verdiği keramet nimetlerini ifade etmek için “Ekremehu” (O’na ikramda bulundu) denilir. Allah başkalarına ikram etmediği nimetleri kendilerine ikram ederek onları onurlandırmış¸ değer vermiş ve üstün makamlarla onları ödüllendirmiştir. Allah¸ nimetini hak edene de etmeyene de verir. Ancak ikramı¸ hak edenden başkasına vermez.(4)

Cenab-ı Hakk’ın bu ismi ile ilgili Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî’de şu güzel beyitler bulunmaktadır:

Girer meydân-ı aşka her taraf yâra sücûd eyler
Yine ol secdesi anın Hüdâ-yı Zü’l-Celâldir(5)

İnsan aşk meydanına çıkınca¸ huzura erince bu meydan içerisinde olanlar¸ tüm yönlerde bulunanlar¸ o daire içerisindekiler sevgiliye (Allah’a) secdelere varmışlardır. Varılan bu secdelerin ve tazimin tamamı ululuk¸ yücelik sahibi olan Allah-ı Zü’l-Celâl hazretlerinedir. Tüm bunlar O’nun yüceliği¸ büyüklüğü karşısında yapılan secdelerdir.

Ey kerametli yüzün envâr-ı vech-i Zü’l-Celâl
Ey saâdetli gözün hüsnüdür sihr-i helâl(6)

Ey yücelik ve ululuk sahibi nurlara gark olan kerametli Allah’ım. Saâdet¸ mutluluk güzellik ve aydınlık sihri sana aittir. Tüm güzellik ve manevî hallerin tamamı ancak sendedir¸ senin vechindedir. Bu güzelliklerin tamamı ve manevî duygular sende toplanmıştır¸ senden zuhur eder.

KERÎM:
Kendi lütuf ve ihsanından karşılıksız veren demektir. Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri şöyle tanımlar: “Kerim seni bir vesileye doğru iten¸ O’na muhtaç edendir.” Kerim¸ kendisine isyan edenleri¸ tövbelerini kabul etmekte umutsuz bırakmayan ve onları sorguya çekmeden tövbelerini kabul edendir.
Kerim¸ kime ve ne verdiğine aldırmayan¸ kendisinden isteyenleri boş çevirmeyen¸ kendisine sığınanları terk etmeyen¸ bir yanlışlık gördüğünde onu açığa vurmadan düzelten¸ bir iyilik yapıldığında karşılığını veren ve onu gizleyen¸ eksiksiz ve kusursuz yüce varlıktır.(7)

Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin şu beyitlerinin derinliği ise ne kadar düşündürücüdür:

Sermâyesiz yazılmaz aşk nüktesi Hulûsi
Ol maye-i kerimin tut dâmenin ko kâli(8)

Hulusi aşkın¸ sevginin; inceliği¸ zarifliği sermayesiz olmaz. Bu sermaye ise senin aslından¸ mayandan gelir. Bu sermayenin aslı da senin Kerim’e/ Cenab-ı Allah’a ezeldeki bağlılığından¸ O’nun emirlerini tam olarak yerine getirmenden kaynaklanmaktadır. Yoksa bunlar sözle¸ boş laflarla olmaz¸ olacak şeyler de değildir. Gerçek sermaye aşktır¸ aşkın inceliklerini bilmek ve sevdiğine tabi olabilmektir.

İki âlemde bizi haşr ede Hallâk-ı Kerîm
Yanağı gül¸ saçı sünbül lebi Kevserler ile(9)

İki dünyada da bizleri yoktan var eden¸ yaratan Kerîm sahibi olan Allah’tır. Öyle ki insanı en güzel haliyle yaratmıştır. İnsanın bu yaratılışında; yanak gül¸ saç sünbül¸ dudak ise cennet içecekleri kadar güzeldir. (İnsan en güzel şekliyle yaratılmıştır.)

Dipnot

1 İbn-i Kesir-Beyhaki-Kurtubi¸ Esmâ’ül-Hüsna¸ s.332.
2 Osman Hulusi Ateş ¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ s.377.
3 Ateş¸ age¸ s.29.
4 İbn-i Kesir-Beyhaki-Kurtubi¸ age¸ s.145¸146.
5 Ateş¸ age¸ s.56.
6 Ateş¸ age¸ s.166.
7 İbn-i Kesir-Beyhaki-Kurtubi¸ age¸ s.32.
8 Ateş¸ age¸ s.304.
9 Ateş¸ age¸ s.279.

Sayfayı Paylaş