MUHARREMDİR CİHAN AĞLAR

Somuncu Baba

Her Muharrem geldiğinde¸ bedenim buradadır¸ ama aklım ve gönlüm Kerbelâ'da; mahzûnlaşır yüreğim¸ gözlerim yaş dolar¸ ‘keşke'li cümleler kurarım… Olmaz; o hâtırayı¸ o anı unutmak mümkün değildir. Unutmak niyetinde de değilim¸ lâkin tarihten neden ders almadığımızı¸ niçin hâlâ o acıların bizi birleştirmediğini sorar dururum. Evet¸ niçin? Zaman ırmağını geriye akıtmak mümkün değildir¸ tarihi tersine çeviremeyiz. Bu yüzden sorulara sığınır¸ cevaplar ararım.

Her Muharrem geldiğinde bir hüzün çöker yüreğime; gönlüme bir darlık gelir. Bilirim tarih ‘keşke' ile okunmaz; lâkin yine de her Muharremde¸ ‘Âh keşke tarihimizde bu trajedi olmasaydı.' demekten kendimi alamam. Kerbel⸠baştan sona bir trajedidir.


Bir yanda kendini ‘kurban eden bir yüce can var'. O can ki¸ şâh-ı şühed⸠cümle şehitlerin şâhıdır. O cân ki¸ Peygamber Efendimizin biricik yâdigârı¸ pâk Fâtıma'nın cânıdır. O cân ki¸ şâh-ı merdân; yiğitlerin¸ kâmil insanların¸ gönül adamlarının¸ mânâ ve ruh derinliğine ermiş bilgelerin¸ ilm-i ledün sırrına mazhar olmuş âriflerin şâhının¸ Allah'ın aslanının¸ Hayber Fâtihinin cânıdır. O cân ki¸ bir yiğit¸ bir er kişi…


Öte yanda iktidârın¸ mevki ve makâmın¸ şan ve şöhretin¸ mal ve mülkün câzibesine yenik düşmüş; mânâyı¸ himmeti¸ hizmeti¸ şefkat ve merhameti unutmuş bir koca karabulut. Evet¸ karabulut. Bu karabulutların getirdiği kasırga¸ sadece şâh-ı şühedâyı değil¸ kundakta bir bebek olan Ali Asgar'a değin o soylu¸ o pâk¸ o mâsûm cânların hepsine kasdetmiştir. Günlerce susuz bırakmış¸ aç¸ bîilaç bırakmış¸ sonra da hırsını alamayıp¸ zehirli oklarıyla ve kanlı kılıçlarıyla o mâsûmlara akla gelmedik eziyetler ederek pek çoğunun kanını Kerbelâ toprağında akıtmış¸ bir kısmını da Şam zindanlarında mahkûm etmiş yahut da köle pazarında satmıştır.


Her Muharrem Gözlerim Yaş Dolar


Her Muharrem geldiğinde¸ bedenim buradadır¸ ama aklım ve gönlüm Kerbelâ'da; mahzûnlaşır yüreğim¸ gözlerim yaş dolar¸ ‘keşke'li cümleler kurarım… Olmaz; o hâtırayı¸ o anı unutmak mümkün değildir. Unutmak niyetinde de değilim¸ lâkin tarihten neden ders almadığımızı¸ niçin hâlâ o acıların bizi birleştirmediğini sorar dururum. Evet¸ niçin? Zaman ırmağını geriye akıtmak mümkün değildir¸ tarihi tersine çeviremeyiz. Bu yüzden sorulara sığınır¸ cevaplar ararım. Sorular ve cevaplar beni âna ve yarına taşır. Bu bakımdan Muharrem¸ benim için¸ siyasî-sosyal anlamda bir muhâsebe ayıdır. Muhâsebe defterim¸ elimden bırakamadığım Kerbelâ şairi Fuzûlî'nin Hadîkatü's-Süedâ'sıdır. İlginçtir¸ bu defterde rakamlar bulunmaz¸ her satırında¸ tarih ve gözyaşı vardır. Bilirim ki¸ tarihe gitmeden yarını kuramam. O yüzden okurum¸ okurum… Sonra¸ her cümlesinde¸ her paragrafında¸ o anı yaşar¸ ağlarım¸ ağlarım.


Akar sular gibi aksun ağlasun


Sînesin dağlayıp yansun ağlasun


Aç susuz bu demde kansun ağlasun


Senin âşıkların İmâm-ı Hüseyn


Şeb-i gamda bülbül gibi zâr ile


Siyâhlar bürünsün bu efkâr ile


Pür etsün eşkini hûn-i nâr ile


Senin muhiblerin İmâm-ı Hüseyn


 


Aklım ve gönlüm Kerbelâ'da… Kerbelâ mahzûn¸ ben mahzûn. Bilhassa içinde yaşadığımız zamanlarda bu mahzûnluk daha da arttı.  Kerbel⸠eskiden hacılarımızın uğrak yerlerinden birisiydi. Hacımız önce buraya uğrar¸ Âl-i abâ sevgisini tazeler; sonra Harem-i Şerîf'e giderdi. Âşıkları Kerbelâ toprağını¸ gözlerine sürme olarak çekerlerdi. Kutsaldı¸ değerliydi bu toprak… Oysa şimdi yollar kapandı; dosta gidilmez¸ Şâh-ı Şühedâ ziyâret edilmez oldu; hüznüm daha da arttı. Dilimde Osman Kemâlî'nin mersiyesi¸ gözlerimde yaş.


Muharremdir¸ kamer mahzûn¸ güneş me'yûs kan ağlar


Felek şerkeşte mebhût¸ hayrete dalmış cihân ağlar


Cefâ-yı şâh-ı mazlûma tahammül etmeyip dağlar


Ezelden gözlerinden âblar olmuş revân ağlar


…


Kesildi başları bin cevrile bir âşık-ı zârın


Kesen mel'ûnlara la'net edip seyf-i Sinân ağlar.


…


Yirmi bin kişi birden oklar atdı Şâh-ı Mazlûm'a


Bizi atman diyüp zâlimlere tîr ü kemân ağlar


…


Cihânın sâhibinden bir içim su kıskanılmış¸ âh


Fırât ağlar¸ Murâd ağlar¸ zemân ü âsumân ağlar


…


Döküldü hûn-i mazlûmân yere¸ yer mâteme girdi


Melekler titreyüp inler¸ felek'de kehkeşân ağlar


…


O Şâhın derdi etmiş cümle insân oğlunu giryân


Bilenler bilmeyenler hep bu derd ile inan ağlar


…


Belâ-yı Ehl-i Beyt'in yazmağa imkân mı var¸ aslâ


Söz ağlar¸ söyleyen ağlar¸ kalem ağlar¸ yazan ağlar


Osman Kemâlî'nin mersiyesi uzar gider. Ama yürekteki sızı¸ o tarifsiz acı¸ o hüzün hep orada kalır. Söz tükendi¸ kalem sustu. Ne diyelim? Ehl-i Beyt'in rûhu şâd olsun¸ onları seven cânların gönülleri şen olsun¸ aşk olsun!

Sayfayı Paylaş