MUHABBETE MUHABBET

Somuncu Baba

Muhabbet¸ sevgi ve sevmek demek. Yani buğz etmenin ve husûmetin zıddı. Muhabbet; kâinat sarayının mayası¸ insanlık kervanının en kuvvetli râbıtası. Dünyanın yaratılma gayesi¸ insanlığın varlık sebebi… Varlık… âlemlerinin var olma nedeni… Cin ve insin en yüce hedefi… Bütün mâsivânın Yaradan'ına¸ Rabbi'ne¸ Hâlık'ına yönelmesidir muhabbet.

Muhabbet¸ sevgi ve sevmek demek. Yani buğz etmenin ve husûmetin zıddı. Muhabbet; kâinat sarayının mayası¸ insanlık kervanının en kuvvetli râbıtası. Dünyanın yaratılma gayesi¸ insanlığın varlık sebebi… Varlık âlemlerinin var olma nedeni… Cin ve insin en yüce hedefi… Bütün mâsivânın Yaradan'ına¸ Rabbi'ne¸ Hâlık'ına yönelmesidir muhabbet.


Sevgi kalp işidir¸ yani gönül işi. Sevgi gönül sarayının yüce sultanıdır. Gönül bahçesinin gülüdür. Her insandaki farklı tezahürleri ise¸ o bahçede açan his çiçeklerinin birer çeşididir.


Sevgi¸ temelde belli bir insanla sadece bir ilişki değildir; bir sevgi objesine yönelik duygu değil¸ kişinin bir bütün olarak dünyaya yönelik ilişkisini belirleyen bir tutumdur¸ bir kişilik yönelimidir. Kişi sadece bir insanı seviyorsa¸ sevgisi yeterli bir sevgi değildir¸ eksik var demektir¸ diğer insnları da sevebilmek gerekir¸ ve diğer insanlara karşı kayıtsızsa bu genişleyen bir bencilliktir. Ayrıca sadece kanından ve canından olanı sevmek başarı değildir¸ Allah'ın yarattığı her şey sevilmeye lâyıktır. Gerçek sevgi¸ dışlayıcı olmayandır.


İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli vasıflarından biri de onun akıllı olmasıdır. Yani sevmeyi bilerek kullanmasıdır. Çünkü sevgi kalbe dikilen fidanlardır¸ aklın ölçüsünde meyve verir. Bu ayırıcı vasfıyla asıl marifet; gönül insanı¸ sevgi insanı olmak¸ sevgi ile dolmaktır. Şu bir hakîkattir ki¸ insanın içinde¸ kalbinde ne varsa yüzüne o akseder. Gönül insanı Mevlâna'nın tabiriyle¸ “her kap içinde ne varsa dışarıya onu sızdırır.”


Sevgi mahalli olan kalp¸ bir aynadır başkasını ve diğerini seyretmek için. Başkasını seyretmek kendini görmektir başka bir yönüyle.


İbn Arabî “Sevgi¸ varoluşun özüdür.” der. Sevgi¸ seven için şahsî bir vasıftır¸ sevenin özüdür. Sevenden çekip alınabilecek hâricî bir özellik değildir. Dolayısıyla sevginin ancak etkisi¸ biçimi¸ objesi değişebilir; çünkü sevgi sevenin var oluşudur.


Başkalarıyla iletişimin en sağlam yoludur aynı zamanda sevgi. Yani kalben sevmek¸ zâhiren değil. Her şeye rağmen sevmek. İki insan arasındaki en üst mertebedeki iletişimi –ki bu ermişlerin yoludur- şöyle formüle edebiliriz:


İyiliğe karşı  İyilik = Vazife (Mecbûriyet)


İyiliğe karşı  Kötülük = Zulüm


Kötülüğe  karşı Kötülük = Adalet


Kötülüğe karşı İyilik = İhsan


Gönül erenlerinin takip ettiği yol hep dördüncüsü olmuştur. Yani kötülüğe karşılık iyilikle mukâbele etmek. Çünkü bunun neticesi “ihsan”dır. İhsanın karşısında erimeyen kimse kalamaz ve kötülüğe devam edemez. “el-İnsân abîdu'l-ihsân” (İnsan ihsanın kölesidir) darb-ı meseli bu hakîkati çok güzel anlatır. Bedîüzzaman'ın ifadesiyle¸ “Eğer hasmını mağlup etmek istersen¸ fenalığına karşı iyilikle mukabele et.” İşte kötülüğe karşı mücâdelenin en selâmetli yolu.


Sâdî-i Şîrâzî ise şöyle der: “İki cihanın rahat ve selametini iki harf tefsir eder. Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muâşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muâmele etmektir.”


O halde muhabbete en lâyık şey muhabettir ve husûmete en lâyık sıfat husûmettir. Yani¸ hayat-ı içtimâiyenin emniyetini temin eden¸ saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı en ziyade sevilmeye¸ muhabbete lâyıktır. Ve sosyal hayatı zehirleyen düşmanlık ve adâvet en ziyâde nefrete¸ husûmete lâyıktır.


Mü'minin şe'niyeti kerîm olmaktır. Düşmanlığı düşmanlığa karşı kullanmalı¸ kalbindeki adâvete adâvet etmeli. Sevgi kucağını öyle açmalı ki dışarıda hiç kimse kalmamalı. “Gerçek sevgiyi beslemeden hakîki iman etmiş olamazsınız.” kutsi düstûrunun fetvâsınca hareket etmeli. Ona göre yaşamalı¸ yaşatmalı. Onun için de bir mü'mine üç günden fazla küs kalmayı men etmiştir Allah'ın Sevgilisi. Mü'min muhabbet fedâisi olmalı¸ sevgi hâleleriyle oluşturmalı etrafındaki dairelerini.


Muhabbetin en yücesi muhabbetu'llahtır. Yani Rabbimizi sevmek¸ O'nun sevdiklerini ve “sev” dediklerini sevmek. O'nun için sevmek¸ O'nun için buğzetmek. O'nun Habîbi'nin sevdiklerini sevmek. Yüce Yaradan'ın¸“Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa Habîbime ittibâ etmelisiniz¸ tâ ki ben de sizi seveyim.” (/3Âli İmrân¸ 31.) meâlindeki buyruğunu hatırdan çıkarmadan sevmeli.


Sevgi öyle bir dildir ki sağırlar bile onu duyar. O halde Hak sözü duyuramayacağımız hiç kimse kalmamalı bu âlemde. İlla sevgiyle¸ illa sevgiyle… Arı gibi elinden¸ durmadan alsalar da balını¸ yaşadığı sürece severek iyilik yapmalı insan. Kısaca Yûnus'un diliyle hep¸ “Ben gelmedim davâ için¸ benim işim sevi için” demeli.


Beni Allah'ın sevgisi için sevin” (Buhârî¸ Îmân) fermanıyla bizlere emir buyuran Habîb-i Ekrem (s.a.v.)'i sevdiğimiz ölçüde Cenâb-ı Hak da bizleri sevecektir. Ancak sevmek kalbî ve hasbî¸ yani fiilî olmalı¸ dilde kalmamalı. İbadetle O'nun razı olduklarını yapmalı¸ ubûdiyetle de O'nun yaptıklarına razı olmalıyız.

Cenab-ı Hak bizleri O'nu hakîki sevenlerden ve O'nun sevdiklerinden eylesin…

Sayfayı Paylaş