MERHAMET ÇINARI

Somuncu Baba

Hayır ile şer¸ güzel ile çirkin… arasına sıkışmış olan insanın hayatını tek düze bir çizgide sürdürmesi zordur. Melek çizgisini yakalamış bir insanın¸ bir yanını şeytana kaptırmayacağı garanti değildir. Aynı şekilde yakasını şeytana kaptırmış bir adamın “kurtuluş”u da her ân mümkündür. Bu tezat halindeki durumdur dünyayı insana “imtihan” meydanı yapan.

Hayır ile şer¸ güzel ile çirkin… arasına sıkışmış olan insanın hayatını tek düze bir çizgide sürdürmesi zordur. Melek çizgisini yakalamış bir insanın¸ bir yanını şeytana kaptırmayacağı garanti değildir. Aynı şekilde yakasını şeytana kaptırmış bir adamın “kurtuluş”u da her ân mümkündür. Bu tezat halindeki durumdur dünyayı insana “imtihan” meydanı yapan.
Melek ve şeytan çizgisinde sürekliliği olan¸ inişi çıkışı olmayan hayat¸ cennet ve cehennem hayatıdır ve orada yaşanacaktır. Buradaki hayat ise dalgalıdır. İnsanın yaratıcısından ve O’nun emirlerinden kaçışı¸ kaçtığı vâdîde karalara bürünmesi¸ kararışı¸ düşe düşe ulaştığı en kara noktada bir ışık görerek¸ kaçtığı Rabbini hatırlayışı¸ O’na mahcup bir eda ile sığınışı¸ tövbe edişi¸ ile süregiden dalgalı bir hayat. Bu dalgaların tersi de vardır. Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşayıp giderken şeytanın içine girmesi ile karanlığa geçiş ve bir zaman sonra orada içine düştüğü karanlıktan dönüş ve Rabbe sığınış.

Her insanın hayatında bu dalgalanmalara yakalanma kaçınılmazdır; çünkü Allah insanı bu şekilde yaratmıştır. Öyle ki Peygamberleri bile yakalamıştır bu dalgalar. Hz. Âdem’i cennetten çıkaran¸ Hz. Yûnus’u balığın karnına düşüren bu dalgalardan biri değil midir? İnsan¸ düştüğü noktadan dönüş için Rahîm ve Rahmân olan Allah’a sığınacak¸ O’nun karşısında aczini idrâk edecek ve Allah rahmetini o kuluna tecellî ettirecektir. “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz¸ Allah Teâlâ hazretleri sizi helâk eder ve yerinize¸ günah işleyecek (fakat tövbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.” fermân-ı ilâhîsi ile bu noktaya işaret edilmektedir. Günaha düşmesi kaçınılmaz olan¸ ilâhî emirleri unutmaya yakın olan insan¸ kendisini ense kökünde izleyen kötülük¸ şer ve şeytanın atmosferine girince fenalaşır. Farkında olmadan bir fenalaşmadır bu. Adım adım gerçekleşen ve insana kendini pek de hissettirmeyen bir fenalaşmadır bu. Bu fenalaşma vâdîsinde uzun zaman kalan insanın iyi¸ doğru güzel ve melek yanı gittikçe zayıflar. İnsan şerde sabit kaldıkça¸ kötülük vâdîsine yerleştikçe hayır kapısını kapatır. Şeytan kahkaha attıkça içindeki meleğin sesi kısılır. Kimi insan içindeki meleği tümüyle öldürür¸ ya da şeytan ona unutturur. Kimi insan içinse kalbinin bir yerinde hep biraz umut kalır. İnsan bu umudu hep yanında taşır. İşte bu umutla¸ dönüşte tıklatacak bir kapısının olduğu umuduyla¸ açılır kötülük limanından şer okyanusa.

Kötülük denizinin sonu olmadığını¸ içindeki karalığının yüzüne vurmaya başladığını anladığında¸ zaman geçip sular durulduğunda¸ saçlar ağarıp dizler titremeye başladığında şer okyanusundan geriye dönüp içindeki o küllenmiş yerlere üfler insan. Oradaki kor ateşin yeniden canlanmasını ve kalbini ısıtmasını ister. İçinde kaybolan iyilik¸ hayır ve doğruluk çiçeklerinin yeniden boy vermesini arzu eder. Zâlimliğinden soyunup “müşfik” kimliğe bürünür. Hâli¸ tavrı da bu resmini sâhici kılar.

Gençliğinde evden kaçıp giden delikanlının aklı başına gelince babaevine dönüşü gibi döner insan; yaralanmış¸ hastalanmış¸ kirlenmiş kalbine. “Annedir¸ babadır yanlışlarımı affeder.” der. “Bugün olmazsa yarın¸ ama bir gün mutlaka affeder. Onların merhamet damarı güçlüdür.” der. Bu umudu hiç yitirmez; çünkü insan¸ çocukluğundan beri annesinden babasından hep şefkat görmüştür. Affedilmiş¸ hoş görülmüştür. Büyüklük de oradadır zaten. Herkes az ya da çok hata yapmış¸ hataları affedilmiştir. Kimileri de zamanla unutulmuştur. Böyle olmasa yeryüzü bir zindana döner¸ her insan bir diğerinin gardiyanı olurdu. Bu¸ şefkat ve merhametin bir gereğidir. İnsanı evine¸ ailesine¸ annesine¸ babasına ümit dolu olarak döndüren işte böyle bir şefkat ve merhamet duygusudur. Çaresizliktir kimi zaman insanı döndüren; kimi zamansa pişmanlıkla dopdolu bir tövbe duygusudur.
Daldığı günah deryasından dönüşünde çevresindeki kişiler kadar Allah’a da mahcup olan insanın tek çıkış kapısı¸ tövbe kapısıdır. Baş eğik¸ gözler kan çanağı¸ yürek yanık bir dönüştür bu. Kendisinin tükendiğini anladığı noktada bir sığınma duygusudur bu. Kararmış kalbini arındırma¸ yaralanmış olan kalbini iyileştirme gayretidir bu. “Keşke yapmasaydım.” der¸ “Şimdiki aklım olsaydı yapmazdım.” der¸ ama geçip giden zamana dönmek ve kalbi yaralayan o fiilleri ortadan kaldırmak mümkün değildir. Dünyada geçip giden zamanı geri getirme ve işlediği günahı işlememe mümkün değildir. Geçmiş kapalıdır¸ ama tövbe kapısı¸ rahmet kapısı her zaman açıktır. İnsan¸ içten gelen bir pişmanlıkla tövbe edince Rabbin günahlarını bağışlayacağını ümid eder; çünkü Allah¸ Rahimdir¸ rahmet edicidir. İnsan¸ o ümitle tövbe eder¸ ama bir zaman sonra tövbesini de pişmanlığını da unutur ve tekrar günah işler. Bu böyle sürer gider.

İnsan¸ Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemeli ve her zaman tövbe etmeye devam etmelidir. İnsanı dünya hayatına bağlayan en büyük bağ¸ ümittir. Ümidini kesen bir insan tükenir¸ biter. Hele de Rabbinden ümidini kesmişse… İnsanı hayata bağlayan¸ olmayacak hayalleri peşinde koşturan ümit¸ insanı her şeyin sahibi olan sonsuz güç ve rahmet sahibi Allah’a da bağlamalıdır. Allah’ın günahları affedeceği ümidiyle çıkmalıdır insan Rabbinin huzuruna. Dünya defterinin kapanıp hesap gününe vardığında da Rabbin Rahîm olduğu¸ günahlarını bağışlayacağı ümidi içinde olan¸ Allah’ın Rahmet edeceği ümidini diri tutan bir adamın hikâyesini Peygamber Efendimiz (sas) şöyle anlatır:
Hesap gününde bir kulun hesabı görülür ve sonunda günahı ağır basınca cehenneme gitmesine karar verilir. Bu kul¸ boynu bükük¸ cehenneme doğru giderken kendi kendine:

– Ben böyle bilmezdim¸ diyerek gider.
Allah Teâlâ her şeyi bildiği halde meleklere:
– Bu kulum ne diyor¸ diye sorar.

Melekler Allah Teâlâ’ya:
– Ben böyle bilmezdim¸ diyor ya Rabbi¸ derler.
O kişi sözlerinin devamında:
– Allah¸ beni cennete götürür zannediyordum. Oysa şimdi cehenneme gidiyorum¸ günahım ağır geldi¸ der.

Allah (c.c.)¸ kuluna:
– Öyle mi zannederdin?¸ diye sorduğunda oda:
– Evet ya Rabbi¸ diye cevap verir.
O insanın bu cevabı üzerine Allah (c.c.):
– Ben¸ kulumun zannı üzereyim. O¸ beni andıkça ben onunla beraberim. O¸ beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O¸ beni bir cemaat içinde anarsa¸ ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O¸ şayet bana bir karış yaklaşacak olursa¸ ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o¸ bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse¸ ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım¸ der. Kul Allah’a olan zannının karşılığını görür ve melekler onu cehenneme değil¸ cennete götürür.

Rabbin Rahmeti ne Kadar Sonsuz
Bu olayı hatırladıkça Sezai Karakoç’un şu mısraı düşer dilime:

“Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.” Rabbin rahmetinden¸ şairin ifadesiyle “merhamet çınarı”ndan ümit kesmemekle ilgili bir başka olayı nakleder Fahr-ı Kâinat Efendimiz (s.a.v.). buyurdular ki:
Cehenneme giren iki kişinin oradaki bağırtıları şiddetlenecek.
Allah (c.c.):

– Çıkarın bunları¸ buyuracak.
Bu kişiler cehennemden çıkarıldıktan sonra onlara:
– Niçin bağırıyorsunuz¸ diye sorulacak.
Onlar:

– Bize merhamet edesin diye böyle yaptık¸ diyecekler.
Allah (c.c.):
– Benim size rahmetim¸ gidip kendinizi ateşe atmanız şeklindedir¸ buyuracak. Onlar gidecekler. Biri kendisini ateşe atacak. Allah da ateşi ona soğuk ve selametli kılacak. Diğeri kendini ateşe atamayacak.
Allah (c.c.) o adama:
– Arkadaşının attığı gibi¸ seni de kendini atmaktan alıkoyan nedir¸ diye soracak.
Adam:
– Ey Rabbim¸ beni ondan çıkardıktan sonra oraya bir kere daha göndermeyeceğini ümit ediyorum!” diyecek.
Adamın bu cevabı üzerine Allah (c.c.):
– Haydi ümidini verdim¸ diyecek ve ikisi de Allah’ın rahmetiyle cennete girdirilecek.

Allah’ın emirlerini yerine getirip sâlih amel işleyenlerin¸ O’nun sonsuz rahmetinden yararlanmayı ümit edenlerin yanında O’nun gazabından korkanlar da vardır ki¸ Rabbin rahmeti onları da kuşatıcıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashâbına Allah’ın sonsuz rahmetini anlatmak için bir olayı şu şekilde nakleder: Bir adam vardı. Bu adam günah işleyerek nefsine zulmetmekte çok ileri gitmişti. Her fânî gibi ölüm bu adama gelip çatınca o adam oğullarına:
– Ben ölünce¸ cesedimi yakın¸ külümü iyice ezin ve rüzgârın önünde saçın. Allah’a yemin olsun¸ eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir¸ dedi.
Adam ölünce¸ oğulları onun söylediklerini yerine getirdiler. Allah da arz’a emrederek:
– Sen de ondan ne varsa bana toplayıver¸ dedi.
Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu.
Allah Teâlâ o adama:
– Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın¸
diye sordu.
Adam¸ bu soruya:
– Senden korktuğum için ey Rabbim¸ cevabını verdi.
Allah Teâlâ bu cevap üzerine o adamı affetti.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadîs-i şerîflerinden naklettiğimiz bu olaylar¸ Allah’ın sonsuz rahmetinin anlamakta zorlanacağımız kadar geniş olduğunu göstermektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Allah’ın sonsuz rahmetini şöyle izah eder: “Allah Teala Hazretleri diyor ki:
“Ey Âdemoğlu! Sen bana dua edip¸ (affımı) ümit ettikçe ben senden her ne sâdır olsa¸ aldırmam¸ ben seni affederim. Ey Âdemoğlu! Senin günahın semânın bulutları kadar bile olsa¸ sonra bana dönüp istiğfar etsen¸ çok oluşuna bakmam¸ seni affederim. Ey Âdemoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen¸ sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan¸ seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım.”

Deryada bir damla olan insanın¸ dünya bilgisiyle arz dolusu mağfireti anlaması elbette zordur. Kolay olansa insanın¸ Rabbin sonsuz rahmetinden ümit kesmemesi gerektiğini bilmesidir. Hatta insan¸ Rabbin rahmetine ulaşma ümidini içinde hep canlı tutmalı¸ tutabilmelidir.

Sayfayı Paylaş