MEDYUMLARDAN MEDET UMMAK

Somuncu Baba

“Kur'an ve hadislerin konuya nasıl yaklaştığına göz atacak olursak¸ Allah
Teâlâ'nın bu tür faaliyetleri kökünden yasakladığını görmekteyiz. Âyetlerin
indiği dönemde Mekke ve Medine civarında yaygın olan fal oklarıyla
kısmet bakılmasını kesinlikle yasaklar.”

Zaman zaman hepimiz çaresiz kaldığımız ve çözüm bulamadığımız bunaltıcı sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu bazen tedâvîsi olmayan bir hastalık¸ bazen işlerin kötü gitmesi¸ bazen aile içi huzurun bozulması ve benzeri şekillerde karşımıza çıkabilir. Böylesi problemlerle karşı karşıya kalan bazı insanların ise¸ çözemedikleri dertler karşısında olmadık yollara başvurdukları görülür. Meselâ toplumumuzda pek çok insan doktor doktor gezmenin getirdiği ümitsizlik içinde kendilerine tavsiye edilen her çareyi dener. Ne uygulamadıkları kocakarı ilaçları kalır¸ ne de gitmedikleri sahte tabipler kalır. Bu amaçla paralarını almak için ağlarını örmüş olan ve tanımlarken “üfürükçü” ifadesi kullanılanların¸ medyumların kapılarını çalarlar. Çaresizlik içinde belki bir ümit ve çözüm olur çırpınışıyla onların dediklerini yaparlar.


Aynı şekilde¸ bazen hastalarının iyileşmesi¸ bazen çocuklarının olması¸ bazen çalınan paralarının bulunması¸ bazen evlenecekleri hayırlı bir kısmetlerinin çıkması¸ bazen ileride yapacağı bir şeyin akıbetinin ne olacağı gibi meselelerde böylesi insanların kapılarına giderler. Gittikleri kişilerin¸ çaresiz veya ne yapacağını bilemeyen kimselere söyledikleri şeylerin zaman zaman doğru çıktığı da olur. Dediklerinin büyük çoğunluğu ise onların ifade ettiği gibi gerçekleşmez; söyledikleri harfiyen yerine getirilmesine rağmen sonuç hiç de öyle olmaz. Buna rağmen insanlar¸ onların söyledikleri gibi çıkan birkaç şeyi ön plana çıkararak¸ doğruyu dediklerini¸ geleceği bildiklerini velhasıl ermiş olduklarını sanırlar. Oysa tutturamadıkları gerçekler¸ onların söylediği gibi çıkanlara oranla kat be kat fazladır. Buna dikkat etmezler de¸ söyledikleri gibi çıkan birkaç şeyi gözlerinde büyütürler. Böylesi durumlarda¸ kendi tahminlerinin gerçekleşme oranının¸ şifa için gittikleri kimsenin dayanaksız tahmini kadar olduğunu nedense düşünemezler de¸ yaptıkları işi meslek haline getirmiş olan bu kimselere olağanüstü sıfatlar yüklerler.


Aynı durum psikolojik rahatsızlığı olan bazı insanların düzelmesinde de görülür. Ruhsal rahatsızlık çeken ve bahsettiğimiz kişilere götürülen bazı hastaların iyileştiği gözlenir. Olayı izleyenler¸ gittikleri kâhinler vasıtasıyla hastanın düzeldiğini¸ onların o hastaya musallat olan cini bağladıklarını veya öldürdüklerini¸ yazılıp bir yerlere konmuş muskayı bertaraf ettiklerini sanırlar. Oysa aynı insana giden hastaların ve çaresizlerin büyük kısmının hâlâ rahatsızlığın pençesinde kıvrandığını unuturlar veya hep iyiyi ön plana çıkarma gayretiyle buna gözlerini kaparlar.


Ve yine¸ geleceği¸ kayıp veya çalıntı mal ve parayı bildiklerini iddia eden bu kimselerin önemli bir kısmının neden dünyanın çeşitli bölgelerinde gömülü bulunan altın¸ petrol ve benzeri değerli madenleri bulup çıkarmadıkları¸ kendilerine gelen çaresiz insanların -gönüllerinden kopmadan¸ çaresizlikten verdikleri- cüzi paralara ne diye tamah ettikleri hiç akla gelmez. Keza geleceği bildiklerini iddia eden bu zevatın¸ basından takip edebildiğimiz kadarıyla¸ gerek kendileri gibi aynı işi yapan kimselerce¸ gerekse paralarını aldıkları hastalarınca dövüldüklerini¸ saldırıya uğradıklarını görmekteyiz. Bu insanlar maalesef kendilerine zarar verecek olaylardan önceden haberdar olamamakta¸ buna rağmen başkalarının gelecekleriyle ilgili bir takım şeyler bildiklerini iddia edebilmektedirler.


Modern çağla birlikte insanların bu tür kimselere olan rağbetinin azalacağı tahmin edilirken¸ tam tersi bir durumla karşı karşıya kaldık. Dinin sağlıklı öğrenilememesi yanında¸ son dönemlerin insanları sürüklediği yeni arayışlar¸ doyumsuzluklar yanında tedavisi imkânsız veya çok zor hastalıklar bu alana olan ilgiyi artırmış ve dünyanın dört bir tarafında bu iş âdetâ bir meslek halini almıştır. Refah seviyesi en üst seviyedeki toplumlardan tutun da fakirlik çizgisinin altındaki ülkelere varıncaya kadar manzara aynı görünümü arz etmektedir. Hiç tahmin edilmeyecek şahısların bile böylesi kimselerin kapılarında medet aradıkları¸ onları âdetâ bir danışman gibi görüp değer verdikleri¸ rahatsızlıkları veya gelecekleriyle ilgili bir iş yapmak istediklerinde bu zevâta müracaat ettikleri görülmektedir.


Bedenlerimiz ve ruhlarımızla fiilen yaşadığımız dünya yanında¸ bu tür işleri yaptıklarını söyleyenlerin iddia ettikleri gerçek olmayan¸ sanal bir âlem bulunmaktadır. Böylesi insanlara gitmek¸ insanların karşılaştıkları sorunlara yaşadıkları dünyada çare arama azimlerini kırmaktadır. Problemler karşısında yenilgiyi peşinen kabullenerek bu tür tacirlerin kapılarına sığınmalarına neden olmakta¸ bilim bir tarafa atılarak sorunlara hurafelerle cevap aranmaktadır. Toplum bilincinde bir zayıflama ve ümitsizlik oluşmakta¸ halkın ortak beynini hurafe ve büyücülük gibi şeyler kaplamakta¸ bunlar ahtapot gibi toplumun her katmanını sarmakta ve revaç bulmaktadır. Bu da milletin geleceğini tehdit eden unsurlardan biri olmaktadır.


Meselenin dinî boyutuna bakacak olursak¸ son derece korkunç bir tehditle karşı karşıyayız. Bahsettiğimiz istismarcılara gitmek dinin zihinlerdeki berraklığını bulandırmaktadır. Allah'a olan inanç zayıflamaktadır. Sadece Allah'ın bilebileceği hususların insanlarca da bilinebileceği düşünülerek Allah'a bir nevi ortak koşulmaktadır. Çünkü yaşanmamış günlerin neler getireceğini iddia etmek yarını bilmek¸ dolayısıyla tanrılık iddiasında bulunmak olduğu gibi¸ bunlara inanmak da tanrı olduğunu iddia edenlerin sözlerini benimsemek demektir.


Kur'an ve hadislerin konuya nasıl yaklaştığına göz atacak olursak¸ Allah Teâlâ'nın bu tür faaliyetleri kökünden yasakladığını görmekteyiz. Âyetlerin indiği dönemde Mekke ve Medine civarında yaygın olan fal oklarıyla kısmet bakılmasını kesinlikle yasaklayarak “Fal oklarıyla kısmet aramanız sizlere haram kılındı. Bunlar (hak yoldan) sapmaktır.”[1] buyurmuştur. Başka bir âyette de göklerde ve yerde gayb dediğimiz bilinmeyen cinsinden ne varsa¸ bunları sadece kendisinin bileceğini belirterek şöyle buyurmuştur: “Göklerde ve yerde¸ Allah'tan başka gaybı kimse bilemez.”[2]. Allahu Teâlâ bir başka âyetinde de sihirle uğraşmayı küfür¸ yani İslâm dışına çıkmak saymıştır.[3] Bu da işin dini açıdan ne kadar vahim olduğunu göstermeye yetmektedir.


Peygamberimiz (s.a.v.)in uygulamalarına baktığımızda falcı ve kâhinlere gitmeyi kesinlikle yasakladığını görmekteyiz. Bunlara giderek söylediklerine inanmayı da dinden uzaklaşmak olarak nitelemektedir.[4]


Sonuç olarak¸ falcıların ve kâhinlerin -başka bir ifadeyle medyumların- gelecekten verdikleri haberler tamamen tahmine dayanan boş laflardır. Bu insanlar¸ kendilerine gelen kimseleri bazı sorularla yokladıktan sonra kendilerince uygun gördükleri şeyleri söylemekte¸ bunlar bazen gerçekleşince de geleceği bildikleri sanılmaktadır. Oysa onların gelecekle ilgili tahminlerinin gerçekleşme oranı¸ kendisine derdini anlatan kimsenin tahmininin gerçekleşmesiyle aynıdır; hatta olayın gelişim sürecini yaşayan müşterisinin tahmininin gerçekleşme yüzdesi daha fazladır. Çünkü olayın ne yöne gittiğini başlangıcından itibaren çok iyi bilmektedir. Aynı şekilde kanser ve benzeri tedâvîsi şu an için imkânsız veya çok zor olan hastalıkları tedâvî ettiklerini dahi iddia eden ve bunun için bir takım şeyler yazan¸ okuyup üfleyen kimselerin bizzat bu hastalıklardan can verdiğini görüyoruz. Bu durumda¸ olan onlara paralarını kaptıran insanlara olmakta¸ ümitlerinin ve hayallerinin gerçekleşmemesiyle yıkılıp¸ rûhen ve bedenen daha kötü duruma düşmektedirler.


Halkımıza düşen görev¸ çaresiz insanların bu durumlarından istifade etmeyi bekleyen din simsarlarına veya başka kimselere para kaptırmamaları¸ reklamlarını yaparak halkın onların kapısını aşındırmasına sebep olmamaları¸ Allah'ın indirdiği dinin gönüllerde saf haliyle yaşamaya devam etmesi için hurafelere kapı aralamamalarıdır. Çünkü böylesi çarpıklıklar cehaleti de körüklemekte¸ insanlar kolay ve çabasız yoldan sorunlarına çözüm aramaya girişmektedirler. Devletimize de bu noktada büyük sorumluluk düşmektedir. Halkın yardımıyla¸ dini istismar eden¸ insanların çaresizliklerini türlü isimler altında ranta çeviren simsarlara engel olmalıdır. Bunu yaparken¸ dinin sağlıklı bir şekilde öğrenilmesi için de imkânlar hazırlanmalıdır.


Allah bizleri¸ insanların saf duygularını istismar eden¸ onların çaresizliklerini kendilerine kazanç kapısı yapan kimselerin zararından korusun. Sadece kendisine yönelen ve O'ndan medet isteyen kullarından eylesin.


 


 








[1] 5/Mâide¸ 3



[2] 27/Neml¸ 65



[3] 2/Bakara¸ 102



[4] Ebû Davud¸ 3405

Sayfayı Paylaş