Maktul ve Mazlum Bir Padişah: Sultan Genç Osman

somuncubaba-222-06maktul

Osmanlı padişahlarının 16.sı, İslâm halifelerinin 95.si olan II. Osman, nam-ı diğer Genç Osman, mazlum ve maktul bir padişahımızdır. 03 Kasım 1604/10 Cemâziyelâhir 1013 tarihinde payitaht merkezi İstanbul’da doğan II. Osman’ın babası I. Ahmed, annesi Mahfîrûz Sultan’dır. I. Ahmed’in dünyaya gelen ilk oğlu olması dolayısıyla kendisine Osmanlı hanedanının kurucusu Osman Gazi’nin adının verildiği rivâyet edilir.
II. Osman, kendisinden beş ay küçük olan Şehzade Mehmed ile birlikte büyümüştür. Annesi Mahfîrûz’un saraydan çıkarılıp Eski Saray’a gönderilmesi nedeniyle II. Osman şehzadelik yıllarında I. Ahmed’in hanımı Kösem Valide Sultan’ın gözetimi altına girdiği belirtilir. II. Osman’ın eşleri Akile Hanım ve Ayşe Sultan’dır. Oğlu ise Şehzade Ömer’dir. Sultan Genç Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislâm Es’ad Efendi’nin ve Pertev Paşa’nın kızları ile evlenmiştir.
II. Osman sarayda iyi bir eğitim görmüştür. I. Mustafa, Şeyhülislâm Es’ad Efendi ve Sadaret Kaymakamı Sofu Mehmed Paşa’nın onayıyla tahttan indirilince 26 Şubat 1618 tarihinde onun yerine II. Osman tahta çıkmıştır. Tahta çıktığında henüz 14 yaşındadır. Küçük yaşta tahta çıkması güçlü bir otorite sahibi olmasına engel olmuştur. Tahtta kaldığı süre içerisinde Bostanzade Yahya Efendi, hocası Ömer Efendi, Darüssaade Ağası Süleyman Ağa, Hekimbaşı Musa-yı Naşi gibi kişilerin etkisi altında kalarak yanlış kararlar da vermiştir.
İdare Ettiği İnsanlar Tarafından Tahttan İndirilerek Katledilen İlk ve Tek Padişah
En bahtsız padişahlardan biri olan Genç Osman, Osmanlı Devleti tarihinde, idare ettiği insanlar tarafından tahttan indirilerek hunharca katledilen ilk ve tek padişahtır. Bu vahim durum tarihin en acı tablolarından biridir.
İlimden nasibini alan II. Osman’ın hocası Ömer Efendi’ydi. Rivâyetlere göre Genç Osman Arapça, Farsça, İtalyanca ve Antik Yunan(ca) dillerini öğrenmişti. Bu da onun kısa bir ömür sürmesine rağmen kültürlü ve ehl-i irfân bir padişah olduğunu gösteriyor.
II. Osman’ın, normal şartlarda 1617 senesinde babasının vefatı üzerine tahta geçmesi gerekirdi. Fakat babasının getirdiği ekber ve erşed sistemi dolayısıyla, hanedanın en büyük yaştaki üyesi olan amcası I. Mustafa padişah olmuştur. Ama I. Mustafa devleti yönetecek ehliyete sahip değildi. O yüzden I. Mustafa’nın ilk saltanat dönemi ancak 96 gün devam edebildi. Zira ruhsal meseleleri mevcuttu. Bu yüzden belli bir müddet sonra I. Mustafa tahttan indirilerek II. Osman tahta getirildi. Ertesi gün Eyüp’te kılıç kuşanma töreni yapıldı. Henüz on dört yaşında olan II. Osman, atalarının türbelerini ziyaret ederek saraya döndü. Cülûs münasebetiyle askere yeniden bahşiş dağıtıldı. Zamanın büyük şairi Nef’i, genç yaşta tahta geçen II. Osman Han’ın cülusunu şu mısralarıyla anlatmıştır: “Şehinşâh-ı adâlet-pîşe Osmân Hân-ı sânî kim/Vücûdıyla hayât-ı tâze buldı mülk-i Osmânî” (Şahlar şahı, adaletli II. Osman Han’ın tahta cülusu ile Osmanlı mülkü taze hayat buldu).
Doğru İşi Yanlış Zamanda Yapmak Yahut Cesaretin Bedeli
Heyecanlı ve yaş itibariyle toy bir padişah olan II. Osman’ın tahta geçtikten sonraki ilk işi devlet himayesindeki görevlilerini değiştirmek oldu. Bunun en büyük gerekçesi de amcası I. Mustafa’yı tahta geçirenleri bu şekilde bertaraf etmekti. Bu kapsamda Sadaret Kaymakamı, Şeyhülislâm, Rumeli Kazaskeri ve Hekimbaşı gibi görevlere yeni kişiler getirdi. Bu esnada kuzeyde yeni bir karışıklık peyda olmuştu. Kazaklar, Karadeniz kıyılarındaki Osmanlı topraklarına akınlar yapıyor ve Lehistan’a sığınıyorlardı. 1620 yılının Ağustos’unda Lehistan ve Kazak kuvvetleri, Osmanlı tarafından büyük bir yenilgiye uğratıldı. Lehistan sulh istiyordu. Fakat genç padişah II. Osman bunu kabul etmedi, çevresindeki devlet görevlilerinin de telkinleriyle Lehistan üzerine büyük bir sefer yapmayı kararlaştırdı.
Sultan Genç Osman ecdadı gibi cesur, heybetli ve yiğit bir insandı. O da destanlar yazan ataları gibi yeni zaferler kazanmak, İslâm’ın yüce adını ve ilâhî nizamını her tarafa duyurmak istiyordu. Yaşadığı dönemde İstanbul büyükelçiliğinde görev yapan İngiliz Thomas Roe onun için şunları söylüyordu: “Osman mağrur, yüksek ruhlu ve cesurdu. Hristiyanların can düşmanlarından biriydi. Atalarının seferlerine imrenmekte, büyük işler planlamakta ve namını hepsinin üzerine çıkarmak için gayret sarf etmekte idi.”
Bu tarafsız yabancı gözlemcinin de belirttiği üzere o, kıymetli vaktini sarayda geçirmek istemiyordu. Kanı damarında durmuyordu adeta. Savaş meydanlarına çıkıp yeni yerler fethetmeyi arzuluyordu. İ’lây-ı kelimetullah fikrini hayata geçirmek istiyordu.
Genç Osman’ın Yeniçerilerle         Yıldızı Hiç Barışmadı
II. Osman, çıktığı Hotin Seferi’nde yeniçerilerin vurdumduymazlığı ve gayretsizliği yüzünden, askerî bir başarı elde edemedi; fakat Boğdan’ın güvenliği sağlanmış oldu. Lehistan (Polonya) Seferi’nden, Hotin Kalesi uzun süre kuşatılmasına rağmen alınamadan Ocak 1622’de İstanbul’a geri dönüldü. Lehistan Seferi’ndeki bu başarısızlığa, yeniçerilerin sebep olduğunu gören ve devlette köklü düzeltmeler yapmak gerektiğine karar veren II. Osman, yeni bir askerî teşkilat kurmak için harekete geçti. Yeniçeri mevcudunu tespit etmek için yapılan yoklamalarda, mevcut olmayan askerlerin de var gibi gösterilerek, maaşlarının ocak ağaları tarafından alındığı anlaşıldığından, fazla ödemeler kesildi. Genç Osman, yeniçeri ocaklarını teftişlerinde ocak ağalarını askerlerin önünde azarladı. Genç Osman’ın, Halep, Şam, Erzurum ve Mısır Beylerbeylerine, bölgelerinde asker yazdırmak için gönderdiği gizli talimatların, yeniçeriler tarafından öğrenilmesi yeniçerilerin Genç Osman’a karşı tavır almalarına yol açtı. Meşhur tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı bu konuda şu görüşleri dile getirir:
“Bilhassa Kızlarağası Süleyman Ağa ile hocası Ömer Efendi, bu hususta Padişah’ı tahrik etmişler ve hatta kendisine Osmanlı askeri olmaya layık Mısır ve Şam askeridir, yoksa bunlara verilen ulufeye günahtır, diyerek Padişah’ı, maiyeti askerinden soğutmuşlar ve maksatlarını kuvveden fille çıkarmak isteyerek, planlarını örtmek için de, bilhassa Kızlarağası ile hocası Ömer Efendi, Sultan Osman’ı hacca gitmeye teşvik eylemişlerdi.”
Kendisinden önce hiçbir Osmanlı padişahı hacca gitmediği halde, Genç Osman hacca gideceğini ilân ederek hazırlıkları başlattı. Yeniçeriler, Padişah’ın hac bahanesiyle Anadolu’ya giderek, yeni bir ordu düzenleyip kendilerini gözden çıkaracağı endişesiyle, Genç Osman’ın hacca gitmesine karşı çıktılar. 18 Mayıs 1622’de Atmeydanı’nda toplanan yeniçeriler: “Padişah’ın bu şekilde Hicaz’a gitmesi bizden yüz çevirmesindendir. Nizam-ı âlem için padişahlar haccı terk edegelmişlerdir. Payitahtı bırakıp gitmek hatadır. Bu işten vazgeçmelidir.” diye bağırıyorlardı. İsyancılar aynı gün, Padişah’ın hocası Ömer Efendi’nin konağını yağmalayıp, Sadrazam Dilaver Paşa’nın konağına da saldırdılar. Padişah’ın kayınpederi olan Şeyhülislâm Esat Efendi ile ünlü şeyhler ve ordu, II. Osman’ın Hicaz’a gitmesine karşıydı. Esat Efendi, “Padişahların hacca gitmesine gerek yoktur.” diye bir de fetva çıkartmıştı. Fakat II. Osman, tecrübesizliğinden dolayı tüm bu sözleri kulak ardı etmişti.
Kısa Bir Ömrün Acılı Serencamı yahut Vefa Duygusunun Tükenişi
Padişah’ın bu tavırları yüzünden asker ocakları ayaklanarak Sultanahmet Meydanı’nda toplandılar ve önce Padişah’ın hocası Ömer Efendi’nin konağını yağmaladılar. Genç Osman, akşama doğru durumun kötüye gittiğini anlayarak, ulemaya isyancıların isteklerini sordurdu. Onlar da: “Kul taifesi, Padişah’ın Anadolu’ya gitmesine razı değildir. Hoca Ömer Efendi’nin ve Darüssaade Ağası Süleyman Ağa’nın görevden alınmasını isterler.” deyince, Genç Osman: “Varın söyleyin, hacca gitmekten vazgeçtim, fakat hoca ile darüssaade ağasını görevden almam.” dedi. Bu kez askerler müftü ve kazaskeri de aralarına alarak tekrar Sultanahmet Meydanı’nda toplandılar. Şimdi artık iki kişinin azlini değil, Veziriazam Dilaver Paşa da dâhil, birçok kişinin kellesini istiyorlardı. II. Osman kellesi istenen kişilerin öldürülmesini reddetti. Saraya gelen ulema heyeti ise Padişah’tan bu isteklere uymasını rica ediyor, yoksa ayaklanmanın büyüyeceğini söylüyorlardı. Ama Genç Osman, ödün vermemekte direndi. Ve sözcü olarak gönderilmiş ulema heyetini sarayda alıkoydu.
Delege olarak saraya gönderilen ulemanın gelmediğini gören isyancılar, saraya girmeye karar verdiler. 19 Mayıs 1622’de tekrar Atmeydanı’nda (Sultanahmet Meydanı) toplanan isyancılar Padişah’tan, Sadrazam Dilaver Paşa, Hoca Ömer Efendi, Vezir Ahmed Paşa, Darüssaade Ağası Süleyman Ağa, Baş Defterdar Vezir Baki Paşa ve Sekbanbaşı Nasuh Ağa’nın öldürülmelerini istediler. Genç Osman, isyancıların taleplerini kabul etmeyince, sarayın kapısına dayandılar. Saraya giren isyancılar, padişahı ayak divanına çağırdılar. Şimdi artık üç beş kişinin kellesini istemiyor, aynı zamanda “Sultan Mustafa’yı isteriz!” diye de bağırıyorlardı. Genç Osman divanı kabul etmeyince: “Sultan Mustafa’yı isteriz!” diye bağrışmaya başladılar. Şehzade Mustafa’nın bulunduğu Kadınlar Dairesi’ne gittiklerinde, dairenin kapısını açamadıklarından dama çıkıp kubbesini deldiler ve Sultan Mustafa’yı damdan dışarı çıkardılar. I. Mustafa’yı oradan alıp Orta Cami’ye götürdüler. Bu arada isyancılar hapishaneleri boşaltarak şehri yağmalamaya başladılar.
İsyancılar, Ağakapısı’ndan aldıkları Genç Osman’ı, Orta Cami’ye oradan Yedikule Zindanı’na götürdüler. Burada Davud Paşa, kethüdası Ömer Ağa, Cebecibaşı ve birkaç adamla, Genç Osman’ı katletmek üzere harekete geçtiler. Cebecibaşı kement atıp kendisini boğmak istediyse de, II. Osman güçlü ve heybetli olduğundan hepsine karşı direndi. İçlerinden birisi, Osman’ın omzuna balta ile vurarak yere düşürdü ve nihâyet Kilindir Uğrusu denilen subaşı kethüdası, husyelerini sıkmak suretiyle kendisini katlettiler. (20 Mayıs 1622)
II. Osman’ın cenaze namazı Şeyhülislâm Yahya Efendi tarafından kıldırıldı ve nâşı babası I. Ahmed Türbesi’ne defnedildi.

Sayfayı Paylaş