KUR'AN VE SÜNNET'TE İNSAN HAKLARI

Somuncu Baba

“Bu tür olaylar cereyan ederken 20 yaşlarında olan
Peygamberimiz¸ risâletle görevlendirildikten sonra Hılfu'lfudûl
hakkında¸ ‘Ben¸ Abdullah b.Cüd'an'ın evinde yapılan
bir antlaşmada bulundum ki¸ bu antlaşmayı güzel ve kızıl
tüylü develere değişmem.' buyurmuştur.”


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)  ilk vahyi alıp risâletle görevlendirildikten sonra¸ önce yakın akrabalarına sonra Mekke halkına tebliğde bulunmuş ve onları düşünmeye¸ akıllarını kullanmaya davet etmişti. Onun kullandığı eğitim metotlarından birisi de insanları Kur'an'a yöneltmekti.[1] Böyle bir tebliğ için Safa Tepesi'ne çıkarak Mekkelilere şöyle seslenmişti: “Ey Kureyş halkı! Size şu tepenin ardında bir düşman ordusunun olduğunu ve size doğru geldiğini haber versem inanır mısınız?” Hepsi birden¸ “Evet inanırız¸ senin hiç yalan söylediğini görmedik ve seni bir şeyle itham edemeyiz.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle dedi: “O halde size ihtar ediyorum ki¸ eğer Allah'a inanmazsanız büyük bir azaba uğrayacaksınız. Ey Abdülmuttalib¸ Abd-i Menaf¸ Teym¸ Mahzum¸ Zühre ve Esed oğulları haberiniz olsun ki¸ Allah bana en yakınlarımı inzâr etmeyi emir buyurmuştur. Ben sizin için ne dünya ne de âhiret menfaati sağlamaya mâlikim. Bunlar sizin bir sözünüze bağlıdır. O da: ‘Allah'tan başka İlâh yoktur.' demenizdir. Allah'tan başka ibadete lâyık olan yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlığa gönderdiği peygamberiyim.”[2]


Kur'an'ı Ulaştırarak¸ İnsanları Düşünmeye ve Aklını Kullanmaya Yöneltmiştir


  Mekke döneminde Peygamberimizin tebliği inanç ağırlıklı olmuştur. İnancın her türlü putperestlikten¸ şirkten ve âhireti inkârdan temizlenmesi¸ tevhîd inancının yerleştirilmesi esas alınmıştır. Bu hususları gerçekleştirmek için ise insanların kanıta dayalı ve gönül rızası ile inanabilmeleri için¸ aklın kabul edebileceği gerçekler dile getirilmiş¸ insanın ve evrenin yaratılışındaki düzenle ilgili deliller ortaya konulmuştur.[3]


  Konu ile ilgili örnek âyetlere baktığımızda bu hususu açıkça görürüz: “Yaratma bakımından acaba sizce; yeniden sizi diriltmek mi daha güç¸ yoksa gökyüzünü yaratmak mı ki onu Allah binâ etti. Onu direksiz yükseltti ve onu kusursuz işleyen bir sisteme bağladı. Gecesini kararttı¸ gündüzünü ağarttı. Ondan sonra yerküreyi elips şeklinde söbüleştirdi. Hayvanlarınız ve kendiniz için bir faydalanma ve beslenme olmak üzere yerden sular çıkardı¸ orada otlaklar yarattı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.”[4]


İnsanları düşünmeye sevk eden şu âyetlere bakalım: “İnsanlar devenin nasıl yaratıldığına¸ göğün nasıl yükseltildiğine¸ dağların nasıl dikildiğine¸ yeryüzünün nasıl yaratıldığına bir bakmazlar mı?”[5]  “…ta ki düşünüp anlasınlar”¸ “Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz”¸ “Aklınızı kullanmıyor musunuz?”[6]


Hz. Ömer Peygamberimizi ortadan kaldırmak niyetiyle yola çıkmış ama kız kardeşi Fatma ile eniştesi ve amcasının oğlu Said b. Zeyd'in Müslüman olduklarını Nuaym b. Abdullah kendisine haber verince doğruca onların evlerine gitmişti. Ne okuduklarını sormuş¸ getirilen Kur'an sahifesini okuyunca¸ fesâhat¸ belâgat ve anlamının etkisiyle Müslüman olmuştu.[7] Aslında Mekke'nin ileri gelenlerinden Ebû Süfyan¸ Ebû Cehil ve Ahnes gibi şahıslar da Kur'an'ı merak ediyorlar¸ geceleri birbirinden gizli¸ saklanarak Peygamberimizin okuduğu Kur'an'ı dinlemeye gidiyorlardı. Birbirlerine yakalanınca iki gece daha birlikte dinlerler ve Ahnes gündüzün önce Ebû Süfyan'a¸ sonra Ebû Cehil'e gelerek dinledikleri hakkında fikirlerini sorar. Her ikisi de duyduklarından çok etkilendiklerini¸ ancak süregelen kabîle rekâbeti ve şahsî gururları nedeniyle karşı çıktıklarını itiraf etmişlerdir.[8]  Aynı şekilde Velîd b. Muğîre'nin Kur'an'ı dinledikten sonra nasıl etkilendiğini¸ “Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı¸ suratını astı. En sonunda kibrini yenemeyip sırt çevirdi de¸ ‘Bu Kur'an¸ olsa olsa bir sihirdir. Bu insan sözünden başka bir şey değil' dedi.” [9] âyetlerinden anlıyoruz.


  Mekke'nin ileri gelenlerinden Utbe b. Rebîa bir gün Peygamberimize gelerek¸ davasından vazgeçmesini¸ istediği dünyalıkları verebileceklerini teklif etmişti. Peygamberimiz Utbe'nin sözlerinin bitirmesinden sonra Fussilet Suresi'ni okumaya başlamış¸ Utbe âyetlerden öyle etkilenmişti ki¸ neredeyse okumayı bitirmesi için Peygamberimize yalvarmış ve oradan uzaklaşmıştı. Kabîlesine döndüğünde dinlediği şeylerin şiir¸ sihir ve kehânet olmadığını¸ böyle etkileyici sözleri hiç duymadığını itiraf etmişti.[10]  Devs Kabîlesi'nden yetenekli bir şair olan Tufeyl b. Amr¸ Mekke'ye geldiğinde Peygamberimizle görüşmüş¸ dinlediği Kur'an'dan öyle etkilenmişti ki derhal Müslüman olmuştu.[11] Dinleyenlerin mutlaka etkilenip¸ düşüneceklerini ve akıl yoracaklarını bildiği için¸ Peygamberimiz her fırsatta Kur'an-ı Kerim'in insanlara ulaşmasını istemiş¸ bunu bir yöntem olarak kullanmıştır. “…Kendisiyle sizi ve bundan sonra onu duyacak herkesi uyarmam için bu Kur'an bana vahyolundu…[12] âyeti bize bu gerçeği gösteriyor. Bu nedenle¸ “İnkâr edenler¸ ‘Bu Kur'an'ı dinlemeyin¸ okunurken gürültü yapın¸ umulur ki gâlip gelirsiniz.' dediler.”[13] âyetinde ifade edildiği gibi¸ Kur'an okunurken gürültü yaparak onun anlaşılmasına engel olmak müşrikler tarafından denenmiştir.


İnsan Haklarını Koruma Amaçlı Her Oluşumda Yer Almış ve Desteklemiştir


Peygamberimiz birisi Mekke'de¸ diğeri Medine'de olmak üzere iki kez kardeşleştirme (muâhat) projesi uygulamıştır. Mekke'deki proje insanlık onuru bakımından son derece önemlidir. Çünkü bu çerçevede Kureyş'e mensup bazı Müslümanlarla azatlı köleler kardeş yapılmıştır. Bu uygulama o devirde tam anlamıyla bir inkılâptır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in azatlısı Zeyd b. Harise ile Hz. Hamza¸ Ebû Huzeyfe'nin azatlısı Salim ile Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve Hz. Ebû Bekir'in azatlısı Bilâl-i Habeşî ile Ubeyde b. Hâris kardeş ilan edilmiştir.[14]


  Yemen'in Zebid Kabîlesi'nden birisi Mekke'ye satmak için bir deve yükü mal getirmişti. Mekke'nin ileri gelenlerinden Âs b.Vâil bu malları satın almış¸ ancak bedelini ödememişti. Yemenli¸ birçok ileri gelen aileye başvurarak yardım istedi¸ ancak reddedildi. Nihâyet Ebû Kubeys dağına çıkarak Kâbe'nin etrafında oturan Kureyş'in ileri gelenlerine okuduğu bir şiir ile uğradığı haksızlığı dile getirdi. Peygamberimiz ve amcası Zübeyr b. Abdülmuttalip hemen harekete geçtiler.


  Mekke'nin ileri gelenleri itibarı¸ tecrübesi ve zenginliği ile herkesin saygı gösterdiği Benî Temîm Kabîlesi'nden Abdullah b. Cüd'an'ın evinde toplandılar. Yemekten sonra aralarında müzakereler yaparak¸ bundan sonra Mekke'de yerli yabancı hiç kimsenin zulme uğramaması¸ mazlumların gasp edilen hakları alınıncaya kadar kendilerine yardımcı olunması kararlaştırıldı.[15]  Geçmiş dönemlerde Cürhüm ve Katura kabîlelerinden Fadl b.Hâriş  Fudayl b.Vedâa ve Mufaddal b. Fedale isimli üç kişi bir araya gelerek Mekke'de zulmü engellemek üzere yemin etmişlerdi. “Faziletli kişilerin dayanışma yemini” anlamına gelen bu oluşuma “Hılfu'l-fudûl” adı verilmişti.[16] Peygamberimiz ve Mekke'nin ileri gelenleri kardeşliği¸ yardımlaşmayı¸ zulme engel olmayı ön plana çıkardıkları için bu oluşuma da “Hılfu'l-fudûl” denildi.


Hılfu'l-fudûl mensupları ilk iş olarak Yemenli Zebid Kabîlesi'nden olan tüccarın hakkını gaspeden Âs b. Vâil'den alarak iade etmek oldu. Sonra Has'am Kabîlesi'nden Kâbe'yi ziyaret maksadıyla gelen birisinin yanında getirdiği güzel kızını Nübeyh b. Haccac zorla kaçırmıştı. Kızı kaçırılan adam telaşla yardım isterken Mekkeliler kendisine Hılfu'l-fudûl'a başvurmasını tavsiye ettiler. Hılfu'l-fudûl üyeleri hemen Nübeyh'in evine giderek kızı kurtarıp babasına teslim ettiler.[17]


Bu tür olaylar cereyan ederken 20 yaşlarında olan Peygamberimiz¸ risâletle görevlendirildikten sonra Hılfu'l-fudûl hakkında¸ “Ben¸ Abdullah b.Cüd'an'ın evinde yapılan bir antlaşmada bulundum ki¸ bu antlaşmayı güzel ve kızıl tüylü develere değişmem. İslâm'da böyle bir antlaşmaya çağrılsam derhal kabul ederim.” [18]  buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in düşmanlarla savaşmasının nedenlerinden birisi yine insan haklarını korumak ve inanç hürriyetini güvence altına almaktır.[19]


 


 






[1] Abdullah Özbek¸ Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed¸ Selam Yayınevi¸ Konya 1995¸ s.110¸111.



[2] A.Himmet Berki-Osman Keskioğlu¸ Hz.Muhammed ve Hayatı¸ DİB Yayınları¸ Ankara 2010¸ s.71¸72; Riyâzü-s Sâlihîn¸ DİB Yayınları¸ Ankara 1987¸ C.I¸ s.361¸ H.No: 327.



[3] İbrahim Sarıçam¸ Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı¸ DİB Yayınları¸ Ankara 2011¸ s.113.



[4] 79/Nâziât¸ 27-33.



[5]88/Ğâşiye¸ 17-20.



[6] 16/Nahl¸ 44; 59/Haşr¸ 21; 21/Enbiy⸠10.



[7] A.Himmet Berki-Osman Keskioğlu¸ Hz.Muhammed ve Hayatı¸ DİB Yayınları¸ Ankara 2010¸ s.97-103; İrfan Yücel¸ Peygamberimizin Hayatı¸ DİB Yayınları¸ Ankara 2006¸ s.66-69; İbn-i Hişam¸ es-Sîretü'n Nebeviye¸ Ter: İzzet Hasan-Neşet Çağatay¸ AÜİF Yayınları¸ Ankara 1971¸ s. 222-229.



[8] Berki-Keskioğlu¸ a.g.e¸ s.108¸109; Ahmet Önkal¸ Rasûlullah'ın İslâm'a Davet Metodu¸ Hibaş Yayınları¸ Konya 1984¸ s.94¸95.



[9] 73/Müddessir¸ 21-25.



[10] Önkal¸ a.g.e¸ s.95¸96.



[11] Önkal¸ a.g.e¸ s.96.



[12] 6/En'âm¸ 19.



[13] 41/Fussilet¸ 26.



[14] Sarıçam¸ a.g.e¸ s.139¸140.



[15] Keskioğlu-Berki¸ a.g.e¸ s.46¸47; Köksal¸ a.g.e¸ s.93; Yücel¸ a.g.e¸ s. 34.



[16] Yücel¸ a.g.e¸ s.44; M.Asım Köksal¸ İslâm Tarihi (Mekke Dönemi)¸ Şamil yayınevi¸ İstanbul 1981¸ s. 94; Sarıçam¸ a.g.e¸ s.139-142; Hamidullah¸ a.g.e¸ s.7; Abdurrahman Çetin¸ Örneklerle Peygamberimiz¸ Ensar Yayınları¸ İstanbul 2006¸ s.46.



[17] Köksal¸ a.g.e¸ s.94¸95.



[18] Ahmed b.Hanbel¸ Müsned¸ I/90¸313; Berki-Keskioğlu¸ a.g.e¸ s.47; Ayrıca bkz: Mustafa Önder¸ “Peygamberimizin Kardeşlik Uygulamaları ve Günümüz Açısından Değerlendirilmesi”¸ Dini Araştırmalar Dergisi¸ S.41¸ Ankara 2013.



[19] Bkz: 22/Hac¸ 39¸40; Sarıçam¸ a.g.e¸ s.149.

Sayfayı Paylaş