KUBBETÜ’S-SAHRA

Somuncu Baba

“Kitab-ı Mukaddes’te geçen Kutsal Kaya (Hacer-i Muallak)’nın üzerinde inşa edilen bu yapı¸ Kudüs’te birçok peygamberin makam ve türbesinin bulunduğu Merve Tepesi’nde yer almaktadır. Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmek üzere burayı seçtiği¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in göğe yükselirken ayağını son defa bu yere bastığı rivayet edilmektedir.”


Genelde bu dönemde vukû bulan bazı elim olaylar nedeniyle Emevîler devri çok olumsuz bir imaj ile anılmaktadır. Hâlbuki İslâm Devleti’nin kurumsallaşması bu dönemde olduğu gibi etkisi günümüze kadar gelen bir dizi icraat da bu hanedanın hakimiyetinde ortaya konulmuştur.


Emevî hilafetinin Mervânîler kolunun ikinci halifesi olan Abdülmelik (65-86/685-705)¸ özellikle adından çok söz ettiren önemli ve bir o kadar da ilginç bir şahsiyettir. Her ne kadar Emevî Devleti’nin ilk kurucusunun Muâviye (41-60/661-680) olduğu ifade edilse de tesis ettiği kurumlar ve döneminde gerçekleştirdiği pek çok icraatıyla Abdülmelik’in¸ Emevîler’in asıl kurucusu olduğu söylenebilir. Bizans’a meydan okurcasına ilk İslâm dinarının bastırılması¸ o güne kadar farklı dillerde tutulan divan kayıtlarının Arapçalaştırılması¸ nüfus sayımının yapılması¸ vergilerin düzenlenmesi¸ Kur’ân’a nokta ile harekeler konulması ve ilk tefsir çalışmasının yapılması gibi icraatlar onun döneminin önemli husûsiyetlerindendir.


Burada zikredilmesi gereken bir icraatı daha var ki İslâm dünyasını bugün bile etkilemeye devam etmektedir. Bizans İmparatorluğu zamanından beri dini merkez olarak önemli bir yere sahip olan Kudüs’te onun döneminde yaptırılan bir bina¸ Yahudilik ve Hıristiyanlık için mühim olan bu şehrin çehresini değiştirecektir.


Abdülmelik Kudüs’e oldukça yoğun bir ilgi göstermiş¸1 döneminde Dımeşk-Kudüs yolu yeniden düzenlenmiş¸ Kudüs’e giden yol üzerindeki Romalılardan kalma miltaşları2 değiştirilmiş¸ şehre iki kapı daha açılmış¸ burada bir de darphâne kurulmuştur. Oğlu Süleyman’ın (96-99/715-717) Remle şehrini Filistin’in merkezi yapmasıyla Kudüs olumsuz yönde etkilenmişse de şehir önemini korumuştur. Emevîler döneminde gerçekleştirilen imar ve iskân faaliyetleri neticesinde şehrin Arap nüfusu giderek artmıştır. Şehir son Emevî halifesi II. Mervân’a karşı ortaya çıkan isyanlar sırasında zarar görmüş ve şehrin surları tahrip edilmiştir.


Abdülmelik döneminde burada inşa ettirilen belki de en önemli yapı¸ varlığı muhtelif zamanlarda geçirdiği tadilatlarla günümüze kadar ulaşan Kubbetü’s-Sahra’dır. Burada size bu yapının ilginç hikâyesini anlatmak istiyoruz.


Kitab-ı Mukaddes’te geçen Kutsal Kaya (Hacer-i Muallak)’nın üzerinde inşa edilen bu yapı¸ Kudüs’te birçok peygamberin makam ve türbesinin bulunduğu Merve Tepesi’nde yer almaktadır. Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmek üzere burayı seçtiği¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)’in göğe yükselirken ayağını son defa bu yere bastığı rivayet edilmektedir.3


Abdülmelik tarafından inşasına 66/685-686 yılında başlanan yapı¸ 72/691 yılında bitirilmiştir. Bu eserin yapılış maksadıyla ilgili olarak iki rivayet zikredilmektedir. Meşhur tarihçi Yâ’kûbî (292/905)’de geçen birinci rivayete göre halife¸ Mekke ve çevresinde hâkimiyeti ele geçirmek suretiyle kendisiyle mücadeleye girişen ve Mekke’ye hac için gelenlerden biat alan Abdullah b. Zübeyr’in gücünü kırabilmek ve oraya giden hacılara engel olmak için alternatif bir mescit yaptırmayı düşünmüş ve bu binayı yaptırmıştır.4


Bu eserin yapılışında İbn Şihâb ez-Zührî’nin rivayet ettiği şu hadisten de faydalanıldığı ifade edilmekte ve bu hadis örneğinden yola çıkarak Emevî idarecilerinin çıkarları için hadis uydurdukları dahi söylenmektedir;5 “Binekler yalnız üç mescide doğru koşturulur: Mescid-i Haram¸ benim mescidim ve bir de Beytü’l-Makdis (Kudüs) Mescidi.”6 Hâlbuki Yakûbî’nin Şiî olduğu düşünülecek olursa¸ bu rivayette açık bir şekilde Emevî düşmanlığı yaptığı da fark edilecektir. Zira İbn Şihâb’ın Emevî idarecileriyle görüşmesi 80/699 yılında olmuş7 ve bu tarihten birkaç yıl önce 73/692 yılında Abdullah b. Zübeyr isyanı bastırılmış ve 64/684 yılından beri elinde tuttuğu Hicâz bölgesindeki hâkimiyeti sona ermiştir.8 Diğer taraftan Oleg Grabar’ın da haklı olarak belirttiği üzere “Kudüs’teki yeni yapı¸ Mekke’nin yerini almış olsaydı¸ Haccâc b. Yusuf’un Kâbe’yi özgün biçimiyle yeniden yaptırma girişiminin de bir anlamı olmazdı.” 9


İkinci rivayete göre ise Abdülmelik¸ Müslümanların Kudüs’deki Kutsal Mezar’ı (Hz. İsa’nın sembolik mezarı) gördüklerinde¸ onun güzelliği ve ihtişamı karşısında gözleri kamaşıp eksiklik duymamaları için¸ bu yapının ihtişamını gölgede bırakacak bir yapı yapmak istemiştir.10 Hitti bu yapı ile Hıristiyanlara göre İsâ’nın (boş) kabrinin bulunduğu Mukaddes Kilise’nin kubbesinin¸ yükseklik itibariyle aşıldığını belirtmektedir.11


Bu yapının inşa ediliş maksadı ile ilgili olarak Grabar¸ yapının kendisiyle alakalı bilgilere başvurulması gerektiğini ifade ederek¸ Kubbetu’s-Sahra’nın içinde yer alan 240 metre uzunluğundaki yazıların incelenmesi gerektiğini vurgulamakta ve bu anıtın ne maksatla dikildiği yönünde bu bilgilerden faydalanabileceğini belirtmektedir;12


“Abdülmelik’in yapısının¸ tek tanrılı üç inancın Müslüman ataları anısına (Hz. İbrahim’e) dikilmiş bir anıt olarak¸ temelde tartışmalı ve siyasal bir önem taşıdığı görülecektir. Abdülmelik’in bu kutsal yeri İslâmlaştırırken¸ hem Musevîler hem de Müslümanlar için aynı oranda kutsal olan İbrahim’i simge olarak seçtiği öne sürülebilir. Böylece Müslümanların gözünde İslâmlığın üstünlüğü de gösterilmiş oluyor.”13


Grabar’a göre bu yapının amacı¸ Müslümanlara özgü çağrışımlardan ziyade Müslüman olmayanlara yönelikti. Böylece Müslüman yönetimini geçici bir talihsizlik sayan Hıristiyan topluluğa¸ bu yapıyla İslâm’ın kalıcılığı vurgulanmaktaydı.14


Grabar yazılmış olan ayetleri incelemiş ve bu ayetlerde vurgulanan noktalara da değinmiştir: “Burada¸ daha ileri tarihli pek çok yazıda görüleceği gibi¸ İslâm’ın ilkeleri vurgulanarak betimlenmektedir. Her üç yazı da15 Hz. Muhammed (s.a.v.)’in özel konumu¸ görevinin önemi ve evrenselliği anlatılır. Kur’ân’dan alınma bu cümlelerde yeni inancın teolojisi içinde İsa’nın ve diğer peygamberlerin yerleri saptanmakta¸ bu arada Hz. İsa ve Meryem’e özel bir yer verilmektedir. Tevrat’ta yer alan başka hiçbir peygamberden bu yazıda adıyla söz edilmez. Yazıların en önemlisi İslâm’ın son din olduğunu bildirir ve Hıristiyanlara ve Musevîlere (“Siz ey Kitap Ehli halklar”) seslenen Tanrısal bir gözdağıyla pekiştirilmiş bir yakarı ile son bulur.”16


Grabar ayrıca bu yazılarda iki yönlü bir göndermenin yapıldığını söylemekte ve şöyle devam etmektedir: “…Bir yanda misyoner bir özellik taşır; Hıristiyan ve Musevî peygamberi de ataları arasında sayan yeni ve son inanca “boyun eğmeye” bir çağrı hem de oldukça sabırsız bir çağrı niteliğindedir. Aynı zamanda yeni inancın ve onun üzerine kurulu devletin üstünlüğünün ve gücünün bir beyanıdır.”17


Kubbetü’s-Sahra’nın yapılış gayesini verdikten sonra şimdi de bu yapının fizikî özelliklerinden kısaca bahsedelim. Eser¸ sekizgen bir yapı olup¸ dört adet kapısı bulunmaktadır (Bâbu’l-Kıble¸ Bâbu’l-İsrafil¸ Bâbu’s-Sûr ve Bâbu’n-Nisâ). Yapının 30 metre yüksekliğinde ve 20.44 metre çapındaki kubbesi¸ dışarıdan kurşunla kaplanmış olan ahşap kubbe dörder ayağın ve 12 sütunun taşıdığı 16 pencereli yüksek bir kasnağa oturmaktadır. Yapıda yer alan sütunlar¸ yeşil mermerden ve kırmızı somakiden yapılmıştır. Kubbe kasnağı kubbe ve kemerler arasında yer alan üçgenler de altın zeminli sarı ve yeşil mozaikler ile tezyin edilmiştir.


Emevîlerin Kudüs’e kazandırmış oldukları bu eser¸ ilki 1187 yılında Selahaddin Eyyûbî¸ ikincisi ise 1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında olmak üzere iki tamir geçirerek günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış olup18 halen Kudüs’ün en önemli sembolüdür.


 


Dipnot


1. Moshe Gıl¸ “The Political History of Jerusalem During The Early Muslim Period”¸ The History of Jerusalem¸ The Early Muslim Period (638-1099)¸ (Ed. Joshua Prawer¸ Haggai Ben-Shammai)¸ Jerusalem 1996¸ s. 11.


2. Bir Arap mil¸ takriben 2.3 kmdir.


3. S. Kemal Yetkin¸ İslâm Mimarisi¸ Ankara 1969¸ s. 26.


4. Ya’kûbî¸ Ahmed b. Ebû Yakub¸ Tarih¸ (Thk. Abdu’l-Emir Mühennâ)¸ Beyrut 1993¸ II¸ 175¸ 176. Hamilton Gibb¸ Emevîlere sempatisi olmayan¸ son dönem bazı tarihçilerin Emevî halifelerinin¸ dini mekanlar olarak Mekke ve Medine’nin yerine Kudüs ve Dımeşk’i geçirmeyi düşündüklerini belirtmekte; fakat bunun hayalî bir fikir olduğunu söylemektedir. Ona göre Emevîler tarafından yaptırılan üç emperyal eserden birisi olan Medine camii bu fikri yanıltmaktadır. “Arab-Byzantine Relations under the Umayyad Caliphate”¸ Dumbarton Oaks Papers¸ (Cambridge-Massachusetts 1958)¸ XII¸ 224.


5. Talat Koçyiğit¸ “İbn Şihab ez-Zühr AÜİFD¸ Ankara 1976¸ XXI¸ 51- 84.


6. Müslim¸ Hacc¸ 15/ 95; Dâvud¸ Menâsik¸ 11/ 94¸95; İbn Mâce¸ İkâmetü’s-Salât¸ 196¸ 197.


7. Koçyiğit¸ XXI¸ 65¸ 82.


8. Taberî¸ Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr (310/932)¸ Tarih¸ Bayrut 1997¸ III¸ 538.


9. Oleg Grabar¸ İslâm Sanatının Oluşumu¸ (Çev. Nuran Yavuz)¸ İstanbul 1998¸ s. 61; İbnüðz-Zübeyrðin işini bitiren Haccâc¸ Halife Abdülmelik’ten¸ Kâbe’yi eski Cahiliye devrindeki gibi eski konumuna getirmek için izin istemiş ve gereken izin de halife tarafından verilmiştir. Ezrakî¸ Ebû’l-Velîd Muhammed¸ Kâbe ve Mekke Tarihi¸ (Çev. Y. Vehbi Yavuz)¸ İstanbul 1980¸ s. 197¸ 198.


10. Mukaddesî¸ Abdülmelik’in Kubbetü’s-Sahra’yı¸ Hıristiyanlarca kutsal addedilen Kemâme kilisesinin ihtişamını ve heybetini görünce¸ Müslümanların bu eserin ihtişamına kapılıp da onların inançlarının kendilerinkinden üstün olduğu kompleksine kapılmamaları için yaptırdığını zikretmektedir. Ahsenu’t-TekâsîmMarifeti’l-Ekâlîm¸ Leiden 1906¸ s. 159.


11. Philip K. Hitti¸ Siyasi ve Kültürel İslâm Tarihi¸ (Çev. Saalih Tuğ)¸ İstanbul 1995¸ I¸ 411.


12. Grabar¸ 63.


13. Grabar¸ 66.


14. Grabar¸ 75.


15. Bu ayetler şunlardır; 2/136¸ 3/84¸ 61/9¸ 9/33¸ 2/256¸ 2/111¸ 24/35¸ 3/25¸ 6/12¸ 7/155¸ 19/34¸ 3/18-19.


16. Grabar¸ 72.


17. Grabar¸ 73.


18. Yetkin¸ 26-28.

Sayfayı Paylaş