KEMÂL-İ ÂFİYET

Somuncu Baba

“Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve ahirette hesap vereceğini bilen kimseler
kazançta helâl yolu tercih ederler. Dinen zaten mal sayılmayan ve pis sayılan
yiyeceklerle ilahî mevhibe olan bedenlerini kirletmezler.”

Hayatını anlamlandırabilenler için yemek ve kazanılmış diğer emtialar¸ âfiyet içinde hayatı devam ettirebilmenin birer aracıdır. Âfiyet; sağlık¸ esenlik ve mutluluk hâlidir. İnsanın her bakımdan kendini iyi hissetmesine de kemal-i âfiyet denir. Kemal-i âfiyeti ise bütün duygularımızın ve duyu organlarımızın yeteri kadar doyuma ulaşması ve ahenk içinde yaşamını sürdürmesi şeklinde de tanımlayabiliriz. Yemek yiyenlere “Âfiyet olsun.” derken¸ yediklerinin kendisine yarayışlı olması için dua etmiş oluyoruz. Yediklerimizin kemal-i âfiyete (ruhen ve bedenen sağlıklı olma hâline) yol açması¸ yediklerimizin nereden¸ nasıl ve ne şekilde kazanıldığına bağlıdır.  Hayatta gerçekten âfiyet istiyorsak¸ yediklerimizin temiz ve helâl olmasına titizlikle dikkat etmemiz gerekiyor.  


 Dince meşru ve mubah sayılan yollardan elde edilmiş her gelir helâl kazançtır.  İnsanlar¸ yaşamak için çalışmak ve kazanmak zorundadır. Çalışarak kazanmak¸ hem ahlakî hem de insanî bir görevdir. Çalışmadan yaşayanlar¸ ya sefaletin pençesinde kıvranmaya ya da asalak gibi birilerine yamanmaya mahkûmdurlar. İnsanların önemli bir kısmı¸ çalışma konusunda tembel¸ kazanma ve sahip olma konusunda ise hırslıdırlar. İşverenler¸ çok çalıştırıp az para verme¸ işçiler ise az çalışıp çok para alma gayreti içinde görünüyorlar. Bu durum ise çalışma barışını bozmakta ve gayr-i meşru yollara kapı aralamaktadır.


Hayat felsefesi¸ yemek¸ içmek¸ eğlenmek ve çoğalmaktan ibaret olanlar için çalışıp alın teri ile para kazanmak işkence ile eş değer bir iştir. Böylelerinin gözü hep zenginlerin servetindedir. Yaşam tarzını ve kalitesini sürekli zenginlerle kıyaslar ve “Sanki onlar çalışarak mı zengin oldu¸ eğer çalışarak zengin olunsaydı hamalların en zengin kimseler olması gerekirdi.” şeklinde kendilerine has bir mantık yürütürler. Çalışarak zengin olunamayacağına kanaat getirdiklerinde ise gayri meşru yolları denemeye ve zorlamaya başlarlar. Böylelerine¸ daima göz ardı ettikleri şu gerçeği hatırlatmak isteriz:


 Hayatta mutluluk¸ zenginlikle değil kemal-i âfiyetle elde ediliyor. Kemal-i âfiyetin bozulması öncelikle kişinin kendi şahsında iç çatışmaya yol açmaktadır. Ardından bu çatışma hâli beşerî ilişkilere sirayet etmekte¸ derken gayr-i meşru yönelişlerin ve keyfiliğin çoğaldığı bir toplumda sosyal barış bozulmaktadır.  Anlaşmazlıkların ve kavgaların sebebi araştırıldığında olayın temelinde hakkına razı olmama ve hakkından daha fazlasını isteme çabasının yattığı görülecektir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Yüce Yaratıcımız¸ temel ölçüleri belirlemiştir. Allahu Teâl⸠iyi¸ temiz ve insan sağlığına yararlı maddeleri helâl¸ kötü¸ pis ve insan sağlığına zararlı şeyleri haram kılmıştır. Buna göre¸ helâl dairesinde kalanlar¸ Allah'ın zaten temiz yarattığı bünyeyi ve sosyal hayatı korumuş olmakta¸ haramzadeler ise kendilerinden başlayarak temiz olan doğal ortamı kirletmektedirler. Bu konuda Yüce Rabbimizin hükmü şöyledir:


“Orada hem sizin için hem de rızkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.” (15/Hicr¸ 20) o halde


 “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızkların helâl ve temiz (tayyib) olanlarından yiyin.” (2/Bakara¸ 172)


“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollardan yemeyin¸ sadece karşılıklı rızaya dayalı bir ticaretle yiyin.” (4/Nisa¸ 29)


Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez Allah'ın size vermiş olduğu helâl ve temiz olarak verdiği rızklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.” (5/Maide¸ 87-88)


  Peygamberimiz (s.a.v.) de helâl kazanç konusunda oldukça duyarlıdır: “Kişi alın teri ile kazandığından daha temiz bir şey yememiştir.” (Buhârî¸ Büyû'¸ 15) Peygamberimiz sadece haramdan değil şüpheli olan şeylerden de bizleri men eder:


“Şurası muhakkak ki¸ haramlar apaçık bellidir¸ helâller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helâl olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda¸ kim şüpheli şeylerden kaçınırsa¸ dinini de¸ ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur¸ tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir ki¸ her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun¸ her melikin bir koruluğu vardır¸ Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun¸ bedende bir et parçası var ki¸ eğer o sağlıklı olursa¸ bedenin tamamı sağlıklı olur¸ eğer o bozulursa¸ bedenin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.” (Buhârî¸ İman 39¸ Büyû'¸ 2; Müslim¸ Müsâkat¸ 107)


Kemal ehli¸ kemalatın (olgunluğun) ağzın giriş ve çıkışının iyi kontrol edilmesiyle mümkün olacağını söyler. Buna göre prensip olarak yerken ağza girenlere¸ konuşurken de ağızdan çıkanlara dikkat edilecektir. Süfya-ı Servi de; “Kişinin dindarlığı ekmeğinin helâlliği nispetindedir.” der. Haram lokma¸ Peygamberimizin beyanına göre ibadetin ve duaların kabul olmasına da engeldir. (Müslim¸ Zekât¸ 68).  


Bir gün Peygamberimize bir adam geliyor ve yardım talep ediyor. Peygamberimiz adama¸ “Evinde hiçbir şey yok mu?  diye soruyor. Adam¸ “Sadece bir kilim var.  diyor. Peygamberimiz adama¸ “Git o kilimi sat¸ onunla bir ip al¸ dağdan odun topla¸ sat ve geçimini kendin sağlamaya çalış.”  diyor. Adam kilimi bir dirheme satıyor. Onunla bir ip alıyor. Dağdan odun getiriyor¸ onu da iki dirheme satıyor. Bir dirhemi ile sattığı kilimi geri satın alıyor¸ bir dirhemi ile de evine yiyecek bir şeyler götürüyor.  Yine bir gün Peygamberimiz Sa'd b. Muaz ile karşılaşıyor ve tokalaşıyor. Bakıyor eli nasırlı. “Ne oldu böyle ellerine?” diye soruyor Allah Resûlü. Sad¸ “Hurma bahçemde çalıştım da ondan.” diyor. Peygamberimiz¸  Sad'ın elini öpüyor ve “İşte bu eller¸ Allah'ın sevdiği ellerdir.” buyuruyor. Peygamberimizin el öpme ve öptürme âdetinin olmadığı bilinmektedir. Buradan Peygamberimizin¸ emeğe verdiği önem ve alın terine duyduğu saygıyı anlatmak için böyle yaptığı anlaşılmalıdır.


İslâm fıkhında zikredilen helâl kazanç yolları şunlardır:


1- Üretim: Ürünü satar para kazanır¸ ya da başka ürünle takas eder.


2- Hizmet: Sözleşmeli olarak bir sektörde çalışır¸ hizmetinin karşılığında ücret alır.


3- Miras yoluyla mala malik olma.


4- Hediye: Bir dostun hediyesi ya da vasiyeti.


5- Bulunan mal. Malı bulan¸ sahibini bulamadıysa ve de çok fakirse harcayabilir.


6- Avlanma.


7- Kocanın hanımına verdiği mehir ya da nafaka.


8- Fakirin kabul ettiği zekât¸ fitre ve sadaka.


9- Bir menfaat karşılığı kazanılanlar. Kirâ vb.


10- Ödül.


11- Ganimet.


12- Diyet.


 İman ve vicdan sahibi bir tüccar daima az¸ fakat helâl kazancı çok; fakat haram kazanca tercih eder. O¸ helâl kazanca Allah'ın bereket kattığına inanır¸ haram kazancın ise her halükarda bir musibete yol açacağını bilir. İmansız ya da imanı ve vicdanı zayıf bir tüccar ise¸ “Haram-helâl ver Allah'ım¸ âsî kulun yer Allah'ım.” diyerek eline geçirdiğini kasasına doldurur ve bunları midesine indirirken de hiç tereddüt etmez.  Vicdansız tüccarın sermayesinde mazlumların alın teri¸ gözyaşı ve yürekler yakan âhı vardır.  Yaklaşık yetmiş milyonluk dünyada ve Türkiye'de zaman zaman ortaya çıkan ekonomik krizde¸ ahlâksız ve vicdansız vurguncuların ve hortumcuların önemli bir payının olduğu bilinen bir gerçektir.  Haram yiyerek âdeta haramîleşmiş olanların bilgi¸ sevgi¸ şefkat ve merhametten de nasibi yoktur ve uzun vadede kazandıkları başlarına bela olacaktır. Mevlânâ bu durumu şöyle açıklar:


“Bilgi de hikmet de helâl lokmadan doğar; aşk da¸ merhamet de helâl lokmadan meydana gelir. Bir lokmadan haset¸ hile doğarsa¸ bilgisizlik¸ gaflet meydana gelirse sen o lokmanın haram olduğunu bil. Hiç buğdayını ektin de arpa çıktığını gördün mü?”


Faiz¸ tefecilik¸ rüşvet¸ gasp ve hırsızlık vb. haksız kazançlardan her birinin elde ediliş şekline ve elde edilen emtianın türüne göre vebal ve sorumluluk yönünden bir getirisi¸ ahlakî yönden de bir gideri vardır. Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede hırsızlığın ve kapkaçın hızla artmasının¸ öte yandan toplumda mal güvenliğinin iyice azalmasının sosyo-psikolojik sebeplerini uzman ekiplerin yönetiminde araştırmak gerekir.


 Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve ahirette hesap vereceğini bilen kimseler kazançta helâl yolu tercih ederler. Dinen zaten mal sayılmayan ve pis sayılan yiyeceklerle ilahî mevhibe olan bedenlerini kirletmezler.  Haram yoldan para kazananlar kısa bir süre için düze çıksalar da bu düzlük ancak ateş çukurunun başındaki düzlük olabilir. Onur ve şerefle Allah'ın rızasına uygun bir yaşantı¸ bireyin şahsını ve yaşadığı hayatı da anlamlandırır. Hayatın her evresine değer kazandıran şeref¸ para ile satın alınamaz. Sıradan kimseleri adam eden ve yücelten şeref¸ tutarlı bir hayatla¸ helâl kazançla¸ dürüstlükle¸ insaf ve vicdanla elde edilir.

 Demek ki¸ bir kazanç ve bu kazançla satın alınan yiyecek helâl ise insana âfiyet verir ve yediklerimiz âfiyetli olursa ruhen ve bedenen kendimizi mutlu ve zinde hissederiz.  Yazımızın başlığına bir kez daha göz atalım:  Âfiyet olsun (mu?)

Sayfayı Paylaş