KARUNLAŞMA HIRSI

Somuncu Baba

"Bitmek bilmez mal yığma iştihâsı olanların işleri güçleri dünyalıktır; rüyâlarında bile para kazanmanın ve desteleri yığmanın peşinde koşarlar; her şeyleri maddiyat üzerinedir; maddeden soyutlanarak bir şey yapamazlar;"


Akvaryum balıklarını bilirsiniz. Hiç doymazlar. Ne kadar yem atarsanız hepsini yemek isterler. “Karnımız doydu¸ şöyle bir kenara çekilelim¸ yediğimizin keyfini sürelim.” demezler. Hele hele “Ben çok yedim¸ biraz da arkadaşlarım yesin.” diye düşünmezler. Ne verilirse hepsini yemek isterler. Doyumsuz ve tatmîn edilemez bir iştah sahibidirler. Ancak sonuçta ne olur? Aşırı yemekten dolayı kısa sürede suyun üstüne ters vaziyette çıkarlar. Artık yapacak bir şey kalmamıştır. Hırslarının ve aç gözlülüklerinin kurbanı olmuşlardır. Bu yüzden akvaryumcular balıklara ölçülü yem verilmesini tavsiye ederler. Ayrıca küçük balıklara yemin ufalanarak atılmasını söylerler¸ iri tanelerin balıklara zarar verebileceğini hatırlatırlar. Çünkü durmaksızın yemek kadar midenin kaldıramayacağı hacimde büyük yemler yutmak da zararlıdır. Her şeyin ölçüsünce olması gerekir.


Bunun yanında¸ karnını doyurduktan sonra kenara çekilmesini bilen nice hayvan vardır. Kezâ gelecek soğuk günleri düşünerek kenara bir şeyler saklamayı akıl edenler de az değildir.


Mal Yığma Gafilliği


İnsanoğlunun durumu da pek farklı değildir. Bitmek bilmez mal yığma iştihâsı olanların işleri güçleri dünyalıktır; rüyâlarında bile para kazanmanın ve desteleri yığmanın peşinde koşarlar; her şeyleri maddiyat üzerinedir; maddeden soyutlanarak bir şey yapamazlar; sizinle dostluk kurarken¸ birileriyle ilgilenirken sürekli bir hesap içindedirler; “İleride bunun faydası bana nasıl döner?” planını kurarlar. Bu durumları bütün hareketlerini kontrol altına aldığından kendilerini bu hâlden kurtarmakta çok zorluk çekerler. Esasında etraflarındakiler her şeyin farkındadırlar ve onları “cimri¸ hesapçı¸ menfaatçi¸ maddiyatçı” gibi sıfatlarla anarlar. Bu sebeple de dostum diyebilecekleri kimseleri yoktur. Bir gün düşerlerse onları yerden kaldıracak kimse bulamazlar. Aksine¸ yere düşmelerinden memnun olacak çok insan bulunur. Para var olduğu sürece etraflarında birileri olacak¸ para bittiği anda dostları da olmayacaktır. Çünkü her şey menfaat ve çıkar üzerine kurulmuştur. Bu sebeple de¸ maddî imkânlarını kaybettikten sonra sokaklarda kalan veya yaşlılar yurdunda ziyâretine gelecek birilerinin yolunu gözleyen nice meşhurlar biliriz. Bir zamanlar içinde bulundukları servet sebebiyle öyle şımarmışlar ve öylesine Allah'ı unutmuşlardır ki¸ düştüklerinde tam anlamıyla bir yıkım yaşarlar.


Böylesi insanların mevcûdiyeti yanında¸ hayatı ihmal etmeden dünyaya geliş amacını unutmayanlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Bu kişiler öncelikle Allah'a karşı ödevlerini ihmal etmezler. Namazlarını ve diğer ibadetlerini aksatmazlar. Kezâ kullara karşı sorumluluklarında da hassasiyet gösterirler. Ailelerini önemserler¸ arkadaş çevrelerine karşı bilinçlidirler¸ dostlukları Allah ve Rasûlü'nün murâd ettiği çerçevededir. Ağızlarından kötü söz çıkmamasına dikkat ederler¸ vefat ettiklerinde de hayırla yâd edilirler. Bu güzel kullar¸ ahlâkî meziyetleri yanında¸ geçimlerini kazandıklarıyla temin etmeleri gerektiğinin şuurundadırlar ve el açmamak için yorulurlar. Helâl kazançlarıyla maîşetlerini temin ederler. Kulluk bilinçleri zengin olmalarına mâni değildir. Maddî imkânlara kavuşurlar¸ servet sahibi olurlar ancak diğerlerinden önemli bir farkları vardır: Dünyanın peşinde kendilerini kaybetmezler. Kazançları arttıkça hamdleri de artar ve zenginlikleri Müslüman fakir kardeşlerine yardım olarak geri döner.


Yardım Ederken Mütevazı Olmak


Etrafımızda bu şekilde pek çok zengin insan vardır. Birilerine infakta bulunurken sanki yardımı alan kendileriymiş gibi alçak gönüllüdürler. Servetleri onları şımartmamış¸ bilakis daha fazla tevâzu sahibi yapmıştır. İnfakta cimrilik yapmamalarına ve Allah'ı aslâ unutmamalarına rağmen dillerinde her zaman şu duâ vardır: “Allah'ım! Bizi nefislerimizle baş başa bırakma. Şeytana uymaktan koru. Maddî gücümüzün seni unutmamıza sebep olmasına fırsat verme. Bizi ihlâs ve tevâzudan uzak kılma.” Bu şekilde duâ edip fiilî olarak da gayret göstererek hak yolda yaşam sürmeye devam ettiklerinde hem istikâmetlerini korurlar hem de etraflarında onları gönülden¸ bir karşılık beklemeksizin seven dostlar bulurlar. Gıyaplarında iyi insan olarak anılırlar.


Esasında sorun¸ insanın hayattaki önceliklerini belirleyememesindedir. Kulluk bilinci olmayan¸ sadece dünya hayatını önemseyen ve ölümden sonrası umurunda olmayan kimse için dünya¸ her zaman peşinde koşulması gereken ve mümkün olan en yüksek miktarda servet edinilmesi gereken bir yerdir. Böyle kabul eden için hayat her şey demek olduğundan buradan çılgınca faydalanmak ister. Bunu yaparken de çoğu kez ne kendisini ne ailesini ne çevresini ve ne de başkalarını düşünür. Hırs gözlerini kararttığından maddeden başka bir şeye odaklanmaz. Böyle olunca da ahlâkî açıdan büyük kusurlar peşi sıra gelmeye başlar. Yanlışlar yapa yapa etrâfında bir tek arkadaş bırakmaz. Kendisini akıllı sandığından mal yığmak uğruna içine düştüğü gayr-i ahlâkî hareketleri sebebiyle ödülü hak ettiğini bile düşünür. Lâkin hayat kendini çok akıllı sanan nice insanın ayağına çelme takmıştır. Onun da böyle bir duruma düşmesi an meselesidir. Düşmese bile dünyanın gözünü karartmış olması dert olarak ona yeter de artar bile.


Sözünü ettiğimiz ve şirâzesi kaybedilmiş olan bu durum¸ dindar bilinen insanların bir kısmında da görülebilmektedir. Mütedeyyin gözükmesine rağmen esasında dinî hayatı olmayanlardan pek farkları yoktur. Dünyaya kendilerini kaptırma açısından neredeyse diğerleriyle aynıdırlar. Hem kulluk ediyormuş gözükürler hem de ibâdette huzurunda durdukları Yaratıcı'nın buyruklarını yok sayarlar. Namazda selâm verir vermez de¸ “Nerede kalmıştık?” dercesine yanlış işlerini sürdürmeye koyulurlar¸ hırslarının peşinde dünyaya geliş amaçlarını unuturlar. Bu da kulluğun esâsında şekilde kaldığının ve kalbe inmediğinin bir göstergesidir.


Bu çerçevede hâlimize baktığımızda¸ günümüzdeki bir kısım Müslümanlarda kaybolan değerlerin başında kanaat duygusunun geldiğini görürüz. Bu kişiler yarınlarından aşırı derecede endişe eder olmuş¸ öncelikle kendi sonrasında da çocuklarının yarınlarını garanti altına almak hırsıyla mal üzerine mal yığma telâşına düşmüşlerdir. Böyleleri kendi imkânları ölçüsünce Kârûn olmaya çabalamaktadırlar. Oysa bu durumdaki insanların çoğuna babalarından kalan mal-mülkün kıymeti yoktur. Kendileri bir şeye sahip olamazken Allah onlara türlü türlü nimetler bahşetmiştir. Aynı Yaratıcı'nın¸ çocukları için de bunu yapacağını düşünmezler¸ “Ben çektim onlar sıkıntı çekmesinler.” diye düşünürler. Düşünürler ama çilesiz ve yorulmadan önlerine konan bu servet¸ çocuklarının onlara minnet duymalarını sağlamaz. Bilakis¸ vefât eden büyüklerinin ardından¸ önlerinde yığılı duran mîrâsı bir güzel¸ âfiyetle yemeye dururlar. Ölen mi¸ Kârûn olma uğruna çektiği sıkıntılarla birlikte göçüp gitmiştir. Hem de büyük bir hesap kendisini beklemektedir.


Dünya Âfeti


Oysa Allahu Teâlâ dünyayı bizlere tanıtırken şöyle buyurur: “Dünya hayatının durumu¸ gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki¸ insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sâyesinde gürleşip birbirine girer. Nihâyet yeryüzü¸ zînetini takınıp (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada¸ bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hâle getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.”1


Diğer âyetlerde ise dünyalığın gözlerini bürüdüğü kimselere şu hatırlatma yapılır:


Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun¸ eğlence¸ bir süs¸ aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki¸ bitirdiği zirâatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Âhirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızâsı vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”2 Nefsânî arzulara¸ (özellikle) kadınlara¸ oğullara¸ yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe¸ salma atlara¸ sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar¸ dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer¸ Allah'ın katındadır.”3


Rasûlullah¸ Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı cizye tahsîli için Bahreyn'e gönderir. Ebû Ubeyde¸ topladığı mal ile Bahreyn'den döner. Ensâr Ebû Ubeyde'nin geldiğini duyar ve sabah namazını Rasûlullah ile kılmak üzere mescide gelirler. Rasûlullah namazı kılıp gitmeye kalkınca Ensâr önüne durur. Allah Rasûlü¸ onları bu vaziyette görünce gülümser ve şöyle buyurur: “Ebû Ubeyde'nin Bahreyn'den malla geldiğini duyduğunuzu zannediyorum?” Onlar da¸ “Evet¸ yâ Rasûlallah.” diye cevap verirler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: “Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümit ediniz. Allah'a yemin ederim ki¸ sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben¸ sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden¸ onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden¸ dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum.” buyurur.4


Ebû Saîd el-Hudrî de şunu anlatıyor: Rasûlullah minbere¸ biz de onun etrafına oturmuştuk. Allah'ın elçisi şöyle buyurdu: “Benden sonra size dünya nimetlerinin ve zînetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum.”5


Rabb'imiz bizi şu âyette belirttiği güzel kullarından eylesin¸ dünyaya dalanlardan eylemesin: “Her kim âhiret kazancını isterse¸ biz onun kazancını arttırırız¸ her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz¸ ama onun âhirette hiçbir nasibi yoktur.”6


 


Dipnot



1. 10/Yûnus¸ 24.


2. 57/Hadîd¸ 20.


3. 3/Âl-i İmrân¸ 14.


4. Buhârî¸ 3158¸ 4015; Müslim¸ 2961.


5. Buhârî¸ 1465; Müslim¸ 1052.


6. 42/Şûr⸠20.

Sayfayı Paylaş