KARDEŞ OLABİLMEK

KARDEŞ OLABİLMEK

Allah’ın son elçisi herkesi İslâm’a davet etmeye başladığında, öne çıkardığı en temel ilkelerden birisi, ırkına, nesebine, kabîlesine hiç önem vermeden inananların kardeş olduğunu beyan etmesidir. Nitekim Kutlu Peygamber, toplumu oluşturan farklı kesimlerin arasındaki uçurumları kapatmak ve herkesi aynı inanış etrafına kenetlemek amacıyla, din kardeşliği vurgusunu her zaman ön planda tutmuştur. Bundan dolayı Arap olmayan Afrikalılar ile diğer coğrafyalardan Arabistan’a gelip yerleşmiş olanları kaynaştırmaya çok önem vermiştir; bunu tam olarak başarmıştır da. İslâm öncesine baktığımızda ise, Allah Rasûlü’nden önce böyle bir anlayışın olmadığını görmekteyiz. Farklı ırklara ve kabîlelere mensup insanları bir araya getirip kardeş yapmak ve toplumsal barışı sağlamak gibi bir yaklaşım kimsenin aklından geçmezdi.

Herkes her zaman kendi kabîlesinin yanında yer alırdı. İnsanlar, kendi kabîlesinden olan kimseyi, haksız da olsa her hâlükârda desteklemek zorunda idi. Yarın bir gün başı sıkıştığında ortada kalmamak ve birilerinden destek almak için buna mecbur olduklarını kabul ederlerdi. Adaleti sağlayacak güçlü bir otorite olmadığından dolayı, yaşanan coğrafyadaki şartlar, insanları bu şekilde davranmaya sevk ediyordu. Bunun sonucu olarak da güçlü olan zayıfı her zaman eziyor ve hakir görüyordu. Bu açıdan bakıldığında Allah Rasûlü’nün ne kadar büyük bir iş gerçekleştirmiş olduğunu anlayabiliyoruz. Ensâr’ın muhâcirlere kucak açmasını öven şu âyet, mü’minler arasında oluşan kardeşliğin şâhididir: “Ve onlardan önce o yurda yerleşen, imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç/rahatsızlık duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.”1

Safta Yanıbaşıımızda Duranın Kimliği Hiç Önemli Değil

İslâm bizlere öyle bir kardeşlik kazandırmıştır ki, namazda safa durduğumuzda yanımızdakinin kim olduğunun, nereli olduğunun, fakir veya zengin olmasının hiç önemi yoktur. Saf tuttuğumuz kişinin Müslüman kardeşimiz olmasından dolayı içimiz mutluluktan kıpır kıpırdır. Hatta saf tutarken aralarda biraz boşluk olmasına, sıranın düzgün olmamasına gönlümüz aslâ râzı olmaz ve din kardeşimizi kendimize doğru çekeriz veya ona doğru yaklaşırız. Dayanışma içinde olduğumuzu ve birbirimize aslâ yanlış yapmayacağımızı namaz vesîlesiyle göstermiş oluruz. Peki, tavaftaki duruma ne dersiniz? Aklınıza gelebilecek bütün ırklardan ve renklerden Müslümanlar etrafınızdadır, sizinle beraber dönmektedirler. Afrikalısının, Asyalısının, Amerikalısının, Avrupalısının duaları, hıçkırıkları birbirine karışır. Arafat’ta bir araya geldiğimizde, mahşerin dünyadaki hâlini yaşarken kardeşlerimizle iyice kaynaşırız, aramızda olağanüstü bir sevgi bağı oluşur. Pek çoğumuz konuşabilecek birkaç kelime edemesek bile, gözlerimizle anlaşırız. Birbirimizi sevdiğimizi o kadar güzel ifade ederiz ki, kelimelere âdetâ ihtiyaç kalmaz. Hacdan döndükten sonra iki kelam laflayamadığımız Müslüman kardeşlerimizle ilgili anlatacak ne kadar çok hâtıramız olur! Kendimiz bile hayret ederiz, bunları biz ne zaman yaşadık diye. İşte bunun adı İslâm kardeşliğidir. Dünyayı ne kadar gezerseniz gezin, farklı dinlerin hangi toplu ibadetine katılırsanız katılın, böyle bir şeyi hiç göremezsiniz.

İslâm’ın insanları nasıl kardeş yaptığını daha iyi anlamak için, kurban öncesi hayvan satış yerleri ile kesim yapılan bölgeleri de gezin. Türkiye’nin her yanından insanlar yanlarına birkaç kişi almışlar hayvan pazarlarını dolaşıyorlar, kurban günü de ibadetlerini îfâ ediyorlar. Akrabalık bağlarının zayıfladığı büyük şehirlerde bu insanları bir araya getiren cami kardeşliğidir, aynı safı paylaşmaları ve aynı kıbleye yönelmeleridir. Evet, bu da İslâm kardeşliğidir.

Durum İyiye Gitmiyor

Bizleri bir arada tutan İslâm kardeşliğinin zayıflamaya yüz tuttuğunu sanırım hepimiz fark ediyoruzdur. Hazlar öne çıkıp din, hayatımızdan yavaş yavaş çekildikçe toplum olarak birbirimize daha fazla yabancılaşıyoruz. İnananları bir arada tutan değerler erimeye başladığından, yaşanan her olumsuzluk bizleri birbirimize karşı daha fazla germekte ve patlayacak noktaya getirmektedir. Bir de bunun yanına İslâm kardeşliği değil de ırk kardeşliği yerleştirilmeye çalışılmaktadır ve ayrı taraflarda kümelenen bu insanların önemli bir kısmı safta yine beraber namaza durmaktadır. Safta birlikteyiz, ancak gönüller maalesef ayrıştırılmaya çalışılmaktadır. Dinin arzuladığı kardeşlik kalplerden kazınmakta, bunun yerini başka kardeşlikler almaktadır. Bir büyük proje ile milletimizin başına büyük bir belâ sarılmak istenmektedir.

Maziye Hasret Duyuyoruz

Biz eski günleri istiyoruz. Beraber saf tuttuğumuz mü’min kardeşlerimizi, tıpkı eskiden olduğu gibi, öz kardeşlerimiz misâli görmek istiyoruz. Bu satırları okuyan sizlerin yüreklerinde bunun arzusunun alev alev yanmasını diliyorum. Düşmanların tuzaklarına düşmememiz gerekiyor.

“Neleri kaybettik de bu duruma düştük veya bu olumsuz durumun tedavisi nedir?” diyecek olursanız, iki adımın mutlaka atılması gerektiğine sizler de katılacaksınız:

Birincisi; insanları bir arada kardeş kılan İslâm, tekrardan toplumun hâkim rengi olmak zorundadır. Bunu sağlayacak olanlar ise bizleriz. Kardeşliğin tesisinin dinden geçtiğini görmeli ve boşalan bu alanın nasıl kötü şekilde doldurulduğunu anlamalıyız.

İkinci olarak, ülkemizin farklı bölgelerinde oturanları bir araya getirebilme başarısını gösteren ve herkesi din kardeşliğinde kucaklaştıran kanâat önderlerine ve onların çalışmalarına şaşı bakılmamalı, hor görülmemeli ve destek olunmalıdır. Bu faaliyetleri yürütenlerin ülkemiz vatandaşlarını kucaklaştırabildiğini artık herkes görmelidir. Bunlara karşı dışlayıcı ve suçlayıcı bir tavır takınılmamalıdır. Bunu yaparken elbette dini istismar edenlere karşı müsâmaha gösterilmemelidir.

Kardeşliğin Ne Olduğunu Biz Peygamberimiz’den Öğrendik

Mü’minler gerçek kardeşliği ve bunun nasıl yaşama geçirileceğini Hz. Peygamber (s.a.v.)’den öğrendi. O bunu başardı. Başarırken de bizlere yol gösterdi ve şöyle buyurdu: “Birbirinize haset etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğzetmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine satış yapmasın! Kardeş olun ey Allah’ın kulları! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez. (Üç defa kalbine işaret ederek) Takva şuradadır. Kişiye kötülük nâmına Müslüman kardeşini tahkir etmesi kâfîdir. Müslüman’ın her şeyi, kanı, malı ve ırzı Müslüman’a haramdır.”2

Başka bir hadislerinde ise Müslüman’ın diğer kardeşleriyle barış içinde yaşamasından bahisle şöyle buyurmuştur: “Müslümana sövmek fısk, ona karşı savaşmak da küfürdür.”3

Mü’minler arasında kardeşliği tesis etmenin yolunun herkesin birbiri hakkında iyi niyet beslemesi gerektiğini gösteren ve İslâm toplumuna katılmanın ilk şartlarından biri olarak iyi niyet şartını koşan Allah Rasûlü, bey’at aldığı kimselerden bunu isterdi. Nitekim Cerîr b. Abdullah Hz. Peygamber (s.a.v.)’e üç şeyi gerçekleştireceği sözünü vererek bey’at ettiğini söylemektedir: “Namaz kılmak, zekât vermek ve Müslüman kardeşleri hakkında iyi niyetli olmak, hayır dilemek.”4

Görüldüğü üzere, İslâm ümmetine katılmanın şartlarından birisi, Müslümanlar hakkında hüsn-i zan beslemektir, yani onları sevmektir.

Bizler, yaşadığımız şu dönemdeki sıkıntıların, kardeşliğimizin tekrar tesis edilmesi sonrasında çok kolay aşılacağına inanıyoruz. Yeter ki iyi niyetli olalım, kardeşlerimizi sevmeye çalışalım ve Allah’ın bizler için çizdiği kardeşlik sınırları içerisinde kalalım. Allah’ın bizleri aynı din etrafında toplamış olmasını aradığımız tek şart olarak görelim. Bununla yetinelim.

Yeryüzünde birbirlerine tahammül edemedikleri ve hoşgörülü olamadıkları için yurtlarını kaybeden, ülkeleri tarumar olmuş milyonlarca insan var. Onlara baktığımızda çoğu Müslüman olan bu kardeşlerimizin durumu yüreğimizi yakıyor. İbret almak gerektiğini bilmemize rağmen yine de oralı olmadığımız zamanlar olabilmektedir. Oysa kaybettikten sonra üzülmek yerine elimizdekinin kıymetini bilmemizden başka yolumuz yoktur.

Sözü Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu güzel ifadesiyle bağlayalım: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu yüzden uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”5

Dipnot

* Prof. Dr. Enbiya YILDIRIM
1.    59/Haşr, 9
2.    Muslim, Birr, 10
3.    Buhârî, 46
4.    Buhârî, 55
5.    Buhârî, 5552

Sayfayı Paylaş