KALBİN FESADI

Somuncu Baba

İnsanın karakterinin şekillenmesinde ailesi¸ okulu ve çevresi son derece etkili olur. Anne ile babanın davranışlarında¸ ikisi arasındaki ilişkilerde insanî değerler ön planda olduğu takdirde¸ nasıl bir kişi olması gerektiğini¸ kendisi dışındakilerle ilişkilerde nasıl davranması icap ettiğini görüp öğrenir. Bu arada¸ ebeveyni İslamî değerlere sahip ise namaz kılmayı¸ diğer ibadetleri yerine getirmeyi de yuvada öğrenir. Evde var olan İslamî havayı teneffüs etmek suretiyle müslüman kimliğine sahip olarak büyür. Anne babanın eğitim düzeyleri hangi aşamada olu

İnsanın karakterinin şekillenmesinde ailesi¸ okulu ve çevresi son derece etkili olur.  Anne ile babanın davranışlarında¸ ikisi arasındaki ilişkilerde insanî değerler ön planda olduğu takdirde¸ nasıl bir kişi olması gerektiğini¸ kendisi dışındakilerle ilişkilerde nasıl davranması icap ettiğini görüp öğrenir. Bu arada¸ ebeveyni İslamî değerlere sahip ise namaz kılmayı¸ diğer ibadetleri yerine getirmeyi de yuvada öğrenir. Evde var olan İslamî havayı teneffüs etmek suretiyle müslüman kimliğine sahip olarak büyür. Anne babanın eğitim düzeyleri hangi aşamada olursa olsun¸ fark etmez¸ ellerinden geldiğince İslamı yaşamaya gayret etmeleri durumunda çocuk mutlak surette bunun etkisi altında kalarak büyür.


Anne baba yanında evde birkaç kardeşi olan çocuklar çok şanslıdır. Aynı daireyi paylaştığı kardeşleri sayesinde insanlarla bir arada yaşamayı¸ geçinmeyi¸ paylaşmayı¸ yardımlaşmayı¸ feragat etmeyi¸ affetmeyi¸ küsmeyi¸ kızmayı¸ kavga etmeyi¸ sır saklamayı  öğrenir. Velhasıl aile toplumun minik bir kopyası olduğundan dolayı çocuk aile içinde büyüyerek topluma hazır hale gelir.


Çocuk gittiği okulda ise farklı aile ortamlarından gelen çocuklarla bir arada okuyarak onlarla etkileşim içine girer. Böylece karakterinin şekillenmesinde okulun ve sınıf arkadaşlarının ahlakî durumlarının çok büyük etkisi olur.


Sonuçta karşımıza karakter olarak hemen hemen son hali verilmiş ve bu yönü adeta bir kalıba dökülmüş bir delikanlı veya genç bir kız çıkar. Dolayısıyla yirmili yaşlara gelen kadar insanın karakteri farklı ortamlarda yoğrularak belli bir şekil alır. Artık hayatının sonuna kadar önceki yaşamının etkilerini ve izlerini taşıyarak yaşayacaktır. İyi bir anne babanın terbiyesinden geçmiş ve güzel bir ortamda öğrencilik yaşamışsa¸ sonraki dönemlerde ahlakını bozacak ortamlara düşmemesi durumunda¸ iyi bir insan olarak ömür sürmesi kuvvetle muhtemeldir.


Bu yazıda¸ bahsettiğimiz çerçeve içerisindeki bir konuyu ele almak istiyoruz¸ yani kalp fesadını başka bir ifadeyle iyi niyetli olmamayı.


Malum olduğu üzere¸ çocukluk yıllarını çeşitli yoksunluklar içinde "kanaat duygusunu kazanmadan" geçiren ve gözü hep başkalarında olan insanlar¸ büyüdüklerinde genellikle hırslı ve aç olurlar. Önlerine çıkabilecek her türlü fırsatı lehlerine çevirmeye çalışırlar¸ kendilerini hep başkalarına öncelerler ve sadece nefislerini düşünürler.


Aç gözlü ve tamahkar olarak hayata atılan bu insanlar¸ ailelerinden ibadetler noktasında gerekli eğitimi almış olsalar bile doyurulmamış bu yönleri her zaman öne çıkar. Böyleleri için menfaatleri her zaman ön planda olduğundan dolayı¸ başkalarının aklına hayaline gelmeyecek yollar ve manevralar ile kendilerine imkanlar oluştururlar. Bencil olduklarından dolayı da en yakınında gözüken arkadaşlarını bile bir takım nimetlerden haberdar etmeyip mahrum bırakırlar. Yanlarındaki veya yakınlarındakilerin de bir parça nasipkâr olması onları müthiş rahatsız eder. Hatta hiç tanımadıkları kimselerin var olan bir nimete erişmesini tercih ederler. Yeter ki kendi yakınlarındaki insanlar o nimete nâil olmasın.


Böylesi insanlar hayata bakışlarında benliklerini merkeze aldıklarından ve nefislerini öncelediklerinden dolayı¸ ilişkilerinde her zaman bir hesap kitap vardır. Karakterlerindeki zaaflarından dolayı ilişkilerini menfaat üzerinden yürütürler. Fayda sezdikleri kimselere kalben soğuk olmalarına rağmen bir şeyler elde edebilmek için yakın dururlar. Bunu yalancıktan yakınlık gösterdiği kimse de fark eder ancak¸ beşerî münasebetler tolerans üzerinden yürüdüğünden buna tahammül eder¸ farkında değilmiş gibi davranır. Lakin ondan menfaati bittiği anda yakınlık da hemen son bulur. Her iki taraf da yakınlığın menfaatten kaynaklandığını bildiğinden dolayı aradaki bağın kopuvermesi her iki tarafı da etkilemez.


Kanaat duygusundan yoksun olarak "kalbi aç" yetişen bu insanlar¸ sürekli bir şeyler devşirmenin gayreti içinde olduklarından karşılarındakilerini de kendileri gibi sanırlar. "Ben nasıl hesap ediyor¸ menfaatimi her şeyin önüne koyuyorsam¸ karşımadakiler de mutlaka öyledir" inancındadırlar. Bu nedenle de karşısındaki kişi ne kadar iyi niyetli olursa olsun¸ onun yapıp ettiklerinde veya söylediklerinde mutlaka bir arka plan arar. Hatta karşısındaki zat¸ her zaman ona iyi yaklaşıp onun hayrına kabul edilebilecek bir takım adımlar atsa bile¸ kendi menfaatine aykırı bir şey yaptığını gördüğü anda¸ onu ne maksatla yaptığını öğrenmeyi dahi düşünmeden hemen kinlenir¸ kızar¸ ismini çizer. Çünkü herkesin kendisi gibi olduğunu düşünür. Oysa karşısına aldığı kimsenin¸ yaptığı işi onun menfaatine aykırı gözüken bir şekilde yapmasının çok makul bir gerekçesi vardır. Ancak beriki için bu mazeret önemli değildir. Onun tek derdi dünyanın şahsî menfaatleri etrafında dönmesidir. Menfaatlanırken karşıdaki çok iyidir¸ ama bu bir kesilmeye görsün¸ ondan kötüsü yoktur. Her şey bir anda bitiverir.


Bu insanların en büyük özelliklerinden birisi de kendilerini çok açıkgöz ve uyanık görmeleridir. Onlara göre¸ dünyayı etraflarında menfaatlerine uygun döndürürken kimse bunun farkına varmaz. Oysa yan yollara saparak bir şeyler yapmaya çalışanların neler yaptığını etrafında var olan herkes görür. Herkes olan bitenin farkındadır lakin çoğu insan "aman problem çıkmasın" diyerek veya nezaketen bu açıkgözlüğü görmemiş gibi yapar. Kendisini açıkgöz sananın¸ etrafındakilerin olan bitenin farkında olmadığını düşünmesi ise¸ çevresindekileri saf kişiler olarak görmesinden kaynaklanan bir durumdur. Gerçi bazı durumlarda çevresindekilerin yaptığının farkına vardıklarını ama ses çıkarmadıklarını anlar ancak yine de tuttuğu yoldan geri adım atmaz. Çünkü onun için asıl olan hedeflediğini elde etmektir. Keza işlerini hep cambazlıkla yürüttüğünden zaman zaman yalpalar¸ sendeler ve düşer. Çok mahcup olur ama alışkanlıklarından hiç vazgeçmez.


Menfaat odaklı yaşam süren bu kimseler etraflarında fazla sevilmezler. İşin kötüsü¸ açıkgöz geçindiklerinden dolayı insanlarla sürekli problemler yaşarlar. Esasında kendileri de kötü durumlarının farkındadırlar ama huylunun huyundan vazgeçmesi çok zordur.


Dünya hayatında insan için en kötü durumlardan birisi de çevresinde sevilmemesidir. Uzak durulması¸ dostluk kurulmaması ve dışlanmasıdır. Şu kadar var ki¸ bu sonucu hazırlayan bizzat kendisidir. Bu nedenle suçlanacak biri varsa¸ etrafa bakınmak ve suçlu aramak yanlış olur. Ayrıca bedenini de hasta etmektedir. Başkalarına karşı düşmanca duygular beslediği ve sürekli bunlara odaklandığı için zihninin bir bölümünü başkalarına ayırmıştır. Bedeni bu yüke çok fazla tahammül edemez ve bir yerlerden alarmlar vermeye başlar. Tansiyonu yükselir¸ geceleri uykusuz kalarak bitap düşer¸ dalgınlaşır.


Yüce yaratıcımız "Allah¸ hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır" buyurmaktadır. (Ahzâb 4). Dolayısıyla var olan tek kalbimiz nasılsa hayata bakışımız ve yaşayışımız da o şekilde olacaktır. Eğer kalbimiz fesatlıkla doluysa¸ unutmayalım ki "Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" buyuran (A'raf 56) rabbimiz¸ bir başka ayette de "Allah bozgunculuğu sevmez" diye ferman etmektedir. (Bakara¸ 205). Dolayısıyla müslümanlık ile fesat kelimesinin asla yan yana gelmeyeceğini bilmek gerekir. Ancak görüldüğü gibi iş gelip kalpte düğümlenmektedir¸ her zaman olduğu gibi. Allah Rasûlü bunu ne güzel ifade etmektedir: "Bedende bir parça vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur¸ bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olur. O parça kalptir."(Buhârî¸ 52). Bu hastalığın tedavisi nedir diye sorulacak olursa işe kalple başlamak gerekmektedir.

Sayfayı Paylaş