KADERE İSYAN HASTALIĞI

Somuncu Baba

“Kul üzerine düşeni yaptıktan sonra bazı şeylerin kendisinin
takatini aştığını ve yapabilecek bir şeyi olmadığını
görmelidir. Bunu yapabildiğinde ise karşılaştığı sorunlara
karşı daha metânetli olacak ve ayakta durabilecektir.”

İnsanın karşılaşmış olduğu sıkıntılara sabrı ve Rabbinden gelenlere boyun eğişi kulluğuyla orantılıdır. Hâle ve başa gelenlere rızâ bir mü'minlik göstergesidir. Dolayısıyla kulluk sadece saadet anlarında veya nimete kavuşulduğunda ölçülmez. Felâketler ve musîbetler karşısındaki metânet ve tevekkül de ölçümün bir parçasıdır. İnsanların ne kadarının bu sınavda başarılı olabildiği ise kuşkuludur. Hele de değerlerin kaybolduğu günümüzde bu büyük bir sorundur.


Olan Bitene İsyan Allah'a İsyandır


İnsan kendisiyle ilgili olumsuz gelişmelere isyan ettiğinde bir anlamda Allah'a isyan etmiş olur. Doğrudan Allah'a isyan ifadeleri kullanmasa bile başkaldırının sonucu Allah'a diklenmedir. Çünkü kâinatta hiçbir şey onun rızâsı olmadan gerçekleşmeyeceği için¸ itirazın anlamı¸ “Allah niye benim istediğim gibi gerçekleştirmiyor.” demektir. Bu nedenle kadere isyanda Allah'ın takdirini kabullenemeyiş vardır.


Bunun yanında kadere rızâ göstermeyip diklenen kimse esasında Allah'ı zâlim görmektedir. Ondan gelene boyun eğmeyip itiraz ettiğinde Rabbinin kendisine haksızlık yaptığını düşünüyor demektir. Bunun anlamı ise yaratanı ceberrût olarak kabul etmektir. Oysa Allah bu sıfattan uzaktır. Kullarına aslâ zulmetmez. Çünkü zulmetmek demek zulümden keyif almak demektir. Rabbimiz için böyle bir şey aslâ düşünülemez.


Âhiret İnancının Zayıflığı


Kaderi kabullenemeyişte ölüm sonrası hayata dair inancın zayıf olmasının da büyük etkisi vardır. İnsan vefatından sonra dünyada çekilen bütün sıkıntıların karşılığının mükâfat olarak alınacağını göz önüne getirmediğinde hayatı sadece dünya ile sınırlandırmış olur. Böyle olunca da uğradığı haksızlıklar ile felâketlere tahammül edemez. Yaşayacağı ortalama yetmiş yıllık ömrü sıkıntısız neden geçiremediğine hayıflanır.


İnsanın Kendini Merkeze Alması


İnsanın en büyük handikaplarından birisi de yaşamın ortasına hep kendisini alması ve karşılaştığı her bir sıkıntıyla hatta küçük bir sorun nedeniyle sızlanmasıdır. Oysa insan her zaman için kendisinden daha zor şartlarla veya musîbetlerle sınanan insanlar olduğunu bir düşünecek olsa¸ yapacağı tek şey vardır. O da her hâlükârda Rabbine şükretmektir¸ şükredebilmektir.


Değişen Bir Şey Yok


İnsan kendisiyle ilgili olup bitenleri kabullenemediği ve başkaldırdığı zaman önemli bir hususu göz ardı etmiş de olmaktadır: Kadere isyan ettiği zaman değişen bir şey olmamaktadır. O isyan etti diye Allah¸ “Hâlâ kulluğu öğrenememiş olan şu insanı bir memnun edeyim¸ kader çarkını bir başka şekilde çevireyim” dememektedir.  Rabbin kurduğu düzen işlemeye devam etmekte¸ isyan eden başkaldırışıyla kalmaktadır. İsyana dalarak kendisini aşırı derecede üzmesinin yükünü de yine kendisi çekmektedir. Dolayısıyla kazan kaldırarak hem bedenen hem de huzur açısından bir bedel ödeme durumunda kalan biri varsa¸ bu yine kendisidir.


Esas Sıkıntıyı İnsandan Çekiyoruz


Esasında dünyada olup biten olumsuzluklara baktığımızda¸ İlahî bir hikmete binâen tâbi olduğumuz sınanmaların sayısının insanlar eliyle karşı karşıya kaldığımız felâketlere göre çok az olduğunu görürüz.  Meselâ zelzeleler¸ kasırgalar ve benzeri âfetleri beşerin cinâyetleri¸ savaşları gibi olaylarla karşılaştırdığımız zaman tabiî felâketler cüz'î kalır. Dolayısıyla yeryüzünde yaşanan felâketler esasında insan eliyle gerçekleştirilmektedir. Şu an dünyayı göz önüne getirdiğimizde¸ her çeşit katliamın insan eliyle yapılmakta olduğunu görürüz. Bu nedenle Allah'a isyan etmek yerine bu zulümleri yaşatan hemcinslerimize yönelmemiz gerekmektedir.


Kadere Rızâ Olanı Kabullenmektir


Kadere boyun eğmek demek “Allah'tan gelen her şeyi kabullenmek” demektir.  Bunun içine insanın anne babasını veya çocuğunu kaybetmesi¸ amansız bir hastalığa yakalanması¸ iflâs etmesi velhâsıl karşılaşabileceği bütün üzücü olaylar girer. Kişinin kaybettiklerine üzülmekle beraber Allah'tan geldiği için dayanabilmesi ve âhirette bunun karşılığını fazlasıyla alacağını düşünerek rahatlaması Rabbine olan bağlılığının bir göstergesidir.


Musîbete İlk Anda Sabredebilmek


Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Medine'de yürürken oğlunu kaybetmesi nedeniyle avazı çıktığı kadar bağırıp yakasını yırtan bir kadın görür. Tatlı bir dille sabırlı olmasını tavsiye eder. Hz. Peygamber (s.a.v.)'i tanıyamayan kadın¸ “Sen benim derdimden ne anlarsın ki¸ sanki bir şeyini mi kaybettin?” diyerek Peygamberimizi tersler. Bunun üzerine Allah Rasûlü kadına başka bir şey demeden yoluna devam eder. O gittikten sonra kendisini ikaz edenin kutlu elçi olduğu söylenince yaptığına çok pişman olur. Hemen Allah Rasûlü'nün peşinden koşup gelir. Söylediği sözlerden dolayı özür diler. Hz. Peygamber (s.a.v.) de ona¸ “Sabrın¸ musîbetin ilk geldiği anda gösterilmesi gerektiğini” söyleyerek Hak'tan gelene rızâ gösterilmesinin yolunu öğretmiş olur.[1]


Esasında kadının azarlamış olduğu Allah Rasûlü çok az insanın karşılaşabileceği dertler ve sıkıntılar zinciriyle karşı karşıya kalmış ve çocuklarından biri hariç tamamının vefatını görmüştür. Kaldı ki¸ kendisi altmış üç yaşında vefat etmiş olduğundan¸ kaybetmiş olduğu çocukları yaşlı başlı¸ dünyada oldukça ömür sürmüş insanlar değillerdi. Yavrularını genç yaşlarda toprağa vermişti. Buna rağmen aslâ isyankâr olmamıştı. Hele de daha on altı aylıkken kaybettiği küçük oğlu İbrahim için gözyaşı dökmüş¸ bunu büyük bir metânetle kabullenmişti. Bu nedenle de yakınlarını kaybetmelerini kabullenemeyip isyan eden¸ bağırıp çağırarak vâveylâ ile ortalığı inletenlerin yaptıklarının haram olduğunu ve Allah'ın bu kimselere lanet ettiğini belirtmişlerdir.[2]


İslâm'dan Uzaklaştıkça Değerler Kayboluyor


İnsanlar İslâmî hassâsiyetlerden koptukları oranda Allah Rasûlü'nün yasakladığı işlerin içine düşmektedirler. Günümüzde yakınını kaybeden bazı insanların kendilerini yerlere atıp¸ saçlarını yolmaları ve benzer isyankârlıklar içine girmeleri bunun bir göstergesidir.


Abdulkadir Geylânî uyarıyor:


“Kaderinden dolayı Allah'a itiraz eden kişi! Anlamsız yere hezeyanlar savurma. Çünkü bunlar kaderi değiştirmez. Kaderi çevirip tersyüz edecek kimse yoktur. Teslim ol¸ rahat edersin Şu geceyi ve gündüzü geri döndürmen mümkün mü? Sen istesen de istemesen de gece gelir. Gündüz de böyledir Her ikisi de sana rağmen gelir. Senin lehine veya aleyhine gibi olan Allah'ın kaderi de böyledir. Fakirlik gecesi geldiği zaman kabullen¸ zenginlik gündüzüne vedâ et. Hastalık gecesi geldiği zaman teslim ol ve sıhhat gündüzüne vedâ et. Sevmediğin bir gece geldiğinde kabullen ve sevdiğin gündüze vedâ et. Hastalık¸ rahatsızlık¸ fakirlik ve sıkıntıların gelişini müsterih bir kalp ile karşıla Allah'ın kazâ ve kaderinden bir şeye sakın karşı çıkma¸ helâk olursun. İmanın gider¸ kalbin bedbaht olur¸ iç huzurun kaybolur.”[3]


Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor:


“Allah tarafından kendisine takdir edilene râzı olması Âdemoğlunun mutluluğundan¸ Allah'tan hayır dilemeyi terk etmesi Âdemoğlunun bedbahtlığından ve Allah tarafından kendisine takdir edilene karşı kırgın olması şekâvet sebeplerinden biridir.”[4]


“Kuvvetli mü'min¸ Allah katında zayıf mü'minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah'tan yardım dile¸ acz izhâr etme. Bir musîbet başına gelirse; ‘Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi' deme. ‘Allah takdîr etmiştir. Onun dilediği olur' de! Zira “Eğer” kelimesi şeytan işine kapı açar.”[5]


Gayreti Elden Bırakmamak


Bütün bu yazdıklarımızdan¸ tedbiri elden bırakacağımız ve olumsuzluklara karşı tedbir almayacağımız anlamı elbette çıkmaz. Kul üzerine düşeni yaptıktan sonra bazı şeylerin kendisinin takatini aştığını ve yapabilecek bir şeyi olmadığını görmelidir. Bunu yapabildiğinde ise karşılaştığı sorunlara karşı daha metânetli olacak ve ayakta durabilecektir.


 


 






[1] Buhârî¸ 6621



[2] Buhârî¸ 5476



[3] Abdulkadir Geylânî¸ Celâu'l-Hâtır¸ 96



[4] Tirmizî¸ 2077



[5] Müslim¸ 4816

Sayfayı Paylaş