İSRAİL'İN ZULÜM DOKTRİNİ: DEMİR DUVAR

Somuncu Baba

İsrail terörünü alevlendiren en önemli faktörlerin başında¸ Batının (bilhassa ABD) tipik çifte standart anlayışı ve Washington yönetimine musallat olan "Evanjelik Köktencilik" gelmektedir. ABD'nin¸ İsrail'e karşı tarafsız ya da kayıtsız kalmasının Evanjelist görüşten türediği; bunların İncil metinlerine istinaden "eleştirmeyen desteğin" İsrail'e sağlanmasını salık verdikleri bir vakıadır.

İsrail'in gözünde¸ kendisine karşı direnen Filistinliler ya ahmak bir vahşi ya da varlık olarak ciddiye alınmayacak sürüden başka bir şey değildir. Yasalara göre ancak Yahudi'nin tam vatandaşlık hakkı mevcuttur ve muhacereti hiçbir surette tahdide tâbi değildir. Vatanı gasp edilen Filistinliler ise "daha az gelişmiş" olduklarından ötürü Yahudilerden daha az ve basit haklara sahip olmalıdır.


 


Zulmün Kökleri


 


Bu melun düşünce ve davranışların kaynağı hakkında Yahudi yazar Aşad Haam¸ "İsrail'den Gerçekler" isimli kitabında şu teşhislere yer vermektedir: "Yahudiler sürgünde iken köleydiler¸ şimdi ise kendilerini sonsuz bir özgürlük içinde buldular. Bu büyük değişiklik onların bir kölenin kral olması örneğinde görüleceği gibi baskı ve zorbalığa meyletmelerine neden oldu. Araplara büyük bir gaddarlık ve düşmanlıkla davranıyorlar¸ haksızlıkla topraklarına tecavüz ediyor¸ onları hiçbir neden olmaksızın hem de hayâsızca dövüyorlar."


İsrailli tarihçi Avi Şlaim'in belirttiğine göre de İsrail'in izlediği nihaî politikanın kökeni¸ "Vladimir Hitler" lakabıyla anılan Vladimir Zeev Jabotinsky'nin 1920'lerde geliştirdiği "Demirden Duvar Doktrini"ne dayanmaktadır:


"Tüm yerli halklar¸ kendilerini kurtarmaya yönelik bir ışık gördükleri sürece topraklarına yerleşen yabancı kolonicilere karşı direnirler. Araplar da¸ Filistin'in İsrail toprağı haline gelmesini engelleyebileceklerine dair bir umut taşıdıkları müddetçe direneceklerdir. Dolayısıyla yerleşimimiz; onların asla parçalayamayacakları¸ Yahudi süngülerinden oluşmuş bir demirden duvarın arkasında gelişebilir. Gönüllü bir anlaşma kesinlikle mümkün değildir. Araplar bizden kurtulabileceklerine dair az bir umut bile besleseler¸ direnişten vazgeçmeyeceklerdir."


 


Soykırıma Tepkiler


 


İsrail yönetiminin¸ Filistinlilere karşı süre giden soykırımcı tutumlarına yönelik dünyadan gelen tepkileri dizginlemek için "Anti-Semitizm'i" nasıl bir savunma kalkanı haline getirdiklerine ise Arap Yazar İbrahim Nafile şöyle parmak basmaktadır:


"İsrail işgal güçlerinin¸ Filistin halkına karşı giriştiği bütün o insanlık dışı saldırıları eleştirenler de anti-semitist damgası yiyorlar. İsrail ve Siyonist güçler¸ İsrail politikalarının tartışılmasının önüne geçmek üzere çok geniş bir ilişki ve çıkar ağı kurmuşlardır. Avrupa Komisyonunun yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasında ‘dünya barışına en büyük tehdidi kim oluşturuyor?" sorusuna cevap veren katılımcılar¸ İsrail'i en tepeye oturtmuştu. Soykırım tonlamalarıyla bezeli bütün bu ırkçı söylem¸ İsrailli politika ve din adamlarının yıllardır pompaladıkları zehrin bir yansımasıdır."


İsrailli muhalif yazar İsrael Şamir'in şu muhteşem tespitleri burada zikrettiğimiz bütün görüş ve değerlendirmeleri adeta taçlandırmaktadır:


"Yahudi ordumuz sivilleri öldürüyor¸ evleri yıkıyor¸ milyonları açlığa mahkûm ediyor ve Filistin köylerini ablukaya alıyor; işlediğimiz suçlar Çeçenistan ve Afganistan'daki Rus zulmünü¸ Vietnam'daki Amerikan zulmünü¸ Bosna'daki Sırp zulmünü geçti. Alman Nazilerinin sevmediğimiz yanı nedir; ırkçılıkları mı? Bizim ırkçılığımız daha az ve daha az zehirsiz değil! Biz ırkçılığa başkası öyle olduğunda karşıyız. Biz ölüm mangalarına ve gizli operasyonlara bize karşı yapıldığı sürece karşıyız. Kendi katillerimiz¸ Yahudi özel kuvvetleri bizim övünç kaynağımız. Yahudi devleti¸ yasal olarak cinayet mangaları bulunduran¸ katliam politikası güden¸ Ortaçağ işkenceleri uygulayan dünyadaki tek yer."


 


Evanjelistlerin Katkısı


 


İsrail terörünü alevlendiren en önemli faktörlerin başında¸ Batının (bilhassa ABD) tipik çifte standart anlayışı ve Washington yönetimine musallat olan "Evanjelik Köktencilik" gelmektedir. ABD'nin¸ İsrail'e karşı tarafsız ya da kayıtsız kalmasının Evanjelist görüşten türediği; bunların İncil metinlerine istinaden "eleştirmeyen desteğin" İsrail'e sağlanmasını salık verdikleri bir vakıadır.


"Dispensationalism" denen teoriye göre¸ kutsal Filistin toprakları Yahudilere Tanrı tarafından vaat edilmiştir ve Hz. İsa'nın dünyaya yeniden gelişi Yahudilerin bu topraklarda tam manasıyla güçlü bir devlet kurduktan sonra vuku bulabilecektir. Hıristiyanların tarihin sonunda olacağına inandıkları "Armagedon Savaşı"¸ Filistin topraklarında gerçekleşecek ve "dünyanın merkezi" İsrail ve Yahudiler¸ bu savaşta mühim bir rol oynayacaktır. Bugün Amerika'daki en yaygın fikir¸ İsrail'deki Yahudilerin her gün yeni bir ‘'11 Eylül" yaşadığı¸ sürekli terörizm tehlikesi altında kaldığı ve Filistinlilerin de "terörist" olduğudur.


 


Soykırımcı Devlet İsrail


 


Bugün İsrail¸ kan deryası üzerinde yükselen¸ kendini Ortadoğu ve tüm dünyadan soyutlamış bir "Terör ve Soykırım Adası" olarak arz-ı endam eylemektedir. Filistin ise zalimlikte sınır tanımayan Siyonistler sayesinde koca bir kan gölüne ve ıssızlığa gömülmüş talihsiz bir kabristana dönüştürülmüş vaziyettedir. İsrail'in bildik zulüm ve katliamları Filistin topraklarını kana ve soykırıma boğmaya hâlâ devam etmektedir. Milyonlarca Filistinlinin hayatı ve geleceği¸ vahşet ve azgınlıkta sınır tanımayan İsrail'in eliyle mükerreren kararmaktadır.


İslâm Dünyası'nın göbeğindeki bu zulüm odağı ve insanlık ayıbının temizlenmemesi¸ medenî dünyanın ve bu arada bütün Müslümanların sırtında duran ağır bir vebaldir. Filistin¸ ırkçı ve soykırımcı Siyonist tahakkümünden kurtarılmadığı müddetçe dünyanın kıyametlerinden birinin de Filistin ve Kudüs'te saklı olduğu unutulmamalıdır. Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanmasının önündeki en büyük engelin "İsrail terörü" olduğunu¸ aslında bazı üst düzey İsrailli yetkililer de dolaylı anlamda kabul etmektedir.


İsrail'in kurucusu ve ilk Başbakanı David Ben Gurion'un¸ 1967'deki "Altı Gün Savaşları" esnasında dönemin Savunma Bakanı Moshe Dayan'a söylediği şu sözler bunun en büyük delillerindendir: "Bu kadar kan döktüğümüz kum tanelerinin her birini elde tutabilmeyi çok arzu ederdim. Bu toprakları şimdiki sahiplerine iade etmek zorundayız; aksi takdirde biz Arap topraklarını işgale devam ettiğimiz sürece bizim kutsal topraklarımıza barış hiçbir zaman gelmeyecektir."


 


Kaynakça: Ralph Schpenmann¸ Siyonizm'in Gizli Tarihi¸ Kardelen Yay.¸ 1992¸ s.79-95; Grace Hallsell¸ Tanrıyı Kıyamete Zorlamak¸ Çev: M.Acar¸ Ankara 2002¸ s.33¸ 76; İbrahim Nafile¸ “İsrail'in Anti-Semitismi”¸ El Ahram Weekly¸ 20-26 Kasım 2003; Harun Yahya¸ “Benliğinden Nefret Eden Yahudi”¸ Tarih ve Düşünce Dergisi¸ Nisan 2004¸ s.40-46; İsrael Şamir¸ “Kaybedilen Ateş İmtihanı”¸ Yarın Dergisi¸ Mayıs 2002.

Sayfayı Paylaş