İSLÂM'DA YOKSULLUK SORUNUNA KARŞI MÜCADELE

Somuncu Baba

"Hangi sebepten dolayı olursa olsun maddî yoksulluk¸ İslâm'a göre hem sosyo-ekonomik¸ hem de manevî bir risktir. Böyle bir yoksulluk¸ insanı sefalete ve açlığa sevk edebileceği gibi hem Allah'a karşı kulluk görevini unutturabilmekte¸ hem de toplumsal ahlâk açısından sosyal sapkınlıklara da itebilmektedir."


Yoksullara Sosyal Yardımda Bulunmak Farzdır


Allah (c.c.)¸ kitabında zekâttan yararlanma hakkına sahip olanları sıralarken¸ ilk önce yoksulları belirlemiştir. İlgili âyet şu şekildedir:


Sadakalar (zekâtlar)¸ Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler (yoksullar)¸ miskinler¸ zekât toplayan memurlar¸ kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler¸ borçlular¸ Allah yolunda cihat edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah¸ hakkıyla bilendir¸ hüküm ve hikmet sahibidir.”1


Pekiyi¸ kimdir bu yoksullar ve Kur'an-ı Kerim¸ neden yoksulları hemen ilk sırada sosyal koruma kapsamına almak istemektedir? Modern dünyamızda yoksulluk (fakirlik¸ muhtaçlık) ve yoksul (fakir¸ yardıma muhtaç) kavramlarını farklı kriterler bakımından ele almak ve farklı şekillerde tanımlamak mümkündür. En geniş yaklaşımla yoksulluk¸ temel ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamama¸ kazanç ve gelirden mahrum olmaya bağlı olarak mutlak ya da nisbî bakımdan yetersiz olma durumudur. Yoksulluk¸ buna bağlı olarak mutlak anlamda veya göreceli olarak maddî yetersizlikler içinde bulunmaktır. Yoksulluk içinde yaşayan yardıma muhtaç insanlar da yoksullar olarak tanımlanmaktadır.2


Böylelikle yoksullar¸ bazen yaşayabilecek kadar belirli bir miktar mala veya gelire sahip olabileceği gibi bütünüyle bu nimetlerden de mahrum olabilmektedir. İslâmî bir yaklaşımla yoksullar¸ nisaba malik olmamakla beraber az bir şeye sahip olduğu hâlde yine de asgari hayat standardının altında kalan¸ maddî yetersizlik durumlarına göre az veya çok yardıma muhtaç olan kişilerdir.3


Bu bilgilerden yola çıkarak¸ yoksulları bugünümüzün sosyo-ekonomik şartları doğrultusunda değerlendirmek mümkündür. İşgücü sahibi olup emek piyasasında çalışmak istedikleri hâlde sırf iş bulamadıkları için¸ gelirden mahrum kalan işsizler¸ mutlak yoksulluğa itilebilmektedir. Emek piyasasında çalıştığı hâlde¸ yeterince ücret alamadığından dolayı geçinemeyen işçiler ve aile fertleri de nisbî yoksullardan sayılmaktadır. Yaşlılık veya engellilik gibi bazı fizikî-fizyolojik sebeplerden dolayı işgücü niteliği taşıyamayan ve dolayısıyla emek piyasasında çalışamayan insanlar da yoksul olabilmektedir. Kısacası işgücü niteliği taşısın veya taşımasın işsiz veya gayri ihtiyari olarak gelirsiz durumda olan bu yoksul kesime geçinecek kadar gelir transferinde bulunmak¸ duruma göre Müslüman topluluklar veya sosyal devletler için önemli bir görevdir.


İşgücü niteliği taşıyan işsiz yoksullara iş imkânı sağlamak suretiyle onların geçimlerini temin etmelerini sağlamanın¸ onlara zekât ve sadaka gibi sürekli olarak sosyal transferde bulunmaktan daha faydalı bir yöntem olacağı da dikkatlerden kaçmamalıdır. Ancak kişinin tam¸ bazen de kısmî olarak çalışma gücünün olmaması durumunda sosyal yardımların mutlak surette devreye sokulması¸ dayanışma topluluğu tesis etmek adına da kaçınılmazdır.


Manevî Bir Risk Olan Yoksullukla Mücadele Etmek Dinin Bir Gereğidir


Hangi sebepten dolayı olursa olsun maddî yoksulluk¸ İslâm'a göre hem sosyo-ekonomik¸ hem de manevî bir risktir. Böyle bir yoksulluk¸ insanı sefalete ve açlığa sevk edebileceği gibi hem Allah'a karşı kulluk görevini unutturabilmekte¸ hem de toplumsal ahlâk açısından sosyal sapkınlıklara da itebilmektedir. Bu konu ile ilgili olarak¸ maddî yoksulluğun kişiyi küfre ve manevî sapkınlığa götürebileceğini ve fitnelere (toplumsal çalkantılara) sebebiyet verebileceğini bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) dillendirmiştir. Nitekim bir seferinde Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ “Allah'ım¸ yoksulluktan ve küfürden Sana sığınırım.” diye dua edince¸ bir adam; “İkisini birbirine denk mi kabul ediyorsun?” mealinde bir soru yöneltmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ “Evet.” cevabını vermiştir.4


Dualarında ise Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ muhtemelen maddî ve manevî olumsuz yönlerini ve sonuçlarını düşünerek¸ yoksulluktan Allah'a sığınmıştır. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şu duaları ve tavsiyeleri¸ bu çerçevede değerlendirebilir: “Yoksulluk fitnesinin şerrinden Allah'a sığınırım.5¸ “Yoksulluktan¸ kıtlıktan¸ zilletten ve zulüm (kötülük) etmekten¸ zulme (kötülüğe) uğramaktan Allah'a sığının.”6¸ Allah'ım¸ bize verdiklerini artır¸ eksiltme. Bize ikramda bulun¸ bizi zelil kılma. Bize ver¸ bizi mahrum etme.”7


Bunun ötesinde Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ maddî yoksulluğun açacağı manevî tehlikeleri bildiği için¸ yardım istemek maksadıyla kendisine gelen yoksulların ihtiyaçlarını bazen de beytü'l-mal (zekât fonu) kaynaklarından gidermiştir. Beytü'l-malda yeterince kaynak olmadığı dönemlerde ise ya kendi imkânlarıyla¸ ya da zengin sahabilerin desteği ile yoksullara infakta bulunmuştur. Görüldüğü üzere asr-ı saadette yaşamış olan yoksullar¸ maddî sıkıntılarını gizlemeden taleplerini doğruca Hz. Peygamber (s.a.v.)'e iletebilmişler¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) de yoksul kişilerin psiko-sosyal veya fizikî durumlarına göre maddî ve manevî destekte bulunmuştur.


Yoksul İşsizlere İş İmkânı Sağlamak Sünnetin Bir Gereğidir


Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) de¸ işgücü niteliği taşıdığı hâlde kendisinden bir şeyler isteyen yoksul bir Ensarî'ye girişimci veya iş sahibi olması yönünde bazı yöntemler göstermiştir. Hz. Enes'ten rivayet edilen olay şu şekilde gelişmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.): “Evinde hiçbir şey yok mu?” Yoksul: “Evet¸ dedi. Bir çulumuz var. Bir kısmıyla örtünüp¸ bir kısmını da yaygı olarak yere seriyoruz! Bir de su içtiğimiz kabımız var.” Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ “Onları bana getir!” diye emrettiler. Yoksul¸ gidip getirdikten sonra Hz. Peygamber (s.a.v.): “Şunları satın alacak yok mu?” buyurdular. Bir adam: “Ben bir dirheme satın alıyorum” dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Bir dirhemden fazla veren yok mu?” dedi ve iki üç sefer tekrarladı. Orada bulunan bir adam: “Ben onlara iki dirhem veriyorum” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ eşyaları ona sattı. İki dirhemi alıp Ensarî'ye verdi ve: “Bunun biriyle ailen için yiyecek al¸ ailene ver. Diğeriyle de bir balta al bana getir!” buyurdular. Yoksul gidip bir balta alıp getirdi. Rasûlullah (s.a.v.)¸ ona eliyle bir saplık geçirdi. Sonra: “Git¸ odun eyle¸ sat ve on beş gün bana gözükme!” buyurdu. Adam aynen böyle yaptı¸ sonra yanına geldi. Bu esnada on dirhem kazanmış¸ bunun bir kısmıyla giyecek¸ bir kısmıyla da yiyecek satın almıştı. Rasûlullah (s.a.v.): “Bak¸ bu senin için¸ kıyamet günü alnında dilenme lekesiyle gelmenden daha hayırlıdır!” buyurdu ve sözlerine şöyle devam etti: “Dilenmek¸ sersefil¸ fakra düşmüş veya rüsva edici borca batmış veya elem verici kana bulaşmış insanlar dışında¸ kimseye caiz değildir.”8


Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi¸ asr-ı saadette muhtaç durumda olan yoksulların himaye altına alınmasına çok önem verilmiştir. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet¸ yoksullukla mücadele edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Yoksullara¸ durumlarına göre ya maddî desteğin¸ ya da kendilerine iş imkânının sağlanması sosyal barış açısından önemlidir. Böylelikle muhtaç durumda olan yoksullara sağlanan sosyal desteklerle yoksulluğun kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri de azaltılmış olmaktadır. Buradan hareketle yoksullara yönelik sosyal korumanın sadece belirli bir dönem için değil insanın var olduğu her dönemde¸ her yerde ve her zaman önem taşıdığı görülmektedir.



Dipnot


 


1. 9/Tevbe¸ 60.


2. Seyyar¸ Ali; Sosyal Siyaset Terimleri (Ansiklopedik Sözlük); Beta Yay.; İstanbul; 2002; s. 171.


3. Muhammed Ali Es-Sâbûnî; Safvetü't-Tefâsîr; C. 2; Ensar Neşriyat; 2012; s. 474.


4. Ebu Davud; Sünen-i Ebu Davud¸ İstanbul: Şamil Yayınları; 2009; s. 101.


5. Ahmet b. Hanbel¸ Müsned; III¸ Çağrı Yayınları; İstanbul; 1982; s. 207.


6. Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ II; s. 540.


7. Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ I; s. 34.


8. Ebu Davud¸ Zekât¸ 26.

Sayfayı Paylaş