İSLÂM'DA ÇALIŞMA VE TEVEKKÜL AHENGİ

Somuncu Baba

"Dünyada onurlu ve vakarlı bir yaşam için düzenli ve dürüst çalışmaktan başka çare yoktur. Her bireyin kendi işini en iyi şekilde yapması¸ mesleğinde¸ branşında güvenilen-itimat edilen kişi olması halinde başarı da mukadder olacaktır. Çalışmak aynı zamanda fiili bir duadır. Biz çalışırız¸ neticeyi Allah yaratır. Başarı Allah'tandır."

Çalışmak¸ Allah'ın nimet olarak verdiği¸ iş gücü¸ akıl¸ yetenek ve imkânları kullanarak insanın temel ihtiyaçlarını sağlama yönündeki çabalarıdır.


Çalışmak¸ insani bir zorunluluk¸ dini ve ahlaki bir yükümlülüktür. Bu sebeple çalışmayı dini gereklilik açısından farz olan çalışma ve müstehap olan çalışma şeklinde iki kısma ayırabiliriz:


Farz olan çalışma: Kişinin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin temel ihtiyaçları olan beslenme¸ giyim ve barınma gereksinimlerini asgari düzeyde karşılanması¸ kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürmesidir.


Müstehap olan çalışma: Maddi yönden iki günü eşit olmayacak şekilde durumunu her gün biraz daha iyileştirerek çalışmaya devam etmesi¸ zekât mükellefi olacak bir seviyede olması ve bu seviyeyi her gün biraz daha yükseltmeye çalışmasıdır. Mü'minun suresinin 4. Ayetin (Onlar zekâtlarını verirler) failun kelimesini bazı müfessirler¸ zekât mükellefi olmak için çalışırlar şeklinde yorumlamışlar ve zekât mükellefi olacak kadar zengin olmayı Kur'an'ın teşvik ettiğini söylemişlerdir. 


Ø  Çalışmak¸ beşerî bir mecburiyettir.


Ø  Çalışmak ahlakî bir görevdir.


Ø  Çalışmak toplumsal bir sorumluluktur.


Ø  Çalışmak¸ insanî bir erdemdir.


Ø  Çalışmak ilahi bir imkân ve berekettir.


Ø  Çalışmak¸ hayatta olmanın ve hayatta kalmanın en bariz işaretidir.


Allah'ın hem bir emanet hem de bir lütuf olarak verdiği can ve nefes¸ kalbi mütemadiyen çalıştırıyor¸ mütemadiyen çalışan kalp de bedenimize ve organlarımıza hayatiyet kazandırıyor ve faaliyet imkânı veriyor. Organların da kalpten sağlanan hayatiyeti devam ettirebilmesi için çeşitli çalışma faaliyetleri ile hayatiyeti desteklemesi gerekiyor.


Çalışmak izzete¸ tembellik ise zillete yol açar. Şair şöyle der:


"Kim ki kazanmaz bu dünya ekmek parası¸


Dostunun yüzkarası düşmanın maskarası"


Kur'an ayetleri ile birlikte kevni ayetleri de okuyan ve kâinat kitabını tefekkür ederek okuyanlar¸ hem yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmanın¸ hem de hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışmanın gereğini anlayabilirler. Kur'an'dan¸ ahiret için çalışmanın gereğini ve yöntemini öğreniriz. Kâinat kitabından da dünya için çalışmanın gereğini ve yöntemini öğreniriz.  Böylece İslâm'ın bizden istediği dünya ahiret dengesini kurmuş ve korumuş oluruz.


 Necm suresi 40. ayette¸ her türlü karşılığın sarf edilen emeğe bağlı olduğu ifade ediliyor: "İnsan için sadece çalıştığı kadarı vardır ve çalıştığının karşılığını mutlaka görecektir."   Çalışmanın karşılığı maddî ise maddî¸ manevî ise manevîdir. Çalışmanın karşılığı dünya içinse dünyada¸ ahiret için ise ahirette sahibini mutlaka bulacaktır.  Nebe suresi 9-11. ayetlerde de gecenin dinlenme¸ gündüzün de çalışma vakti kılındığı bildirilmiştir.  Mülk suresinin 15. ayetinde ise  "Allah yeryüzünü sizin emrinize vermiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın ve rızık olmak üzere verdiği şeyleri elde ederek istifade edin" buyurulmaktadır.


Cuma suresinin 9 ayetinde¸ "Cuma günü namaza çağrıldığı zaman hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın"¸ denilirken¸ 10. ayet¸ "Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütuf olarak verdiği şeyleri elde etmek için çalışın" buyrulmaktadır. Böylece bu ayetten¸ Cuma gününün bütünü ile bir istirahat günü olmadığını¸ ibadet görevini ifa ettikten sonra çalışmaya devam etmemiz gerektiğini anlamaktayız.  


Hud suresinin 61. ayeti dünya için çalışmanın sahasını genişletmiştir.


 "Sizi yeryüzünde yaratıp¸ orayı imar etmenizi dileyen Allah'tır." Ayette geçen "isti'mar" kelimesinden tefsirciler¸ söz konusu ayete dayanarak¸ meskenlerin yapılması¸ su kanallarının açılması¸ ağaçlandırma çalışmaları gibi imar işlerinin topluma farz olduğu hükmünü çıkarmışlardır.[1]  İnsanlığın yaşam kalitesini yükselten her türlü sosyal kurum ve hizmetleri "imar" kapsamında değerlendirebiliriz.


 Peygamberimiz de rızık teminine yönelik çalışmaları övmüştür. "Öyle günahlar vardır ki¸ onları ne namaz¸ ne oruç¸ ne de hac affettirir¸ onları ancak geçim temini için yapılan çalışma siler¸ götürür"[2]¸ "Çalışmaktan elleri nasır bağlayan ve yorgun olarak uyuyan kimse affedilir."¸ "Âdemoğlundan hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah'ın Nebisi Hz. Davud da elinin emeğini yerdi"[3]¸ "Helal rızık temini için çalışmak¸ Allah yolunda cihad etmek gibidir"[4]  buyurmaktadır.


Kasas suresinin 77. ayetinde dünya ve ahiret dengesi gözetilerek çalışmanın gereği ifade edilmiştir:


"Allah'ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma"    Hz. Peygamber (s.a.s.) de¸ "Sizin en iyiniz kimdir biliyor musunuz? Dünyası için ahiretini¸ ahireti için de dünyasını terk etmeyendir. Çünkü böyle bir kimse her ikisini de kazanır¸ başkasına muhtaç olmaz"[5] hadisiyle çalışmada bu dengeyi kurmayı tavsiye etmiştir.


Tevekkül¸ sebepleri yerine getirdikten sonra neticeleri Allah'tan beklemek¸ bu hususta Allah'a tam güven duymak anlamına gelir. Tevekkül sebepleri terk etmek değil¸ aksine onlara sarılmaktır¸ sebeplerine başvurduktan sonra işlerin sonuçlarıyla ilgili olarak kalbin Allah'a itimat etmesidir. "Ya Rasulallah¸ Devemi bağlayıp mı tevekkül edeyim¸ yoksa salıverip mi tevekkül edeyim?" diye soran kişiye Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in "Deveni bağla sonra tevekkül et" şeklindeki cevap vermiştir.[6]


Mehmet Akif Ersoy¸ yanlış çalışma ve tevekkül anlayışını şu çarpıcı mısraları ile çok güzel ifade etmiştir:


Çalış! dedikçe şeriat¸ çalışmadın durdun¸


Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!


Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya¸


Zavallı dini onunla çevirdin maskaraya!".


Bir hadiste Peygamber Efendimiz¸ "Siz eğer gerçekten tevekkül etmiş olsaydınız¸ kuşlar gibi beslenirdiniz. Kuşlar sabahleyin kursakları boş olarak yuvalarından çıkarlar¸ dolu olarak yuvalarına dönerler."[7] buyurmuştur. Bu hadis-i şerif¸ yüzeysel bir okuyuşla yanlış anlaşılabilir ve tevekkülün¸ hazırcılık olduğu sanılabilir.  Ama cümleleri dikkatle okuduğumuzda¸ kuşların yuvalarından çıkarak yiyecek aradıklarını ve bir çaba sonucu yiyeceğini elde ettiklerini görürüz.   Dolayısıyla bu hadis-i şerif de gerçek anlamda tevekkülün; üzerine düşen vazifeyi yaptıktan sonra¸ neticeyi Allah'tan beklemek olduğunu ifade ediyor.  


Çalışma¸ sünnetullahtır. Avrupalılar¸ Japonlar ve gelişmiş ülkeler¸ sünnetullaha uygun bir çalışma ile zenginleşmiş ve ülkelerinin imarında ileri bir seviye elde etmişlerdir.  Toplumumuzdaki bazı yanlış yaklaşımların¸ çalışma barışına ve ahlakına zarar verdiğini görüyoruz. İşveren ile sendika temsilcileri arasında yapılan pazarlıklarda İşverenin daha fazla mesai ile daha az para verme¸ işçinin de daha az mesai ile daha çok para kazanma eğiliminde oldukları görülüyor. Böyle bir yaklaşım¸ hem üretimi ve üretimdeki kaliteyi düşürür¸ hem de çalışma barışını ve ahlakını tahrip eder.


 Dünyada onurlu ve vakarlı bir yaşam için düzenli ve dürüst çalışmaktan başka çare yoktur. Her bireyin kendi işini en iyi şekilde yapması¸ mesleğinde¸ branşında güvenilen-itimat edilen kişi olması halinde başarı da mukadder olacaktır. Çalışmak aynı zamanda fiili bir duadır. Biz çalışırız¸ neticeyi Allah yaratır. Başarı Allah'tandır. Bu arada (kavli) sözlü duayı da ihmal etmemek gerekir. İslâm düşüncesinin temel prensiplerinden biri "Allahü veliyyü't-tevfik" (Muvaffak kılan Allah'tır) dır¸ bir diğeri ise¸ "Vema tevfiki illa billah." (Rabbımın yardım ve inayetiyle başarılı kılındım.)  dır.


Gayret bizden¸ başarı ise Allah'tandır. 






[1] İbn Kesir¸ Tefsir¸ 2/450.



[2] Sehâvî¸ Ahsenü't-Tekâsîm¸ Beyrut 1994¸ s. 157.



[3] Beyhakî¸ es-Sünenü'l-Kübr⸠İcare 15.



[4] Hindî¸ Kenzü'l-Ummâl¸ 4/6.



[5] Aclûnî¸ Keşfü'l-Haf⸠I¸ 393.



[6] Tirmizi¸ Kıyame¸ 60.



[7] Tirmizi¸ Zühd¸ 33; İbn Mâce¸ Zühd¸ 14.

Sayfayı Paylaş