İnsanlık ve Toplum Bilinci İçin Tebliğ

İyiliğe yöneltmek, doğruları anlatmak, insanları bilinçlendirmek, vicdan ve akılları bilgi ve ilimle donanımlı hale getirmek, Rasûl’ün önderliğinde bir yaşam tarzıyla aileden başlayarak bütün topluma mâl edilebilecek bir bilgi aktarımı sağlamak, ilim meclisleriyle insanları eğitebilmek her insanın, en başta da hakîkî Müslümanların en temel görevlerindendir.
Toplumu bilinçlendirmek, doğruları anlatıp kötülüklerden men ederek ve yaşantılarla örnek olunarak, hakîkî, doğru ve düzgün anlatımlarla mümkündür. Bu anlatımı sağlayabilmek ancak ve ancak Kur’an-ı Kerim temel alınıp Peygamber Efendimizin izinden gidilerek mümkündür. İrşadın en temel yapısı olan tebliğ bu açıdan oldukça önemli olup, Yüce Yaratıcı’mızın buyurduğu gibi “(İnsanları) Allah’a dâvet eden, sâlih ameller işleyen ve ’Ben Müslümanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”1 âyet-i celîlesine mazhar olabilmektir. Böyle olduğu takdirde yapılan her türlü amel, davranış ve düşünce faydalı ve anlamlı olacak, âhiret hayatını kazanabilmek adına dünyada tebliğ görevini yerine getirmeye vesîle olacaktır.
Tebliğ, bildiklerini anlatmak, doğru yola insanları yönlendirmek, Allah (c.c.)’ın verdiği vazife doğrultusunda faydalı ilimle ilimlenerek ve bunu insanlara aktararak ilmi kalblere ve amellere yaymak şeklinde tarif edilebilmektedir. Ayrıca tebliğ her Müslümanın görevi olduğu gibi aynı zamanda en önemli sünnet-i seniyyedir. Çünkü her ümmet Rasûlü’ne benzemek ister. Rasûlü’nün izinden giderek hem onun yaşantı ve sözlerini hayatına nakşetmek hem de ondan öğrendiklerini çevresindeki insanlara aktararak hem sözle hem de fiilen insanların hayatına dünyada ve âhirette dokunmayı arzu eder.
İnsanlar, faydalı olmayı, yararlı bilgilerle insanlara ilim yaymayı kendilerine gaye edinerek, yüce kitabımız ve yol göstericimiz Kur’an-ı Kerim’in çizgisinden sapmadan, Peygamber Efendimizin buyurduğu üzere, “Benden bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız.”2 sözü üzerine tebliğ vazifesini yerine getirmelidir.
Din ve ahlak sistemini doğru ve öz şekilde çevremize aktarmak son derece önemli bir vazifedir. İnsanoğlunun kulluk vazifesi olan ilim öğrenmek ve öğrendiği ilimle çevresine irşadda bulunarak topluma mâl olmak her bireyin birincil vazifelerindendir. Bu vazifeyi yerine getirirken iyilik ve doğruluktan ayrılmamak, sırât-ı müstakîmden sapmamak, hakîkî rehberin izinden giderek kalblere dokunmak, bilgilendirmek ilk önce birey sonra da toplum inşası için son derece önemlidir.
Bir İslâm büyüğü, “Bizim vazifemiz ‘Lâ ilahe illallâh’ı bütün insanlara anlatmaktır. Nasıl Rasûlullah anlattı ise biz de anlatacağız.”3 diyerek tebliğ vazifesinin toplumsal rolünü vurgulamakta, insanlara tebliğle en önemli görevi vermektedir. Bireyden başlayarak toplumu şekillendirebilmek, eğitebilmek ancak tebliğ görevi ile sağlanacaktır.
Tebliğ aynı zamanda kişinin yerine getirmesi gereken irşad vazifesinin, yani insanlığı kötülüklerden men edip, iyiliklere yönlendirerek doğru yolu göstermesi4, dinimiz hakkında hem ilmen hem de amelen bilgi aktarmasıdır. Her Müslüman muhakkak ki, önce kendisine sonra da ailesinden başlayarak çevresindekilere faydalı olma azmi içerisinde olmalıdır. Kişi sadece kendini düşünmekten ziyade diğer insanları da düşünmeli, toplumu iyilik ve hayra yönlendirerek kötülük ve yanlışlardan da koruması gerekmektedir ki, bireyle başlayan hakîkî toplum inşası gerçekleşebilsin.
Rasûlallah (s.a.v.) da, “Sözümü işiten, onu güzelce anlayıp ezberleyen ve başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ak etsin.”5 şeklindeki ifadesi de tebliğin ne kadar önemli bir görev olduğunu göstermekte, bu görevdeki ayrıntılara da dikkat çekmektedir. Hadis-i şerifin muhatabı olan bütün Müslümanların bu bilinçle hareket etmesi ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatındaki en ince ayrıntıları dahi bilerek bu donanımla tebliğ görevini yerine getirmesi gerekmektedir.
Gerekliliğini ve önemini vurguladığımız tebliğ vazifesinin nasıl olacağı, insanlarla nasıl etkin ve verimli bir iletişim kurulacağı, bireylere de nasıl faydalı olunacağı da çok önemli diğer bir konudur. Tebliğ görevinde iletişim teknikleri de oldukça önemli olduğu gibi, muhatap olunan kişilere karşı sevgi ve saygı çerçevesi içerisinde her birine ayrı değer verip hayatlarına dokunabilmek de oldukça elzemdir.
Ayrıca tebliğ vazifesinde en önemli hususlardan biri de davranış ve ifade dilidir. Davranışlarıyla örnek olan kişilerin, hal ve tavırlarıyla doğruya yönlendirmeleri, ifade ve kullandıkları dil ile de açık ve anlaşılır olmaları gerekmektedir. Nitekim âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:“(Ey Habîbim!) Allah’tan (sana gelen) bir rahmet sebebiyle, onlara yumuşak davrandın! Şayet kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz onlar, etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için istiğfârda bulun ve (hakkında vahiy gelmeyen) bir iş hususunda onlarla istişare et!”6
Ayetten anlaşıldığı üzere yumuşak ve sakin olmak kapıları açarak kişilere ulaşmayı sağlarken, sert ve kaba bir dil ise insanları çevremizden uzaklaştırmaktadır. Sa’dî-i Şirâzî’nin de dediği gibi, “İnsanın merhameti, yumuşaklığı ve cömertliği kendisini düşmanlarına bile sevdirir.”7 Kullanılan yumuşak dil muhatabı etkilediği gibi hilm sıfatıyla da kişiyi süslemekte, anlatılanları iç dünyasına geçirebilmeyi sağlamaktadır. Buradaki yumuşaklık anlatılanlarda değil, anlatım dilindedir. Kısacası Müslüman, mârûfu emrederken, muhabbetle ve güzellikle hareket etmelidir ki, kişileri kazanabilsin ve tebliğ görevinde başarılı olabilsin. Müslüman kendine yakışır bir şekilde her şeyi en güzel yaptığı takdirde kulluk vazifesinin de hakkını vermiş olacaktır.8
Buradan anlaşıldığı üzere dürüstlük ve doğrulukla, kararlı bir tutum göstererek yumuşak bir dil ile yaklaşılan her insanın kalbine Allah’ın lütfu ile dokunabilmek mümkün olabilmektedir. Bizim vazifemiz de tebliğ vazifesini yerine getirmek için mümkün olduğunca bilgi birimimizi yumuşak bir dil, huzûr-ı kalb ve etkin bir iletişimle insanlara aktarabilmektir.
Özetle, tebliğ her Müslümanın üzerinde bir kul olma sorumluluğu, ilim öğrenme farziyetini de yerine getirebilmek için bir şarttır. Kur’ânî ilimle eğitilen her birey tebliğ vazifesinin sorumluluğunda insanlara doğruyu anlatmakla, güzele yönlendirmekle ve kötülüklerden uzak tutarak, yanlışlardan sakınmalarını sağlamak durumundadır. Tebliğ vazifesinde kişi çok etkin bir iletişim diline sahip olmalı, anlayışlı, sakin ve yumuşak davranarak kişileri çevresinde toplayabilmelidir; çünkü insanlar sert ve kaba olan söz ve davranışlardan uzak dururken, yumuşak ve anlaşılır olan her türlü ifade, anlatım ve fiillere de kendini o kadar yakın hissetmektedirler. Bunun için aslî vazifemiz tebliğde ne kadar çok insanın kalbine ve hayatına dokunursak o kadar verimli, bir o kadar da kulluk görevini yerine getirmiş Müslümanlardan, Allah Rasûlü’ne benzeme gayretinde olan ümmetlerden oluruz.
Rabb’imizin gösterdiği yoldan ayrılmadan, Allah Rasûlü’nün yoluna sımsıkı sarılan, kulluk bilinciyle bütün uzuvlarını eğiten, tebliğ ve irşad göreviyle de bireyden topluma dinî ve ahlakî donanımlı bireyler yetiştirme gayretinde olan Müslümanlardan olabilmek her insanın düşüncesi ve hedefi olmalıdır.

Dipnot
* Dr. Emine Elif ÇAKMAK İGALÇI
1.    41/Fussılet, 33.
2.    Buhârî, Enbiyâ, 50; Tirmizî, İlim, 13/2669.
3.    Mahmud Esad Coşan, Tebliğ ve İrşad Çalışmaları, İstanbul: Seha Neşriyat, 1996, s. 73.
4.    https://islamansiklopedisi.org.tr/irsad adresinden 10.03.2019 tarihinde alınmıştır.
5.    Tirmizî, İlim, 7/2658.
6.    3/Âl-i İmrân, 159.
7.    Sa’dî-i Şîrâzî, Hükümdara Öğütler (Nasihatü-l Mülûk), İstanbul: Büyüyenay, 2016, s. 40.
8.    Murat Kaya, Efendimiz’den Hayat Ölçüleri, İstanbul: Erkam Yayınları, 2015, s.89.

Sayfayı Paylaş