İNSANLARI İNSAN OLARAK GÖRMEK

Somuncu Baba

"Rabb'imizin ve Rasûl'ünün bizden şikâyetçi olacağını düşünüp¸ dünyada bir kısım insanların kalplerinin kırılmasını göze alma pahasına¸ Kur'an ve Sünnet'in çizgisinden sapmamamız gerekir."


Allahu Teâl⸠mü'minlerin önüne rehber olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'i koymaktadır. Onun bizim için ne ifade ettiğini yaklaşık dört sayfa tutan âyetler manzûmesi içinde çok açık bir şekilde beyân etmektedir Rabb'imiz. Buna göre Sevgili Peygamberimiz bir insandır. Minik de olsa zelleleri olmuş¸ Hz. Allah da kendisini kitabında uyarmıştır. Bunun yanında son elçi ölümlüdür¸ ebediyen yaşayacak biri değildir. Meselâ iki âyette Rabb'imiz şöyle ferman etmektedir:


“Muhammed¸ ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse¸ gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse¸ Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah¸ şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”1 “De ki: Ben¸ yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana¸ İlâh'ınızın¸ sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabb'ine kavuşmayı umuyorsa¸ iyi iş yapsın ve Rabb'ine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”2


Hz. Peygamber (s.a.v.)'i Örnek Almak


Hz. Peygamber (s.a.v.)'i örnek almamızı emreden âyetlere baktığımızda bizim için önemli bir düsturu ortaya koyduğunu görmekteyiz. O da şudur: Halka yani mü'minlere rehberlik yapan gerçek önderler¸ etrafındaki insanların dinlerini öğrenmeleri için yardımcı olmalı herkesi yaşantısında Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi olmaya yönlendirmelidir. Dini anlatmak ve öğretmekte tembellik göstermek asla kabul edilemez. Ahlâken Peygamberimiz (s.a.v.)'in örnekliğini hayatına düstur edinmeli¸ erdemli bir yaşam sürmeli¸ işleri etrafındaki uygun kişilere danışarak yürütmeli¸ ortak akılla hareket edip “biz” anlayışını topluma hâkim kılmalıdır.


Bütün bunları yaparken¸ dini öğretmek durumunda olduğu insanların kendisini nasıl görmeleri gerektiğini de muhiplerine öğretmelidir. Gerçek rehberler¸ olağanüstü sıfatlarla anılmaktan hoşlanmaz¸ tasavvuf ehli kerâmet göstermeyi marifet saymaz. Her insan Alla'ın yüceliği karşısında âcizdir. Zira Cenab-ı Allah¸ Sevgili Peygamber'ine bile şöyle emretmişti: “De ki: Size ‘Allah'ın hazineleri yanımdadır.' demiyorum¸ gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyedilenden başkasına uymam.”3


İnsan Melek Değildir


Esasında insanlara melekût sıfatı yüklenerek aşırı güçleri varmış gibi vehmedilmesi pek çok sakıncalı sonuç doğurmaktadır. Böyle olduğunda¸ amaç hakikatin ortaya çıkması olmamakta¸ siyâsî parti veya spor kulübü taraftarlığı misâli¸ yanlış-doğru her şey alkışlanmış olmaktadır. Hâlbuki bu durum İslâm'ın aslâ tasvîb edeceği bir durum değildir. Çünkü biz dünyaya birilerine kulluk etmek¸ birilerinin her yapıp ettiğini alkışlamak için gelmedik. Bizim için ölçü¸ Allah ile onun mübârek Elçisi'nin emir ve yasaklarıdır. Dolayısıyla Allah ve Rasûlü'nün belirlediği çizgi dışında yapılan hiçbir şey benimsenemez. Önceliğimiz¸ her hâlükârda¸ Allah'ımız ve Peygamber'imiz olmalıdır.


Bu sebeple¸ kıyâmette Rabb'imizin ve Rasûl'ünün bizden şikâyetçi olacağını düşünüp¸ dünyada bir kısım insanların kalplerinin kırılmasını göze alma pahasına¸ Kur'an ve Sünnet'in çizgisinden sapmamamız gerekir. Öyle ya¸ hem Müslüman olduğumuzu söyleyeceğiz hem de dinin buyruklarıyla uyuşmayan kabullerin peşinden koşacağız! İşte bu kabul edilemez bir durumdur. Zira böyle bir durumda hakikat avcılığı bir tarafa bırakılmakta¸ ideolojik bir yaklaşımla taraftarlık her şeyin önüne geçmiş olmaktadır.


İslâm ile Özdeşleşmeyen Sözler


Bahsettiğim bu durumun örneklerini ülkemizde¸ hele de son zamanlarda¸ her gün görebiliriz. “Bizim üstadımız şöyle dedi.” denilerek¸ din kisvesi altında¸ şimdiye kadar yaptığı hareketlerden dolayı¸ bir insanın her sözü vahiy gibi telakkî edilmekte ve ona toz kondurulmamaktadır. Hatta edep dâiresi içinde kalarak sözünün münâsip olmadığını ifade edenler çeşitli yaftalamalarla suçlanmaktadır. Böylece hakikat sadece bir kimsenin veya bir hizbin tekeline ve vesâyetine alınmış olmaktadır. İslâm'ın genişliği ve bütün mü'minleri kuşatıcılığı bu kardeşlerimiz eliyle zâyi edilmekte¸ din birilerinin tekeline bırakılmaktadır. Böyle yapıldığında¸ esasında birilerinin İslâm'dan anladığı¸ İslâm'ın kendisiymiş gibi benimsenmiş olmaktadır. Böyle olunca da kişilerin anlayış ve yorumları İslâm ile özdeşleştirilmektedir. Hâliyle farklı düşünenler de İslâm dairesinin dışında kalmış olmaktadır.


Günümüzde İslâm coğrafyalarında yaşanan kanlı çatışmaların en büyük sebeplerinden birisi de budur. Gruplar kendilerini İslâm'ın temsilcisi¸ diğerlerini de yola getirilmesi gereken fâsıklar veya müşrikler olarak görmektedir. Hâlbuki Allahu Teâlâ hiçbir insana veya cemâate öyle bir ayrıcalık vermemiştir. Ayrıca bu tür inanışlar İslâm kardeşliğini zedelemekte ve daha büyük parçalanmalara ve bölünmelere sebep olmaktadır. Nitekim günümüzde gördüğümüz tam anlamıyla budur. Dolayısıyla ölçüyü kaçırmamak gerekiyor. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in buyurduğu gibi: “Dinde aşırıya gitmekten sakının. Çünkü sizden öncekiler dinde aşırıya gitmekle helâk oldular.”4


Hâlbuki birini sevmek ona körü körüne bağlanmak demek değildir. İnsan olması hasebiyle o kardeşimizin yanlış yaptığını gördüğümüz zaman vazifemizi yapmamız gerekir. Bunun yolu da¸ ahlâk sınırları içerisinde kalarak¸ yanlış gördüğümüz hususları söyleyip o kişiyi tatlı bir dille uyarmaktır. Bunu yaptığımızda hatâsının farkında olmayan insanın hatasını düzeltmiş oluruz. Eğer bilinçli olarak o yanlışı yapmışsa¸ ardındakilerin kör ve sağır olmadıklarını düşünerek¸ daha sonraki hayatında daha dikkatli olmasını temin etmiş oluruz. Yani neresinden bakarsak bakalım¸ hayırlı bir iş yapmış¸ âhiret sermâyemizi arttırmış oluruz. Zira kutlu Elçi bizden bunu istemiştir: “Mü'min mü'minin kardeşidir. Her hâlükârda ona nasîhat etmeyi bırakmaz.”5


Unutmamamız gereken önemli bir husus daha bulunmaktadır: Bizim bir mü'min olarak¸ samîmî bulduğumuz insanın yanlışlarına katılmayışımız ve bunu lisân-ı münâsiple dile getirmemiz¸ kardeşliğimize veya aramızdaki muhabbete halel getirmez. Ortak aklı oluşturmak sûretiyle birlikteliğimiz daha da güçlenir ve insanlar¸ “Bizi Allah için uyaran kardeşlerimiz var¸ elhamdülillah.” diyerek mutlu olurlar. Böylesi iyi niyetli eleştirilerin olduğu cemiyetler ise daha istikrarlı ve aralarındaki bağ daha seviyeli ve de güçlü olur. Çünkü birbirlerini anlamada diğer gruplara göre daha olgun ve üst seviyededirler. Bu yüzden birilerinin fitnesiyle dağıtılmaları¸ aralarının bozulması çok daha zor olur. Çünkü anlaşmalarında ve bir arada olmalarında akıl devrededir¸ tamâmen hislerle ve duygusal yaklaşımlarla hareket etmemektedirler.


Amaç İslâm'ın Hakikati Olmalı


Ülkemizde toplumsal bağlarıngiderekzayıflamasında bütün söylemlerini başkalarını kötülemek üzerine inşa edenlerin büyük tesiri vardır. Mü'minler¸ karşılarındakilerin iyi niyetinden her zaman şüphe eder ve olumsuz bir şey diyeni düşman olarak beller hâle gelmişlerdirler. Bu yüzden¸ samîmî Müslümanların İslâm adına yaptıkları güzel çalışmalara sürekli kulp takanların¸ başkalarının hatâlarının peşinden koşanların¸ mü'minler arasına münâferet tohumları ekenlerin ve insanları birbirlerini dinlemez hâle getirenlerin verdikleri bu zararı iyi düşünmeleri gerekir. Bunun yerine biraz kendilerine dönmeleri¸ dışlayıcı ve suçlayıcı yaklaşımlarını terk ederek kendi bireysel günah ve eksikleri ile meşgûl olmaları icap eder.


Bu yapılmaz da¸ hiç tasvîb edilemeyecek kötü üslûba devam edilirse¸ bunun sonucu bir gün fikrî tartışma olmaktan çıkar. Allah göstermesin¸ mü'minlerin kardeşliğinin onarılması zor bir sürece girer. İnsanlar birbirlerine kin ve nefret besleyen bir noktaya gelir. Bunun neticesi ise çatışmadır. Rabbim¸ bizleri bundan muhâfaza buyursun.


O yüzden¸ bugün olduğu gibi¸ her zaman gerçek liderler akıllarını başlarına almalı¸ ümmeti felâkete sürüklememeli ve çevre İslâm ülkelerinde olup bitenlerden ders almalıdırlar. Hangi milletten olursa olsun¸ yeryüzündeki bütün mü'minlerin âdetâ tek güvenilir sığınağı olan ülkemize zarar verici¸ onu karmaşaya sürükleyici iş ve söylemlerden uzak durmalıdırlar. Çünkü ülkemizin halletmesi gereken problemlerine yeni¸ hem de katmerli bir sorun eklemenin anlamı yoktur. Bunu yapmak dindarlık¸ Müslümanlık ve ahlâktan uzak bir şeydir. Zira iş toparlanamayacak noktaya geldiğinde senin samimiyetinin de ihlâsının da hiçbir faydası olmayacak¸ fitne herkesi kasıp kavuracak ve insanlar büyük felâket karşısında sığınacak yer bulmakta zorlanacaklardır. Rabbimiz¸ bizleri her türlü fitneden korusun.


Görüldüğü gibi¸ insanları insan olarak görmek de zor¸ usûlünce eleştirebilmek de.


Dipnot


1. 3/Âl-i İmrân¸ 144.


2. 18/Kehf¸ 110.


3. 6/En'am¸ 50.


4. Müsned¸ 1851.


5. El-Câmiu's-Sağîr¸ 12672.

Sayfayı Paylaş