İNSANLARI AŞAĞILAMAK

Somuncu Baba

"Bir mü'min ne şekilde çağrılmak isteniyorsa¸ o isimle çağrılmalıdır. Onun yüreğini inciten veya küçümseyen bir sıfat veya lakapla çağrılamaz¸ gıyâbında anılamaz."

İslâm'ın mü'minlere kazandırmaya çalıştığı bir ahlak anlayışı vardır. Buna göre¸ mü'min kendi hatâlarıyla uğraşır¸ başkalarının eksik ve kusurlarının peşine düşmez. Çünkü herkes kendi sınavını başarmakla meşgul olduğundan¸ imtihan esnasında başkalarının yapıp ettiklerini takip ederek¸ onlara lâf yetiştirerek zamanını boşa harcamaz. Mü'minin bakışı kendisinedir¸ eksiklerinedir. Diğer mü'min kardeşlerinde hatâ ve eksiklik görse bile¸ mümkünse bunu edebiyle usûlünce söyler ve daha iyi bir mü'min olması için tatlı bir lisanla uyarır. Lâkin gördüğü bir yanlışı veya eksikliği diline dolayarak karşısındaki mü'mini rencide etmez. Kardeşinin eksiklerini sağda solda konuşarak yaymaz. Onunla alay edip dalga geçmez. Kezâ insanları bedensel veya aklî engelleri nedeniyle aşağılamaz. Çünkü her şeyin sonuçları itibarıyla Allah'tan geldiğini bilir. O her zaman kendi günahlarıyla meşguldür.


Tahkîri Besleyen Kibirdir


Bir insan başkalarıyla alay ediyor¸ aşağılıyor ve çeşitli hareketlerle onu eğlence konusu yaparak küçümsüyorsa¸ bu hareketin altında yatan temel neden kendisini beğenmesidir; kibir ve enâniyettir¸ haddini bilmemektir. Çünkü nefsini yukarıda görüp karşısındakini aşağıda görmekte¸ bundan kendisine bir eğlence çıkarmak istemekte ve gönlünü eğlendirmektedir. Oysa yüce dinimizin en çok köreltmeye çalıştığı hususlardan birisi enâniyettir.  İslâm tevâzuu öne çıkarır ve insana bütün bir kâinatta ne kadarlık bir yer işgal ettiğini ve sonunda öleceğini hatırlatarak sınırlarını bilmesini öğütler. Dolayısıyla azgın nefsinin kölesi olan ve enâniyet çukuruna saplanarak içine düştüğü acınacak durumun farkında olmaksızın başkalarıyla uğraşan¸ alay eden¸ aşağılayan insan kendisine yazık etmektedir.


Bir İnsana İstemediği Şekilde Hitap Edilemez


Bir mü'min ne şekilde çağrılmak isteniyorsa¸ o isimle çağrılmalıdır. Onun yüreğini inciten veya küçümseyen bir sıfat veya lakapla çağrılamaz¸ gıyâbında anılamaz. Çünkü bir mü'minin kalbini kırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bulunduğumuz konum itibarıyla bize ses çıkaramaması¸ itiraz edememesi söylediklerimizi kabullendiği anlamına gelmemelidir. Yaralayıcı sözlerimiz yüreğinin bir yerlerinde derin sızılar oluşturuyordur. Biz o şekilde ona hitap edip gülerken ve kendimize bir eğlence bulmuşken kırdığımız kalbin farkında olmayız.


İnsanın doğuştan gelen engeliyle alay etmek¸ bu yönünü aşağılama aracı olarak kullanmak¸ bir anlamda Allah'ın yaratışıyla alay etmek demektir. İlâhî sınavın bir sonucu veya ihmalkârlık nedeniyle o şekilde dünyaya gelen veyahut da bir kaza sonrasında vücûdunda istemediği değişiklikler oluşmuş olan bir insanla alay etmek insan onurunu ayaklar altına almaktır. Oysa hangi insan bedeninde bir eksiklik olsun ister ki? Bu yüzden takdîr-i ilâhîye boyun eğerek halini kabullenmeye gayret eden bir mü'minin onurunu rencide ederek hayattan küsmesini ve belki de kadere¸ dolayısıyla Allah'a isyan etmesine neden olmamızdan daha kötü ne olabilir? Kendi günahlarımız bize yetmiyormuş gibi başkalarının günah işlemesine de vesile oluyoruz!


Yakınları Vasıtasıyla İnsanları Üzmek


Bazen bedensel veya aklî eksiklik insanın kendisinde olmaz; ailesinden veya yakın akrabasından bir kişide de olabilir. Bu insanlarla alay edilmesi veya eksiklikleri dile getirilerek taklit edilmeleri en çok yakınlarını üzer. Kendisiyle alay edilen kişi aklî melekeleri zayıf biri ise¸ alay edildiğinde bunu anlamayabilir lâkin annesi¸ babası¸ kardeşleri veya yakınları onunla alay edildiğini¸ aşağılandığını duyduklarında çok üzülürler.


İnsanlar¸ eksiklik veya sakatlık yaşayan akrabalarının yükünü yüklenmek ve sabretmek suretiyle dünya sınavlarını Allah rızâsı için başarılı bir şekilde sonlandırmaya çabalarlarken¸ öteden beriden atılan lâflar ile alaylar onları yüreklerinden yaralar. Bu sefer katlanılması gereken yükleri ikiye çıkar. Engelli olan yakınlarının ağırlığına tahammül ederek ve belki bedensel temizliğini bile yaparak içinde bulundukları hale sabrederlerken¸ onun eksikliğinin birilerinin diline dolanması nedeniyle yeni bir yükü daha taşımak zorunda kalırlar. Unutulmamalıdır ki¸ onur kırıcı alaylarla¸ aşağılayıcı sözlerle baş edip mücadele etmek diğerine göre nefse daha zor gelir. Çünkü insan¸ ne geldiyse başımıza Allah'tan gelmiştir diyerek sabır yolunu tutabilir ancak¸ engelli akrabası vesîlesiyle onurunun ve şahsiyetinin zedelenmesine¸ küçük düşürecek sözlerle aşağılanmasına katlanmakta çok zorlanabilir.


Bizim Garantimiz Yok ki


Karşılarındaki insanların fakirlikleriyle¸ vücutlarıyla¸ çocuklarıyla alay edenlerin yarın için bir garantisi yoktur. Bugün eleştirmiş olduğu duruma veya daha kötüsüne kendisi de her an düşebilir. Meselâ "topal"¸ "kör"¸ "şaşı"¸ "kepçe kulak"¸ "çolak"¸ "yamuk surat"¸ "şişko"¸ "dazlak" ve benzeri sıfatları takan bir insanın yarın bir arabanın çarpmasıyla bir yerlere savrulup daha kötü şartlarda bir ömür sürmek zorunda kalmayacağını kim garanti edebilir? Veyahut da şeker¸ tansiyon ve benzeri bir hastalık nedeniyle bir uzvunu kaybetmeyeceğinin¸ sedefe yakalanıp cildinin lekeli hale gelmeyeceğinin garantisini kim verebilir? Hiç kimse yarını için güvence veremeyeceğine ve en ağır musibetle sınanabileceğine göre başkalarıyla dalga geçmemelidir. Çünkü güldüğü şey pekâlâ başına gelebilir. Bir de bakmış ki¸ akşam yattığı yataktan sabah farklı şekilde kalkmış.


Başa Gelme Korkusuyla Değil


Bir mü'min¸ cehennem korkusu veya aynı duruma kendisi düşeceği endişesinden dolayı diline sahip olmaz. Bu ürpertiyle başkalarıyla alay etmekten ve taklitten sakınmaz. Onun bu çirkin hareketlerden geri durmasının tek nedeni mü'min olmasıdır. Çünkü mü'min olmak ona ahlâkî anlamda kemâlâtı kazandırmıştır. Etrâfındaki her bir şeye yaratıcının yarattığı veya takdîr ettiği şeyler olarak bakar. Bu yüzden tahkîr edecek bir şey bulamaz. Çünkü işin sonu Allah'a kadar uzanır. İmanı ona kendisiyle meşgul olmasını¸ başkalarının kusurlarının ve hatâlarının peşinden koşmamayı öğretmiştir.


Elbette Âhiret Var


İman insana Müslüman gibi yaşamayı öğretir. Lâkin herkesin erdemlere sahip olma noktasında aynı düzlemde bulunduğunu söylemek zordur. Bazı insanlara güzelliği anlattığınızda onu anlar ve yanlışlardan kaçınır. Lâkin bazı insanlar da hakîkati bilmelerine rağmen nefislerinin zebunu olurlar. Âhiretteki azap korkusundan başka bir şey onları alıkoymaz. Bu nedenle bazı insanları yanlışlardan çevirmek için cehennemin hatırlatılmasına ihtiyaç vardır. Nitekim Rabbimiz ve sevgili elçisi de aynı şeyi yapmışlardır. Haramlara dalanları âhirette neyin beklediğini haber vermişlerdir.


Yukarıda da değindiğimiz üzere¸ asıl olan cennet iştiyâkı veya cehennem endişesiyle hayâta istikâmet vermek değildir. Sadece Allah ve Rasûlü'nün talep etmesi yani imanımızın gereği olması nedeniyle istikâmet üzere bir hayat sürmek ve ahlakî meziyetleri kendimize taç yapmak en doğrusudur. Ancak bunu yapamayan çok insan bulunmaktadır. Bu yüzden cehennem ateşinin ürpertisine ihtiyaç vardır.


Engelli Kardeşlerimize Karşı Görevimiz


Engelli kardeşlerimiz için her türlü kolaylığı sağlamak ve mümkünse durumlarına göre iş ayarlamak devletimizin görevidir. Bu alanda oldukça iyileştirmeler yapıldığını söylememiz de mümkündür.  Bize düşen ise onlara bir mü'mine yakışır şekilde muâmele etmektir. Gerekli durumlarda yardımlarına koşmak¸ küçümsememek ve alay etmemektir. Yakın olduğumuzu¸ kardeşimiz olarak gördüğümüzü hissettirebilmektir. Nasıl anne-baba bir kardeşimize sahip çıkıyor ve onun kalbini kıracak her türlü söz ve davranıştan kaçınıyorsak¸ bu kardeşlerimize karşı yaklaşımımız da aynı olmak zorundadır. Biz bunu¸ onlar üzülmesinler diye değil¸ öncelikli olarak imanımız gereği yaparız.


Allah ve Rasûlü Diyor ki


Bizleri Yaratan ile onun son elçisinin bazı buyrukları aşağıda gelecektir. Bu fermanlara rağmen hâlâ nefsinin peşinden koşarak insanların bedenî ve aklî eksiklikleri ile alay edenler¸ aşağılayanlar bu şekilde davranmaya devam etsinler. Elbet bir gün hesap terâzisi kurulacak ve yaptığı hiç kimsenin yanında kâr kalmayacaktır. Bu kişiler unutmasınlar ki¸ Allah müşriklerin İslâm'la alay etmesine ne kadar buğzettiğini onlarca âyette dile getirmektedir. Derecesi aynı olmamakla birlikte¸ insanların bedensel ve zihnî eksiklikleri ile alay etmek de Rabbimizin buğzunu çeken bir günahtır:


"Ey mü'minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın: belki de onlar¸ kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar; belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın¸ birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İman ettikten sonra günahlara dalmak ne kadar kötüdür!"¸[1] "İnsanların arkasından çekiştirip duran¸ kaş-göz hareketleriyle onlarla alay edenlere yazıklar olsun!"[2]¸ “Bir kimseye günah olarak Müslüman kardeşini küçük görmesi kâfîdir.[3]¸ “Bir kimsenin başka bir kimseye dinden veya takvâdan başka bir üstünlüğü yoktur Kişiye -günah olarak- kötü sözlü¸ kötü huylu ve cimri oluşu yeter "[4]


Son söz


İnsan bir taraftan ibadetlerini yerine getirmeye gayret ederken diğer yandan kullarla alay etmeyi¸ aşağılamayı sürdürürse şunu bilmelidir: Allah'a hem tâat hem de isyan etmektedir. Böylesi ikircikli kulluk Allah katında makbul değildir. Rabbimiz bizleri¸ Yüce Zat'ının murâd ettiği gibi olan güzel ahlaklı kullarından etsin. Diline sahip olan¸ mü'minleri incitmeyen¸ ağzından kötü söz çıkmayan muttakî kullarının zümresine dâhil eylesin.


 






[1] 49/Hucurât¸ 11.



[2] 104/Hümeze¸ 1.



[3] Müslim¸ 4650.



[4] Et-Terğîb ve't-Terhîb¸ 3/375

Sayfayı Paylaş