İNSANA SADAKAT YARAŞIR

Somuncu Baba

"İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh/

Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah”

Ziyâ Paşa


"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse¸ muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.” (Ahzab suresinin 70 ve 71. ayetleri) buyrulmaktadır. Sahabeden bir zat bir gün Peygamberimize gelerek: "Ya Rasulellah! Bana Müslümanlığı öyle tarif et ki¸ onu artık bir başkasına sorma ihtiyacını duymayayım.” dedi. Peygamberimiz¸ ona: "Allah'a inandım de¸ sonra da dosdoğru ol.” buyurdu.


Kâinatın gözbebeği sayılmanın şuurundaki insan yüce bir varlıktır. Ona ancak doğruluk yakışır. Sadece başkalarına yaranmak¸ onların takdirini kazanmak için yapılan işlerin sonunda çoğu insan sükûtı hayale uğramıştır. Beklemediği bir sonuçla karşılaşan insanın¸ yaptığı iyilikten nedamet duyduğu bile olur. Olumsuz sonuçlarla karşılaşan insanların diline pelesenk ettiği bazı sözler vardır: Doğru söyleyeni¸ dokuz köyden kovarlar. Merhametten maraz doğar. İyilik et ki kötülük bulasın. Ben sana hangi iyiliği ettim ki sen bana kötülük ettin?… Beş parmağın beşi de bir değildir. Bazan yapılan iyiliklerin¸ güzelliklerin beklenen bir şekilde sonuçlanmayacağı göz ardı edilmemeli. Çünkü kimi insanlar için "çiğ süt emmiş” tabiri kullanılır. Bu¸ insandan her şey beklenebilir anlamındadır. Dost bilinen düşman¸ düşman bilinen dost çıkabilir. Hiç kimseye önyargıyla yaklaşmamak¸ mesafeli olmak en iyisi… Onlarla ilişki kurarken de tedbirli ve mutedil olmalı. Her işte olduğu gibi insanlar arasındaki ilişkide de rehber söz ve davranışlarıyla insanlara örnek olan Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyuruyor: "Sevdiğini ölçülü sev; bir gün düşmanın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğz et; bir gün dostun olabilir.” Hatta bize düşman olanlara karşı bile ölçülü davranmamız Kur'anı Kerim'de emrediliyor: "Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah¸ gücü (her şeye) yetendir¸ çok bağışlayan¸ çok merhamet edendir.” (Mümtehine¸ 7) Bunun en açık delili de önceleri Peygamber Efendimize düşman olan Mekke ve çevresindeki müşriklerin daha sonra İslam'a girmeleri ve Allah yolunda cihat etmeleridir. Uhud'da Peygamber Efendimizin yanaklarına batan miğferi dişinin kırılmasına sebep olmuştu.


Düşmanlarının kendisini öldürmek istediği bu halde bile şöyle dua etmişti: "Allah'ım! Kavmimi bağışla¸ çünkü onlar beni bilmiyorlar.”  İyilik yap denize at¸ balık bilmezse Hâlık bilir; diye bir atasözümüz vardır. Bu sözün anlamı bir iyilik yapıyorsan onu insanlar bilsin diye değil; Allah'ın rızası böyle olduğu için anlamındadır. Yani iyilik yapanın mükâfatını verecek olan bizzat Yaratıcının kendisidir. O halde bir işi yaparken insanların teşekkürünü beklemek ya da onların takdirini kazanma amacı yerine¸ Allah böyle istediği için yapıyorum demek ve yapmak en güzelidir. İyiliğe iyilik her kişinin¸ kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır¸ denir dilimizde. Y ani biri size iyilik yaptı ise sizin ona kötülükle karşılık vermeniz doğru değil; fakat kötülük yapana da iyilikle karşılık verebiliyorsanız kâmil insan olma mertebesine erdiniz demektir. Zira kâmil insan sadece iyilik yapana değil¸ kendine belki kötülüğü¸ zararı dokunana da iyilikle mukabele eden kimsedir. İnsan için kemâl mertebesi önemlidir. İnsanı kâmil başkalarından gelen fenalığı iyilikle izale etmesini bilendir. İncinsen de incitme¸ felsefesiyle hareket eder onlar. Ben gelmedim dâvî için / Benim işim sevi için (Ben kavga için gelmedim¸ benim işim sevgidir.) diyen Yunus Emre böyle yüce bir gönle sahiptir. Çünkü bu meşrepteki insanlar¸ gönlü Allah'ın mekânı bildikleri için gönül kırmaktan çekinirler. Bu yüzden de ‘Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz' gerek diyerek hem kendi nefislerine hem de başkalarına nasihat ederler.

Sayfayı Paylaş