İMAM-I BİRGİVÎ

Meşhur Osmanlı âlimi olan Muhammed bin Ali Birgivî 1521 yılında Balıkesir’de doğdu. Birgi’ye yerleştiği için İmam-ı Birgivî ismiyle meşhûr oldu. Birgivî’nin babası da âlim bir zât olup, müderris idi.
İmam Birgivî, ilk tahsilini babasından alarak akranlarını geride bıraktı. Yüksek ilimleri öğrenmek için kültürün ve ilmin beşiği İstanbul’a gitti. İstanbul’daki meşhur Semaniyye Medresesi müderrislerinden Ahizâde Mehmet Efendi’den, sonra da Kazasker Abdurrahman Efendi’den ders aldı. Büyük bir şevk ve gayretle ilmi öğrenip, Semaniyye Medresesi’nden mezun oldu. İcazet/diploma sınavını büyük bir başarı ile vererek, müderrislik rütbesini kazandı ve bir müddet İstanbul medreselerinde öğretim üyeliği yaptı.
Bu sırada, Bayramiyye tarikatı şeyhlerinden Abdurrahman Karamanî’nin sohbetlerinde bulunarak tasavvufta da yetişti. Bir ara hocalarından Abdurrahman Efendi’nin vâsıtasıyla Edirne’de Kassâm-ı Askeri (Miras taksim eden kadı nâibi) vakfiyesine tayin edildi. Bir müddet sonra bu işten de ayrıldı ve köşesine çekilmek istedi ise de, tasavvuf hocası olan Abdurrahman Karamanî’nin ısrarı üzerine ders verip vaaz etmeye başladı. Sultan İkinci Selim’in hocası Atâullah Efendi, ilimdeki kudretini takdir ederek, Birgi’de yaptırdığı medresesinin müderrisliğine tayin etti. Bundan sonra bütün günlerini öğrenci yetiştirmek, vaaz vermek ve kitap okuyup yazmakla geçirdi.
Haramlardan sakınmanın önemini ve dünyanın fânîliğini çok iyi anladığından, dinin emirlerini taviz vermeden açıklardı. Zamanın âlimleriyle, yazılı ve sözlü pek çok münazaralara girerdi. Hak bildiğini, ilmî delilleri ile söylemekten hiç çekinmezdi. Hatta Birgi’den İstanbul’a gelip Sadrazam Mehmet Paşa’ya nasihatte bulundu. Hanefî mezhebinden olan İmam-ı Birgivî, 1573 senesinde Aydın’ın Birgi kasabasında vefat etti. Türbesi aynı kasabada bir tepe üzerindedir. Karınca misali durmadan çalışan, araştıran ve yazan Birgivî 30 kadar eser vermiştir. Bunlar arasında en meşhurları; Tarikât-ı Muhammediye vasiyetname, Avamil, İzhar, Emsile-i Fadliye’dir. İmam Birgivî, insanlığa ilâç olacak reçetesini “Vasiyetnâme” adlı eserinde yazar: “Kardeşlerime, evlâdıma ve ahiret yolcularına vasiyetimdir ki, Allahu Teâlâ’nın emrettiği şeyleri yapınız. Oruçlarınızı tutunuz. Üzerinize farz oluyorsa hac yapınız. Her Müslümanın öğrenmesi farz-ı ayin (Allah’ın emri) olan ilmihâl bilgilerini öğreniniz. Âlimlerin sohbetlerine devam ediniz. Allahu Teâlâ’nın ismi anıldığı zaman Teâlâ ve tebâreke veya azze ve celle, sübhânallah celle celâlüh diyerek tazim/saygıda bulununuz. Rasûlullah’ın ve diğer peygamberlerin isimleri anıldığı zaman salavat getirmelidir. Yazarken de bunları açık yazmalıdır. Hocaya hürmet gösterilmelidir. Yol göstermek hâriç, hocanın önünden yürümemelidir. Ondan önce söze başlamamalı ve yanında çok konuşmamalıdır. Hizmetini severek yapmalıdır. Akrabayı ziyaret etmeli, sıla-i rahmi/akraba ziyaretini terk etmemelidir. Anne ve babanın da haklarını gözetmeli, onlara karşı yüksek sesle konuşmalı ve kızgın bakmamalı, günah olmayan emirlerini yapmalıdır. Karşılık verilmemelidir. Komşuların haklarını da gözetmeli, kokulu bir yemek pişirince bir miktarını komşulara vermelidir. Mümkün olduğu kadar komşuların ihtiyacını görmeli ve zarara uğrarlarsa yardım etmeli ve onlardan iyilik gelirse sevinmelidir.
Diğer din kardeşlerini de sevmelidir. Kusurlarını mümkün mertebe affetmelidir. Dalkavukluk etmemeli, dünyalık ele geçirmek için dini vermemeli, gerekirse müdârâ etmelidir. Müdârâ zararı gidermek için olur. Çok gülmekten, faydasız konuşmaktan sakınmalıdır. Alış-verişte dinin emirlerine uymalı ve cemaate devam etmelidir. Duaya, Allahu Teâlâ’ya hamd ve senâ ile ve Resulüne salât ve selâm ile başlamalıdır. Dua ederken bütün müminlere dua etmeli anneyi babayı ve iyilik gördüğü kimseleri de dualarında anmalıdır. Yalvararak gizli dua etmelidir, âcizliğini ve günahlarını düşünerek ağlamalıdır. Allahu Teâlâ’dan; istikâmet (doğruluk), af, âfiyet, rıza ve muvaffakiyetini istemelidir. İmanın gitmesinden korkup, daima son nefeste iman ile gitmeyi istemeli, İslâm nimetine her zaman şükretmelidir. Çoluk-çocuğuna lâzım olan din bilgilerini öğretip, onları İslâmiyet’e uymayan şeylerden korumalı ve sakındırmalıdır. Çocukları yedi yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa döverek kıldırılmalıdır. Daima istiğfar/tevbe etmelidir…”

Sayfayı Paylaş