İLMİN İNSANI FELAKETE SÜRÜKLEMESİ

Somuncu Baba

Bizim geleneğimiz bize bildiğiyle amel etmeyenin âlim sayılmayacağını¸ fâsık ve sefîh addedileceğini¸ insanlar bana saygı göstersin diye çırpınırken ilmini amele dökmeyenlerin büyük vebâl altına gireceğini¸ böylelerinin kıyâmette büyük bir azâba dûçâr kalacaklarını öğretmiştir.

Sınav dünyası olan dünyada herkes kendi yolunu tercih etmekte serbesttir. Cennete giden yol da cehenneme giden yol da önümüzdedir. İsteyen dilediği yola girerek varmak istediği yurda ulaşabilir. Lakin bir de cennet yoluna girdiğini iddia edip cehennemlik işleri yapmak gibi garip bir durum vardır. Böylesi insanlar ateşin yolunda ilerlemelerine rağmen cennetin yolunu tuttuklarını iddia ederler. Oysa rotaları doğrudan cehennemedir. Şeytanın iğvâsı ile nefsin istekleri onu dünyanın zebûnu yapmış¸ Allah rızâsını unutmuş¸ bildiği hakîkatleri yerine getirmemeyi kanıksamıştır; konuşan ama bunları hayata geçirmeyen biri olmuştur. Bu da bizlere¸ şeytan örneğinde olduğu gibi¸ bilmenin her zaman yeterli olmadığını öğretmiş oluyor. Çünkü asıl olan sahip olunan bilgiyle orantılı güzel bir hayat yaşamaya çalışmak¸ mâlûmâtı pratiğe dönüştürmek¸ konuşmaktan ziyâde yapmaya gayret etmektir.


Bu tablo bizlere¸ insanlara dinlerini anlatmak durumunda olanların mes'ûliyetlerinin ne kadar fazla olduğunu göstermektedir. Çünkü hem konuşmaları hem de yaşantılarıyla etraflarındakiler üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler bırakarak mü'minlerin doğru veya yanlış yolda olmalarına sebebiyet vermektedirler. Bu da iz'ân ve şuur sahibi insanlara büyük bir sorumluluk yüklemekte ve söyleyip ettiklerine son derece dikkat etmelerini gerektirmektedir.


Bu yüzden günümüzde ümmetin önünde konuşan din bilginlerine düşen en büyük sorumluluk konuşmalarının mü'minleri nereye sürüklediğini düşünmeleridir. Çünkü dinî bir konuda konuşan kimse sonuçta Allah ve Rasûlü adına bir şeyler demiş olmaktadır. Halkın hem dünya hem de âhiretlerini kazanmalarını sağlayacak¸ istikâmet üzere sâbit-kadem kalmalarına vesîle olacak şekilde konuşmalıdırlar; ayaklarının kaymasına sebebiyet verecek şeyler söylemekten kaçınmalıdırlar. Bu yüzden konuşmalarını ümmet bilinciyle filtreden geçirerek yapmaları icap eder. Ayrıca kişi kendince hakîkati söylüyor olabilir¸ ancak bunun dillendirme şekli ve üslûbu da son derece önemlidir. Bunun yanında aklına gelen her bir şeyi konuşmak günah olarak kişiye yeter. Gerekli araştırmayı yapmadan¸ her bir konuda müctehid kesilerek birkaç kitaba ale'l-usûl göz atarak mü'minlerin önüne geçip din adına bir şeyler söylemek ve ahkâm kesmek son derece vehâmetli bir iştir. Hâlbuki Allah korkusu taşımak¸ ümmet bilincini korumak insanı edep dâiresi içinde tutar ve söylemleri ile ümmete zarar vermekten alıkor.


Bu yüzden¸ dinî ilimler alanında halkı yönlendirecek kadar bilgi sahibi olanların en çok korkmaları gereken husus nefislerinin peşine takılmalarıdır. Şöhretin onları ardından sürüklemesi¸ kibir ve enâniyete kapılarak hassâsiyetlerini kaybetmeleridir. Böylesi insanlarda şöhret tam anlamıyla bir âfete dönüşür ve istikâmetlerini kaybederler. Sonunda inananların en temel değerleriyle dalga geçmeye¸ belki bilgisiz¸ ancak samîmî olanlarla alay etmeye¸ bir yerlere şirin görünmek için dinin temel hususlarından ödünler vermeye ve bu yolla bazı makamlara gelmeye gayret ederler. Bir noktadan sonra kendilerini zirvede gördüklerinden dolayı da temel kabullerden ve hatta ibadetlerden de taviz vermeye başlarlar. Hızlıca akıp giden bu süreçte bir başkası olup çıkarlar.


Amel Edilen İlim


Günümüzde insanlara İslâm'ı anlatma durumunda olan âlimlerin en büyük sorunlarından biri de çağın getirdiği mânevî hastalıkların fazlaca etkisinde kalarak anlatmayı bir iş haline indirgemeleri ve yaptıkları hizmetin ruh boyutunu ihmâl ederek olaya memur zihniyetiyle bakmalarıdır. Böyle olunca da samîmiyet ve ihlâstan yoksunluk konuşmalara da yansımakta ve beklenen etki gerçekleşmemektedir. Çünkü insanlar dinlediklerinden etkilenmemekte ve mânevî çıkınına bir şey koyamadan konuşanı dinlemekle yetinmektedirler. Zira bir şeyler anlatma durumunda olan üstâd¸ kendi kalbinden dinleyenlerin yüreklerine bir yol bulamadığı için sohbetinin yansıması olmaz. Dinleyenler dinlediklerinin tesirinde kalmaz. Bir tebliğcinin istese bulamayacağı hazır cemâat ondan maalesef istifade edemez. Bu da mâneviyat boşluğunun hepimizi sardığının en büyük göstergesi olarak karşımıza dikilir. Hoca bir şeyler konuşmaktadır¸ ancak kendisi de dediklerinden etkilenmemektedir. İşin bu derece vehâmete varmasında çoğu kez kendisinin de dediklerini yapmamasının elbette etkisi vardır. Sohbeti için belirlenen sınırlı vakitte karşıdaki kitleye bir şeyler anlatmak hedeflenen tek gâye olunca¸ söylenenlerin amele aktarılma boyutu unutulmakta¸ kürsüden inilince anlatılanlar konuşulan yerde kalmaktadır. Hele de dinleyenler¸ güzellikleri kendilerine anlatan¸ ancak bunu hayatına yansıtmayan kimseden bırakın etkilenmeyi onu ayıplamakta ve anlattıklarını yaşama geçirememiş olmasını tahkîr etmektedirler.


Görünen manzara ortada bir boşluk olduğunu göstermektedir. Allah'ın dinini insanlara öğretme görevini îfâ eden binlerce hocaya rağmen katedilen mesafenin arzulanan seviyede olduğu söylenemez. Gönüllerdeki iştiyâk¸ hizmet etme aşkı¸ resmî boyutun ötesine çıkarak her şeyini dine hibe etmek¸ gönüller kazanmak için özel zamanından ve uykudan fedakârlık etmek¸ sıkıntıların altına girmek¸ İslâm davasının çilesini çekmeye talip olmak¸ anlattıklarını âzamî derecede kendi hayatında tatbîk etmeye gayret etmek gibi iyi mü'minlerin vasıfları arasında sayılabilecek özellikler büyük oranda kitaplarda geçen hususlar olarak kalmıştır. Bir anlamda mâzîden bahsediyor gibiyiz. Böyle olunca¸ sonuç da gördüğümüz gibi olmaktadır.


Amel Eden Âlim


Bizim geleneğimiz bize bildiğiyle amel etmeyenin âlim sayılmayacağını¸ fâsık ve sefîh addedileceğini¸ insanlar bana saygı göstersin diye çırpınırken ilmini amele dökmeyenlerin büyük vebâl altına gireceğini¸ böylelerinin kıyâmette büyük bir azâba dûçâr kalacaklarını öğretmiştir. Nitekim Hz. Ömer "Bu ümmet için en çok korktuğum kişi ilim sahibi münâfıktır" demişti. "Âlim nasıl münâfık olur?" diye hayret edilince de şu cevabı vermişti: "Kişi lisanıyla âlimdir¸ ancak kalp ve ameliyle cahildir.".[1] Abdullah b. Mes'ûd da şunu söylemişti: "İlim çok şey bilip aktarmak değildir. Allah'tan korkmaktır."[2] Fudayl b. Iyâz da aynı hususa işaret ederek bizleri uyarmıştı: "İlim ikidir: Dilde olan ile kalpte olan ilim. Kalpte olan ilim faydası olan ilimdir. Dilde olan ilim ise Allah Teâlâ'nın yarattıklarına bir delîlidir."[3]


İlim amelin davetçisidir. İnsan bildiğini hayatına yansıtmak için öğrenmelidir. Bunu yapmıyor da etrâfındakilere yapmaları için anlatıyorsa Allah Rasûlü'ne tamamen zıt bir yol tutmuş demektir. Böylesi insanlar şu soruya cevap vermek zorundadırlar: "Hz. Peygamber insanlardan yapmalarını istediği halde kendisinin yapmadığı tek bir şey var mıdır?" Bu soruya herkes "hayır" cevabı verecektir. Ardından ikinci soru gelecektir: "Allah Teâlâ Kur'an'ında Rasûlullah'ı güzel bir örnek olarak takdîm etmektedir. Peki biz sahip olduğumuz bilgi kadarıyla onu kendimize ne kadar örnek alıyor ve sahip olduğumuz bilgilerle ne kadar amel ediyoruz?" Cehennem ateşinin parıltılarını illâ da uzaktan görmeye gerek yok. Allah ve Rasûlü her şeyi haber vermişler. Bu nedenle ilmiyle âmil olmayanların işi gerçekten de zor olacaktır. Rabbimiz ferman ediyor: "Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz Allah katında büyük bir günahtır."[4] "Kendinizi unutup insanlara iyiliği mi emredersiniz?"[5]


İlme ulaşmak¸ herkes için¸ günümüzde olduğu kadar hiçbir zaman bu kadar kolay olmadı. İnsanın kendisini geliştirmesi eskilere göre çok daha kolay ve rahat. Bunun yanında dini öğreten ve topluma rehberlik edebilecek durumda olanların sayısı da her zamankinden daha fazla. Kişi başına düşen hoca sayısı muhtemelen herkesi memnun edecek seviyededir. Ayrıca iletişim imkânları da arttı. Bütün bunlara rağmen bazı şeyler beklenildiği gibi olmuyorsa¸ başta bu satırların yazarı olmak üzere¸ din alanında çevresine bir şeyler anlatma durumunda olanların düşünmesi gerekir.


Rabbim hepimize anlattıklarımızı yaşamayı ihsân buyursun; her günü önceki günden daha güzel olan mü'minlerden eylesin. Gönlümüze dine hizmet aşkını düşürsün de¸ hiç olmazsa birkaç insanın hayatını düzeltmesine vesîle olalım. Yüce rabbimiz zayıf nefislerimizi¸ belli makamları elde etmek için dininden taviz vermekten ve verenlerden de uzak etsin.


 






[1] Kenzu'l-Ummâl¸ 10/269.



[2] İbnu'l-Arabî¸ Ahkâmu'l-Kur'ân¸ 3/436.



[3] Beyhakî¸ Şuabu'l-Îmân¸ 2/294.



[4] 61/Saff¸ 3.



[5] 2/Bakara 44.

Sayfayı Paylaş