HZ. SÜLEYMAN (A.S)

Somuncu Baba

"Hz. Süleyman'ın hayatı¸ Allah'a gönülden iman eden bir Müslümanın aklının ne kadar fazla¸ ufkunun ne kadar geniş olduğunu bütün insanlığa gösteren çok çarpıcı bir delildir. Hz. Süleyman (a.s.) cinlerden ve insanlardan oluşan ordusu ile kurduğu hâkimiyeti¸ muhteşem bir saraydan yönetiyordu. Ve bu saray döneminin en ileri tekniği kullanılarak üstün bir estetik anlayışı ile inşa edilmişti."

Sendedir hükm-i Süleymân hâtemin


Sendedir âb-ı hayât ayn-ı demin


Hızr ü İlyâs sende Mesîhâ demin


Sendedir Âdem demisin Âdem'in


Mazharısın sırr-ı "nefahtü"  demin[1]


  Hz. Süleyman¸ babasından sınırları Mısır'dan Fırat'a kadar uzanan bir krallık devralmış ve kısa sürede hâkimiyetini güçlendirmişti. Ve kendi yaşadığı dönemde öylesine büyük bir hâkimiyet kurmuştu ki¸ Allah'a olan imanının ve üstün aklının kendisine kazandırdığı bu ihtişam¸ yüzyıllar sonra bile insanların hayranlığını ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedir. Hz. Süleyman'ın hayatı¸ Allah'a gönülden iman eden bir Müslümanın aklının ne kadar fazla¸ ufkunun ne kadar geniş olduğunu bütün insanlığa gösteren çok çarpıcı bir delildir. Hz. Süleyman cinlerden ve insanlardan oluşan ordusu ile kurduğu hâkimiyeti¸ muhteşem bir saraydan yönetiyordu. Ve bu saray döneminin en ileri tekniği kullanılarak üstün bir estetik anlayışı ile inşa edilmişti. Sarayında göz alıcı sanat eserleri ve görenleri hayran bırakıp etkileyen değerli eşyalar¸ benzersiz bir estetik anlayışı ile yerleştirilmişti. Elbette Hz. Süleyman'ın bu mekânı¸ görenlerde büyük hayranlık uyandırıyordu.


İnsanların bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise¸ insan fıtratına en uygun olan estetik anlayışını ve ortamı birden karşılarında görmeleri olmuştur. Zira Hz. Süleyman¸ yaptırdığı bu görkemli sarayı¸ imanın nuru ve onun getirdiği üstün bir akıl ile yaptırmıştı. Ve bir Müslümanın hangi çağda veya hangi şartlarda yaşarsa yaşasın Allah'ın kendisine verdiği imkânları en güzel şekilde kullanarak eşsiz bir mekân oluşturabileceğinin en güzel örneğini sergilemişti. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'in Neml Sûresi'nin birçok ayeti¸ onunla aynı dönemde yaşayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz. Süleyman'ın ihtişamlı sarayını gördükten sonra ona biat ettiğinden bahseder. Hz. Süleyman¸ Sebe Melikesi Belkıs'ın varlığını kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde öğrenmişti: “Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: “Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi¸ ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim. Gerçekten ben¸ onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki¸ ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var. Onu ve kavmini¸ Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum¸ şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir¸ böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.”[2] Bu bilginin üzerine Hz. Süleyman¸ Allah'ı ilâh olarak kabul etmeyip güneşe secde eden ve şeytanın kendilerine süslü gösterdiği bir sistemi kabul eden Sebe halkını¸ imana davet etmek için onlara “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla” başlayan bir mektup göndermişti. Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çağırmıştı. “Gerçek şu ki¸ bu¸ Süleyman'dandır ve 'şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır. (İçinde de:) “Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin.” diye (yazılmaktadır).[3]


Sebe Melikesi o ana kadar hiç karşılaşmadığı kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarlığını kendisine katmasını isteyen Hz. Süleyman'ın¸ bu mektubu karşısında çok şaşırmıştı. Ve kendisini kesin olarak bozguna uğratacağından emin olduğu bu hükümdarı¸ kararından vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmişti. Ne var ki Allah'ın rızasını ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz. Süleyman da¸ Sebe Melikesi Belkıs'ın hediyelerini geri çevirmiş ve elçileri vasıtasıyla ona ne kadar kararlı¸ onurlu ve Allah'a bağlı olduğunu gösteren şöyle bir haber göndermişti:”(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği¸ size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır¸ siz¸ hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz.” dedi. Sen onlara dön¸ biz onlara öyle ordularla geliriz ki¸ onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları oradan horlanmış aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.”[4] Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkıs'a Allah'ın adı ile başladığı mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldiğini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip olduğunu hissettirmişti. Nitekim Hz. Süleyman cinlerden¸ insanlardan oluşan¸ ona büyük bir teslimiyetle ve şevkle bağlı bir orduya sahipti. Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselam ın bütün sözlerini büyük bir hoşnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi. Elbette Hz. Süleyman'ın ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'ın ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti. Sebe Melikesi Belkıs¸ onun (Hz. Süleyman'ın) sarayına gittiğinde o güne kadar hiç görmediği büyük bir mülk ve zenginlikle karşılaşmıştı:”Ona: “Köşke gir.” denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: “Gerçekte bu¸ saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zemindir.” Dedi ki: “Rabbim¸ gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.”[5]


Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkıs¸ Hz. Süleyman'ın sarayına girince o güne kadar gördüğünden çok farklı bir estetik ve bir zenginlikle karşılaşmış ve ruhuna hitap eden büyük bir akla şahit olmuştur. Aslında Sebe Melikesi Belkıs'ın duyduğu hayranlık ve şaşkınlık içine girdiği saraya değil¸ Hz. Süleyman'ın aklınadır. Çünkü Belkıs'ın karşılaştığı manzara¸ o dönemin şartlarında yapılabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir.


 


HZ. SÜLEYMANIN MÜHRÜ


Bu öyle bir yüzüktür ki sayılı kişi ve meleklerin bildiği Allahın gizli ismini (İsmi Azam duası) saklar. Allah'ın bilinmeyen adı yaratma ve hükmetme özellikleri içerir. Elbette bu tür bir efsane güç düşkünü insanların başını döndürmeye yeter de artar bile. Kimi bilgilere göre Âdem'in taşıdığı bir yüzüktür ve cennetten çıkarılırken onu Arşta bırakmıştır. Cebrail daha sonra bu yüzüğü Tanrı'nın isteğiyle Hz. Süleyman'a getirmiştir.  Terim aslen Mühr-i Süleyman'dır. Ancak Türkçedeki ses uyumuna göre dile geçerken değişmiştir. Diğer bir deyişi de Hatem-i Süleyman'dır. İngilizce 'Seal of David'¸ 'Star of David'¸ 'Davis's Sheald' 'Magen David' isimleriyle anılır. Çünkü Batı dünyasında bildiğimiz çift üçgenin kesişimi olan Mühr-ü Süleyman aslında 5 kollu bir yıldızdır. 6 kollu yıldız babası olan Davud peygamberin kullandığı semboldür. Kelime manasıyla Süleyman'ın mührü anlamına gelen mührün şekli aslında kesin değildir. Belli bir tarihten sonra kabul edilmiş olan ve şimdi İsrail bayrağında yer alan sembol İslâm dünyasında da yüzlerce yıl kutsal olarak kabul edilmiş; cami medrese ve geçitlerde mezarlıklarda yüzüklerde padişahların gömleklerinde tılsım olarak yerini almıştır. Daha sonraları ise farklılık yaratmak için sembol bazen doksan derece çevrilerek kullanılmıştır.


Süleyman Peygamber'in yüzükle olan ilgisi onun bir imtihandan geçişi şeklinde ele alınır. Yokluğunda bir cariyesine emanet ettiği yüzük mührü¸ bir cin onun görünümünü alarak ele geçirir. Yokluğunda pek çok fitne fesat hazırlar; örneğin tahtına büyü kitapları koyar ve iftira atar. Oysa Hz. Süleyman yüzüğün yokluğunda kendine dönecek ve gücünün kaynağı olan asıl çekirdeğini özünü bulacaktır. Kur'an bu konuya atfen şöyle der.”Süleyman'ın mülk ve saltanatı konusunda onlar¸ şeytanların okuyup durduklarına uydular. Hâlbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı.”[6]


Mühr-i Süleyman'ın üzerindeki altı kollu yıldız motifinin daha tunç devrinden itibaren Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla kullanıldığı arkeolojik kalıntılardan bilinmektedir. Keza Roma¸ İbrani¸ Asur¸ Bizans gibi eski medeniyetlerden kalan eserler üzerinde de göze çarpmaktadır. Eski Türklerin kullandığı on iki hayvanlı takvimde de bu yıldızı görürüz. Mitolojik zamanlardan itibaren bereket ve güç sembolü sayıldığı¸ pagan toplumlarda da kutsal kabul edildiği bilinmektedir. Ona her devirde atfedilen anlam da bu yüzden değişip durmuştur. Altı yön¸ matematikte ilk mükemmel sayı¸ dünyanın altı günde yaratılışı¸ bereket ve bolluğun özü vs. bunlardan. Şer güçlerden korunmak için tılsım oluşu ise pek yaygın.


Hıristiyan ve Yahudiler arasında mühr-i Süleyman'a "Davud Yıldızı" denilmektedir. Onlar altıgen mührün üzerindeki yıldızın her bir köşesinde sıra ile İbrahim¸ İshak¸ Yakup¸ Musa¸ Harun ve Davud isimlerinin yazılı olduğuna inanırlar. Bugünkü İsrail devletinin bayrağı üzerinde de hexagram bulunmasının sebebi budur.


Mühr-i Süleyman'ın önemi Yahudilerce bir amblem olarak kullanılmaya başladıktan sonra artmıştır. Mührün¸ İlâhî himayeyi sembolize ettiğine inanan Yahudiler sonraki dönemlerde bu şekli sancak ve flamalara¸ muskalara nakşetmişler¸ büyücülük tılsımı olarak sıklıkla kullanmaya başlamışlar¸ zamanla ona kudsiyet atfedilmiş ve özellikle dinî ikbal uğrunda kullanmışlardır.


Mühr-i Süleyman¸ İslâm tezyini sanatlarının metal¸ ahşap¸ mimari¸ dokuma gibi pek çok dalında da nakış amaçlı kullanılmıştır. Birinin tepesi diğerinin tabanına geçirilmiş iki eşkenar üçgenin figüratif birleşimindeki kontrast¸ özellikle yapı süslemelerinin göbek motifi olarak çok cazip görülmüştür. Mühr-i Süleyman'ın bulunduğu yere şeytanın giremediğine dair halk inancından dolayı da taş¸ ağaç¸ cam¸ kâğıt vb. satıhlarda merkezî motif niyetine kullanılmıştır. Yine bu inanıştan dolayı cami¸ tekke vb. mekânların kubbe veya tavan nakışlarında yahut mühr-i Süleyman desenleri bulunur. Anadolu Selçukluları¸ Artukoğulları ve İlhanlıların eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit taşlarında sık rastlanır. Osmanlılarda ise başta hamam kubbe delikleri olmak üzere mezar taşları¸ cami tezyinatları¸ anıtlar ve kemer kilit taşlarıyla çini¸ seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda şeytanı uzaklaştırma amacıyla; mutfak eşyalarında¸ çeşmelerde¸ sebillerde zehirlenmeye karşı tılsım niyetine; serpuş¸ tolga vb. başlıklarda güç sembolü olarak; giyim eşyaları ve takılarda hırz ve vefk olsun diye kullanılmıştır. Nitekim Barbaros Hayreddin Paşa'nın¸ rüzgâra hükmedebilmek maksadıyla sancağına mühr-i Süleyman motifi nakşettirmesi bu geleneğin bir neticesidir. Aynı motif Ön Türk devletlerinin sancaklarında da kullanılmıştır. Ön Türk Tarihinde iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan bu altıgen yıldızın ‘‘Yaratan ve yaratılan''ı ifade ettiği belirtilmektedir. Ön Türk boylarında bu yıldız ‘‘Temur Kazık'' yani Kuzey yıldızını simgelemektedir. Daha sonra bu yıldızın adı¸ bazı Türk boylarınca ‘‘Çolpan Yıldızı'' olarak adlandırılmıştır. Çolpan Yıldızı¸ tüm Türk boylarınca¸ Yaradan Tanrı'nın bir lütfu ve kendilerinin yıl göstericisi olarak kabul edilmiş ve ‘‘Temur Kazık'' yani kırmızı renkli sabit yıldız olarak isimlendirmişlerdir.


 


AHD-İ ATİK SANDUKASI Yüce Rabbimiz'in Kur'an'da bildirdiği ve içinde Hz. Musa ve Hz. Harun'dan eşyalar barındıran değerli bir sandıktır. İslâm âlimlerine göre¸ sandukanın en önemli özelliği ise MÖ. 587 yılından beri nerede olduğunun bulunamaması ve ahir zamanda çıkacak bir şahıs olan Mehdi tarafından bulunacağının kabul edilmesidir. (En doğrusunu Allah bilir.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadislerinde ve çeşitli tarihî kaynaklarda dikkat çekilen bir konu olan Ahd-i Atik Sandukası¸ Yüce Rabbimiz'in gönderdiği Kur'an'da bildirilmektedir. Ayrıca ilâhî bir kitap olarak indirilen ancak sonradan tahrif edilmiş olan Tevrat'ta da bu sanduka hakkında bilgiler yer almaktadır. İslâm âlimleri tarafından¸ Kur'an ahlâkının tüm dünya üzerinde hâkim olacağı bir dönemin de habercisi olan sanduka hakkında Kur'an'da şu şekilde bildirilmiştir: “Peygamberleri¸ onlara dedi: “Onun hükümdarlığının belgesi¸ size Tabut'un gelmesidir. Onda Rabbiniz'den 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız¸ bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.”[7]


Ahd-i Atik Sandukası hakkında tarihî kaynaklar incelendiğinde birçok bilgi ile karşılaşılmaktadır. İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkışlarından sonra Sina Dağı'nın eteklerinde imal edildiği düşünülen sandukada¸ Hz. Musa'dan kalan taş levhalar ve Hz. Harun'dan kalan eşyalar bulunmaktadır. Tarihî kaynaklara göre; Ahd-i Atik Sandukası¸ Hz. Harun döneminden sonra Hz. Davud döneminde şehrin Birleşik Yahudi Krallığı'nın başkenti ilan edilmesiyle Kudüs'e taşındı. Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mabede konulan sanduka¸  MÖ. 587 yılına kadar Beytülmakdis'te kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Buhtunnesar -Babil'in Asma Bahçeleri'ni yaptıran kral- Kudüs'ü işgal etti ve o tarihten sonra yaklaşık 500 yıl ortadan kaybolan sandukanın¸ tahrip edilemediği ve onu koruyan Levililer tarafından mabedin altında hazırlanmış gizli bir bölmede saklandığı inancı yayıldı. M.S. 70 yılında ise Roma valisi Titus'un Beytülmakdis'i yıktırdıktan sonra bu yeraltı odasına da ulaştığı ve mabedin kutsal eşyalarıyla birlikte sandukayı da Roma'ya götürdüğü varsayılmaktadır.






[1] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz.:Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 157¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.



[2] 27/Neml Sûresi 22-24.



[3] 27/Neml Sûresi 30-31.



[4] 27/Neml Sûresi¸ 36-37.



[5] 27/Neml Sûresi¸ 44.



[6] 2/Bakara Suresi¸ 102.



[7] 2/Bakara Suresi¸ 248.

Sayfayı Paylaş