HZ. PEYGAMBER (S.A.V.) VE SADE HAYAT

Somuncu Baba

"Hz. Peygamber'in (s.a.v.) söz ve davranışlarında her zaman itidali tercih ettiği gibi hayatını sürdürürken de sade yaşamayı tercih etmiştir. Böylece O¸ diğer davranışlarında olduğu gibi bu konuda da Müslümanlara örnek olmuştur. O¸ yaşantısıyla da en güzel örnekleri vererek¸ maddeye kul olmayan örnek bir nesil yetiştirmeyi gaye edinmiştir."

Sade veya yalın kavramı¸ günümüzde pek çok insanın dikkatlerini çekmektedir. Hatta birey açısından sade hayat¸ Batı dünyasında bir hayat biçimi¸ bir hayata bakış tarzı¸ bir felsefe olarak geniş kitlelerce kabul gören bir akım hâline gelmiştir. Bu itibarla sade kavramı lügatte¸ "düz¸ basit¸ yalın¸ gösterişsiz¸ süssüz¸ karışıksız¸ katkısız¸ süsü¸ gösterişi olmayan¸ yalın¸ tekellüfsüz¸ süsten¸ püsten arınmışlık" anlamlarına gelmektedir. (Ferit Devellioğlu¸ Osmanlıca-Türkçe Sözlük¸ s. 906) Sade hayatı¸ doğal¸ yalın¸ düz¸ basit¸ gösterişsiz¸ şatafattan arınmış bir hayat olarak tarif etmek mümkündür. Sade hayat¸ insanın doğal davranarak¸ her türlü süs¸ gösteriş¸ rolden uzak¸ üreterek¸ israf etmeden ve yardımlaşarak yaşayabilmesidir. Sağlıklı ve huzurlu bir hayat sade yaşamdır. Stressiz ve anlamsız koşuşturmaların olmadığı hayattır. Sade hayat kendi tarzını oluşturmaktır. Mutluluğu yakalayabilmektir. Kişinin kendisiyle barışık olması demektir. Sadelik genelde gerçeğin belirtisi olarak da kabul edilmiştir.


Ekonomik alanda ise¸ sade/yalın düşünce¸ 20. yüzyılın ortalarında Japonya'da başlamış ancak 1980'lerde Batıda farkına varılmaya başlanmıştır. Türkiye'de yalın yaklaşım 1990'lardan beri bilinmekte ve uygulama örnekleri giderek artmaktadır.


İşte bu noktada dinî öğretilerin¸ kişilerin hayat tarzını belirlemede önemli faktör olduğu gerçeği öne çıkmaktadır. Dinimizin zihniyet alanı içerisine giren dünyaya karşı bakışı ve tavrı yani eşyaya¸ tabiata ve maddeye bakışı¸ hayat tarzını belirlemede önem arz etmektedir.


İslâm'a göre dünya hayatı ebedî mutluluğun kazanıldığı yerdir. Bu yönüyle dünya insanın istifade ettiği nimetler yurdudur. Çünkü insanın bu nimetler olmadan hayatını idame ettirmesi mümkün değildir. Bundan dolayı Kur'ân'da dünya nimetleri üzerinde de çokça durulmuştur. Olumlu ve olumsuz yönlerine dikkat çekilmiştir. Bu nimetleri genel olarak mal (ekonomik değerler)¸ kadın¸ evlât¸ yiyecekler¸ içecekler ve giyecekler diye sıralamak mümkündür. Bunun yanında Kur'ân-ı Kerîm¸ nimetleri bakımından dünyanın Allah'ın lutfunun sınırsızlığını ifade etmekte; servet¸ mevki¸ sağlık ve yaşayış güzelliği bakımından insanlar arasındaki farkların¸ ilâhî takdirin bir gereği olduğunu¸ dolayısıyla¸ bu dünyada mutlak eşitliğin imkânsızlığını vurgulamaktadır.


Kültürümüzde sade kavramına anlam yakınlığı bulunan en önemli kavram i'tidal (orta yol) kavramı görülmektedir. İ'tidal bir şey nicelik ve nitelik itibarıyla iki hal arasında orta bir halde olmak¸ doğru ve düzgün olmak anlamlarına gelir. Buna göre bir hareket veya ifadenin ve hatta duygu ve düşüncenin itidal vasfını kazanabilmesi¸ yani mutedil olabilmesi¸ onun ifrat ve tefrit arasında yer alması ve bu uçlara eşit mesafede kalmasıyla alâkalıdır. Yani nimetlerden ölçülü bir şekilde yararlanmayı temsil eden itidal çizgisini¸ nimetten hiç istifade etmemek suretiyle menfi yönde aşmak¸ bir başka deyişle bu çizginin altına düşmek¸ gerisinde kalmaktır. Özetle nimeti gereğinden fazla harcamak ifrat¸ ölçülü bir şekilde kullanmak itidal ve burada söz konusu olduğu gibi nimetten hiç yararlanmamak ise tefrîti örneklendirmektedir. Rasûlullah'ın (s.a.v.)¸ insanları itidale yönlendirirken bir aşırılık olarak tefrît'ten de sakındırdığı hadis-i şeriflerde yoğun bir şekilde yer almaktadır. Meselâ Rasûlullah (s.a.v.) giyim-kuşam mevzuunda¸ "Allah¸ (verdiği) nimetin izinin kulu üzerinde görülmesinden hoşnut olur."  (Tırmizî¸ Edeb 54) buyurmuş¸ böylece pejmürdeliğin uygun olmadığına işaret etmiştir. Allah'ın güzel olduğunu ve güzelliği sevdiğini dile getirerek (Bkz. Müslim¸ İmân¸ 147) insanları imkânları nispetinde güzel giyinmeye teşvik etmiş¸ güzel giyinme ve bakımlı olmanın kibir anlamı taşımayacağını vurgulamak istemiştir.


Hz. Peygamber (s.a.v.) de kendinden önce gönderilen diğer peygamberler gibi bir beşerdi¸ insandı. Doğmuş¸ evlenmiş¸ çocuk sahibi olmuş¸ acılar çekmiş¸ sevinçler yaşamış¸ Allah için ızdırap¸ zulüm ve güçlüklere göğüs germiş ve yokluk içinde vefat etmiştir. O daima beşer ve kul olduğunun bilinci içerisinde hareket etmiş ve peygamberliğinden sonra da önceki sadeliği¸ tabiîliği terk etmemiş¸ tevazuu asla elden bırakmamıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ bir insan olduğu için her insan gibi dünyevi ihtiyaçları¸ sıkıntıları ve üzüntüleri olmuştur. Nitekim o¸ beşerin ihtiyaç duyduğu hususlara muhtaç olması¸ unutması ve yanılması¸ sevinip neşelenmesi¸ heyecanlanıp telaşlanması¸ ağlaması¸ öfkelenip kızması¸ spor yapması¸ rahatsızlanması ve hastalanması gibi beşerî özelliklere sahiptir. Ayrıca Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberlik vasfıyla Müslümanlar üzerinde çok büyük bir otoritesinin olduğu ve olması da gerektiği tartışılamaz bir husustur. Kur'ân'da yer alan onlarca âyet bu sonucu çıkarmamıza imkân vermektedir.


Hz. Peygamber'in (s.a.v.) söz ve davranışlarında her zaman itidali tercih ettiği gibi hayatını sürdürürken de sade yaşamayı tercih etmiştir. Böylece O¸ diğer davranışlarında olduğu gibi bu konuda da Müslümanlara örnek olmuştur. O¸ yaşantısıyla da en güzel örnekleri vererek¸ maddeye kul olmayan örnek bir nesil yetiştirmeyi gaye edinmiştir. Rasûlullah'ın (s.a.v.) hayatı daima hep aynı standart içinde olmuştur. Yani o daima mütevazı¸ sade bir hayat sürdürmüştür. Bu sade hayatı sırf kendisi yaşamamış¸ aile ve yakınlarına da öğretmiş¸ kendisinden sonra gelen bazı halifeleri O'nun yolunu takip etmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar da¸ dünya ve âhiret mutluluğunu Kur'ân'a tâbi olmak¸ Hz. Peygamber'e (s.a.v.) bağlanmak¸ onu örnek almak¸ izinden ve yolundan gitmekle elde edebilir.


Bizzat Hz. Peygamber'in hayatına baktığımızda görürüz ki O¸ bir peygamber olduğu kadar¸ bir devlet reisi¸ bir komutan¸ bir âbid¸ bir hâkim¸ bir öğretmen ve aile reisi idi. Eğer bulabilirse yiyecek ve içeceklerin iyi ve güzelini tercih eder¸ güzel giyinmeyi¸ güzel koku sürünmeyi severdi. Dünyaya hırslı değildi. İhtiyacından fazlasını istemezdi. Elde ettiği kadarına razı olurdu. İhtiyaç kadarıyla yetinirdi. Hz. Peygamber'in sade hayatının içerisinde sadece fakirlik bulunmadığı¸ varlıklı olduğu ve bolluk gördüğü zamanların da olduğu bilinmektedir. Onun yediği yiyecek ve içecekleri baktığımızda tükettiği çok çeşitli yiyecek ve içeceklerle karşılaşıyoruz. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) tükettikleri arasında deve¸ koyun ve tavuk eti¸ toy kuşu¸ zebra ve tavşan eti¸ kebap¸ helva¸ bal¸ kuru ve yaş hurma¸ süt¸ un çorbası¸ hurma şerbeti¸ acur¸ keş yemişi¸ kabak¸ tereyağı¸ peynir¸ zeytinyağı¸ karpuz vb. yiyecek ve içecekleri sayabiliriz. Bu yönüyle Rasûlullah'ın (s.a.v.) sade hayatının şekillenmesinde sosyal ve ekonomik hayatın içinde bulunmanın¸ çalışıp kazanmanın ve insanlara infak etmenin önemli bir yeri vardır. Hz. Peygamber bu konuda da öncü ve örnek olmuş¸ infakta bulunmuş¸ yoksullara yardım etmiş ve her konuda başkalarını yararlandırmak için çaba göstermiştir. Onun sosyal boyutlu bu tutum ve davranışları¸ nimetleri elde etmeye çalışan kimsenin gösterdiği olumlu bir sadelik örneğiydi. Hz. Peygamber¸ bu konumuyla sosyal ve ekonomik hayatın bizzat içerisinde¸ merkezinde bulunmuştur. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) toplumda sade hayatı tercih eden insanları; aşırı arzu ve isteklere¸ şehvetlere¸ dünya ve dünyalık şeylere karşı uyarmış¸ hırs ve ihtirası terk etmelerini istemiş¸ bunlara nasıl tavır alacakları noktasında telkinlerde bulunmuştur.


O sade hayatıyla¸ gönüllü ve isteyerek harcamaları ve ihtiyaçları kontrol altına almış¸ hatta bazı küçük ayrıntılara bile dikkat çekmiştir. Bu tarz hayatın en önemli esaslarında biri kişinin kendisine¸ ailesine ve yakın çevresine zaman ayırabilmesidir. Sade hayatın bir diğer ayağı¸ çevreye saygı¸ çevreye değer vermektir. Bütün bunları Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatında görmek mümkündür.


Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şahsında örnekleri görüldüğü gibi¸ sade hayat içinde cömertlik¸ yardımlaşma ve infak gibi erdemleri şiar edinmiş toplum ve milletlerin kurdukları medeniyetler¸ sahip oldukları ilmî ve iktisadî birikimleri başkalarıyla paylaşan medeniyetler olmuşlar¸ onları birer tahakküm aracı hâline getiren medeniyetler durumunda olmamışlardır. Bu açıdan İslâm medeniyeti bu özellikleri bünyesinde barındıran¸ veren¸ barışın ve adaletin teminatı bir medeniyet olmuştur.


Bütün bunlardan hülâsa olarak şu ortaya çıkmaktadır: Hz. Peygamber'in sade hayat anlayışı¸ dünya ve maddeden ihtiyacı kadarla yetinmeyi¸ her türlü lüks ve israftan uzak bir yaşayışı¸ çalışmayı¸ hayatın içinde olmayı¸ dünyanın imar ve intizamı için gayret göstermeyi gerekli ve zorunlu kılmaktadır. (Geniş bilgi için bkz. Ahmet Yıldırım¸ Peygamberimizin (s.a.v.) Sade Hayatı¸ İst. 2007)

Sayfayı Paylaş