HUZURSUZ HAYATLAR

Somuncu Baba

Her insanın gerçekleştirmek istediği hedefleri vardır. Birine "Neler yapmak istersin?" diye bir soru yönelttiğinizde¸ sizlere sayfalar dolusu tutacak planlarından bahseder. Aynı soru bize yöneltilse biz de onlardan aşağı kalmayız. Hepimizin aklında ileriye dönük hesaplar ve projeler vardır. Sonuçta insanlar hedeflediklerini elde etmek¸ emellerine erişmek için çırpınıp dururlar. Bir şeylerin peşinden koşmak onları ayakta tutar. Ancak hedeflerini geçekleştiremediklerinde ve istediklerini elde edemediklerinde bazen büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar. Kendilerini teselli ed

Her insanın gerçekleştirmek istediği hedefleri vardır. Birine "Neler yapmak istersin?" diye bir soru yönelttiğinizde¸ sizlere sayfalar dolusu tutacak planlarından bahseder. Aynı soru bize yöneltilse biz de onlardan aşağı kalmayız. Hepimizin aklında ileriye dönük hesaplar ve projeler vardır. Sonuçta insanlar hedeflediklerini elde etmek¸ emellerine erişmek için çırpınıp dururlar. Bir şeylerin peşinden koşmak onları ayakta tutar. Ancak hedeflerini geçekleştiremediklerinde ve istediklerini elde edemediklerinde bazen büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar. Kendilerini teselli edecek bir sığınak bulamadıklarında da yanlış yollara saparlar. Bazen çaresizlik içinde hayatlarına son verdikleri bile olur. Hiçbir şey olmasa buhrana düşerler. Yaşadığımız dünyada bunun örnekleri hepimizin etrafında fazlasıyla mevcuttur.


İnsanı yaşama bağlayan şeyler sadece nefsânî istekleri ve elde etmek istediği dünyalıklar olduğunda¸ bunlar olduğu sürece kendisini meşgul edecek bir şeyler var demektir. Hatta bu koşturmaca bütün bir hayat boyu devam edebilir. Ancak bu tür kazanımlar insanın mânevî açlığını doyuramazlar. Nitekim büyük servetlerine rağmen hayatlarından tat alamadıkları için mutsuz olduklarını söyleyen veya yaşamlarına son veren ünlülerin sayısı hiç de az değildir. O zaman ortada bir tatminsizlik var demektir. Bir şeylerin doyurulamaması gibi bir durum söz konusudur.


Kaldı ki insan her istediğini elde etse bile yaşam bir müddet sonra kendisi için tek düze hale gelebilir. Çünkü her şeyi elde etmenin bir sonu yoktur ve biriken dünyalıkla birlikte insanın mutluluğu bir noktadan sonra artık çoğalmaz. Kazanımlar insana mutluluk vermez olur. Elde etmek istediklerini kazanamayınca büyük bir hayal kırıklığına uğrayan insan gibi hayata küsüverir. Her iki durumda da insanı rahatlatacak ve görünür olanın ötesinde ona bir sığınma kapısı açacak bir alana ihtiyaç vardır. Bu sağlanmadığı zaman insanın hayatını tüketen olumsuzluklar yaşamını kemirmeye başlar.


İslâm'a gelince; bu son din insana öncelikle yaşamın sadece hazlar ve dünyalıklarla sınırlı olmadığını söyler. Yaşamanın ne için ve hangi ölçüler içerisinde sürdürülmesi gerektiğini anlatır. Ahlakî çizgiler belirler¸ başkalarını da düşünen bir yaşam felsefesi öğütler. Paylaşımcılığı¸ diğergamlığı ve adaletli davranmayı¸ güvenilir ve doğru olmayı¸ nefsi öncelememeyi öğretir. Böyle olunca da insanın yaşantısında haz ve dünyalık elde etmenin yanında yeni alternatifler ve seçenekler belirir. Kişi hayatını devam ettirirken gündelik yaşantısını bezeyeceği ve onlarla mutlu olacağı yepyeni alanlara sahip olur.


Bunun yanında İslâm insana ölüm ötesi diye bir şeyin var olduğunu söyler. Dünyanın birinci hedef olmamasını¸ asıl olanın ölüm sonrası ebedî yaşam olduğunu öğütler. Sevap ve azabı haber verir: "Onlar¸ Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; iyiliği emreder¸ kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır."[1] "Kim dünya nimetini isterse¸ bilsin ki dünya ve âhiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir."[2]


Bunların gerçekten bilincine varan mü'mini dünyada hiç bir şey yıkamaz. Çünkü elde edemedikleri karşısında tevekkül sahibidir. Elinden kaçırmasında bir hayır vardır¸ diye düşünür. Karşılaştığı olumsuzlukları bir şekilde hayra yormasını bilir. "Ben elimden geleni yaptım ama başaramadım¸ inşallah Rabbim âhirette bunun karşılığını bana verir." diye düşünür. Çabasının bir şekilde karşısına çıkacağına inandığından dolayı da yeise düşmez. "Çabaladım¸ çırpındım ama kahretsin olmadı." demek alına gelmez. Allah'a ve onun takdirine olan inancı çok güçlü olduğundan her gelenin yine ondan geldiğini bilir ve isyankâr bir ruh hali sergilemez. Başarılı olsa da başaramasa da mutludur. Yetinmesini bilir. Çünkü onun rabbi "Mü'minler¸ yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir."[3]¸ "Kim Allah'a tevekkül ederse¸ o ona yeter."[4] buyurmaktadır.


İslâm'ın konumuz çerçevesindeki diğer bir güzel yönü de caydırıcılığıdır. İstedikleri gerçekleşmeyen insanı haram sayılan yollara başvurmaktan acıklı azap haberiyle engeller. Başarısız bireyin kendisini dağıtmasının¸ hayata küsmesinin önüne geçer. İnsana olan biteni kabullenmeyi öğretir. Kendisini içkiye ve diğer kötü alışkanlıklara vurmasına mâni olur. Hatta yaşama küsüp hayatını sonlandırmaya kalkanları bile tekrardan hayata bağlar. Çünkü İslâm'a göre kişinin kendi eliyle yaşamını nihayetlendirmesi çok acı bir azabı da peşinden getirecektir. Kişi kendisinin hayatına hangi yolla kıyarsa kıyamette aynı şekilde azaba dûçâr olacaktır.  Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü. BununüzerineCenâb-ı Hak; ‘Kulumcanınıalmaktabanakarşıaceleetti¸ ben de onacenneti haram kıldım'buyurdu.”[5]Kim kendisinibıçakgibikeskinbirşeyleöldürürse¸ cehennemateşindeonunlaazapgörür.”[6]“(Dünyada) kendisiniboğancehennemde de kendisiniboğar¸ dünyadakendisinivurancehennemdekendisinivurur.”[7]


Bu dehşetli azaptan korkan insan kendisine çeki düzen verir ve Allah'ın ihsan ettiği yaşamı vâdesi geldiğinde yine Allah'ın almasını bekler. İslâm böylece kula hayatını ikinci kez bahşeder. Bir müddet sonra da yaşamın kıyısına gelmiş olan bu kişi aptallığına yanar ve ne kadar gereksiz yere hayatına son vermeye çalıştığını düşünür. Ömrünü kötü sonlandırmadığı için de Rabbine şükreder.


Esasında insan "Sonra ne olacak?" sorusunun cevabını verebilse gerçek mutluluğu yakalayabilir. "Zengin olacağım¸ şunu bunu yapacağım¸ çocuklarımı evereceğim¸ seyahat edeceğim." şeklindeki ileriye dönük planların her birinin ardından¸ "Sonra ne olacak?" sorusunu sorduğumuzda karşımızdaki bir yerde tıkanıp kalır. Belki biz¸ "Sonra ne olacak?" diye sordukça ölene kadar yapacağı işleri sıralayarak kendisince planlar söyleyebiliriz. Ancak iş ölüme gelip dayandığında "Sonra ne olacak?" sorusunun cevabı insanı titretir. Çünkü sadece hazlar ve dünyalıklar peşinde geçen bir ömrün sonunda insanı bekleyen ebedî yurttaki yaşamın nasıl olacağı üç aşağı beş yukarı bellidir. Çünkü ebedî hayat dünyadaki mânevî kazanımlara göre şekillenecektir. Bu nedenle¸ makul sınırlar içerisinde düşünen bir insan ardı ardına tekrar eden "Sonra ne olacak?" sorularıyla sarsılır ve ölüm ötesi için kendisini hazır etmeye bakar. Yaşam felsefesini değiştirerek kanâati¸ başkaları için fedâkârlık yapmayı¸ iyi ahlaklı biri olmayı¸ fesat olmamayı¸ haset etmemeyi¸ kin gütmemeyi¸ dedikodu yapmamayı¸ örnek bir kişilik sergilemeyi kendisine düstur edinir. İyi bir Müslüman olur.


Hayatın hem kendimiz hem de yakınımızdaki insanlar için anlamsızlaşmaması için atılacak küçük adımlar bulunmaktadır. Bunları yapabilirsek mutluluk sandığımız şeylerin gerçekte bizi mutlu etmediğini¸ kulluktan alıkoyduğunu¸ bizi oyaladığını anlayacağız. Çünkü İslâm'la bezenmemiş hiç bir şey insana saâdeti getirmeyecektir.


İşin başı insanın yaratılış gayesini unutmamasıdır. Bu akılda kaldıkça problemler bir şekilde çözülecektir.


 






[1]3/Âl-i İmrân¸ 114



[2]4/Nis⸠134



[3]3/Âl-i İmrân¸ 122



[4]65/Talâk¸ 3



[5]Buhârî¸ 3204



[6]Buhârî¸ 1275



[7]Buhârî¸ 1276

Sayfayı Paylaş