HULÛSİ EFENDİ'NİN ‘MEKTÛBÂT'INDA AHLÂKÎ İLKELER

Somuncu Baba

"Hulusî Efendi¸ tasavvuf yolunun deruni anlayışından
süzülen güzel ahlâk ilkelerinin kişisel ve toplumsal
anlamdaki değerini büyük bir nezaketle dile getirmiştir. Bu
ifadeleri¸ onun¸ tasavvufu ‘güzel ahlâk ilkeleri ile donanıma
erme' şeklinde anladığını gösteren işaretlerdir."

Son dönemde ilmî çalışmaları¸ sosyal faaliyetleri ve tasavvufî kişiliği ile dikkat çeken önemli isimlerden birisi de Darendeli Hulûsi Efendi'dir. O¸ toplumun her kesimini kucaklayan¸ vakıf hizmetleri ile ‘Yaratılmışa hizmeti Yaratana hizmet' olarak benimseyen Yunus Emre'nin son yüzyıldaki temsilcilerindendir. Şiirlerindeki güçlü ve samimi dili¸ onu¸ Yunus çizgisine bir adım daha yaklaştırmıştır. Hulûsi Efendi¸ ‘Dîvân'ı¸ ‘Hutbeler'i ve ‘Mektûbât'ı ile günümüzde de insanların hayatlarını anlamlı kılmaları için mesaj vermeye devam etmektedir. Her fırsatta insanları iyiye¸ güzele ve ahlâklı olmaya çağıran Hulûsi Efendi¸ insanlığın dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşabilmesi için nefsin¸ şeytanın ve dünyanın hile ve tuzaklarından kurtulmasının gereğini sıklıkla vurgulamıştır. O¸ bu engelleri aşabilmenin yolunu ise ‘güzel ahlâk sahibi olarak hayata yön verme' şeklinde tanımlamıştır. Bu çalışmamızda Hulûsi Efendi'nin ‘Mektûbât'ında dile getirdiği bazı ahlâkî ilkeler üzerinde durmak istiyoruz. Her şeyden önce şu noktanın altını çizmemiz gerekir ki Hulûsi Efendi¸ döneminin en etkili iletişim aracı olan mektubu kullanarak eş¸ dost ve akrabalarının dertleri ile dertlenmiş¸ onların hal ve hatırlarını sorarak gönüllerini almıştır. Bu tavrı ile yani mektuplaşma yolu ile Hulûsi Efendi¸ insanın yakın çevresi ile nasıl bir iletişim kurması gerektiği noktasında ahlâkî bir ilke ortaya koymuştur. O¸ mektup yazmadaki gayesini: "İşte esasen şart-ı muhabbet mektup yazmak değil¸ belki mahbubunu bir an bile hatırdan feramuş etmemek ve hayalini bir lahza gözden götürmeyip ruh ile beraber bir vahdette; cisim ile hayalen gözde tecessüm etmiş bir halde bulunmaktır."[1] sözleri ile dile getirmiştir. 


Hulûsi Efendi¸ ‘Mektûbât'ında çeşitli vesilelerle birçok ahlâkî ilkeyi dile getirmiştir. Onun dile getirdiği bütün ilkeleri burada sıralamamız ve detaylı bir şekilde üzerinde durma imkânımız bulunmamaktadır. Dolayısıyla ana hatları ile dile getirdiği ahlâk ilkelerini gündeme taşımaya çalışacağız.


Güzellik Şekilde Değil Ahlâktadır


Oğlu Kemal Efendi'ye yazdığı bir mektubunda Hulûsi Efendi¸ güzelliğin surette değil güzel ahlâkla hayata yön vermede olduğu hakikatini izaha çalışmıştır: "Güzellik sûreti aldayan bir kisve ile olmayıp mekârim-i ahlâk ve mehâsin-i ahvâl ile olduğu muhakkaktır. Âlem-i beşeriyyetin senden beklemekte olduğu da güzel huyluluğun ve güzel ef'âlinden ibarettir."[2] Aslolanın şekil güzelliği olmayıp huy ve fiillerdeki güzellik olduğunu dile getiren çok önemli bir tespit. Hulûsi Efendi'nin bu uyarıyı oğluna yapması da güzel ahlâklı olmayı daima başkalarından beklemeyi değil kendinden başlayarak güzel ahlâk ilkelerinin en yakınları ile devam etmesini ve dalga dalga bu güzelliklerin yayılması gerektiğine olan inancını ifade etmiş olması yönüyle uyarısını daha da anlamlı hale getiren bir etmendir.


Yaratılanı Yaratandan Ötürü Sevebilmek: Şefkat


Zamana Yunus gözü ile bakabilen Hulûsi Efendi¸ bütün canlıları sevgiyle kucaklayabilmenin ifadesi olan şefkat konusuna da değinmiştir:


"Allah'ın emirlerine tazim ve nehiylerinden içtinap etmekle beraber bütün mahlûk-ı Hudâ'ya şefkat etmeni tavsiye ederim. Allah'a imandan sonra mahlûk-ı Hudâ'ya şefkat umdesi kadar güzel bir şey yoktur."[3]


 "Şaibe-i riyadan beri olarak a'mâl-i salihaya mübâderet¸ ihlâs ve samimiyetle mahlûk-ı Hudâ'ya şefkat de vâcibe-i zimmettir. Allah'a imandan sonra mahlûk-ı Hudâ'ya şefkat umdesi kadar güzel bir şey yoktur."[4]


Bu iki pasajda da Allah'a (c.c.) kulluktan sonra O'nun (c.c.) yarattıklarına şefkatli davranma konusu üzerinde durulmuş ve şefkatin imandan sonra en güzel şey olduğu dile getirilmiştir. Sûfîlerin yaratılmışlara yaratandan ötürü besledikleri şefkat duygusunun canlılar için ne denli önemli ahlâkî bir ilke olduğunu belirten bu ifadelerden annesini öldürüp cesedini yok etmek için parçalara ayırarak ayakyoluna atan bireylerin çoğaldığı günümüz toplumunun alacağı ne kadar da çok dersler var!


Hayatı Anlamlı Kılan Güzel Ahlâk İlkelerinden Bazıları: Sabır¸ Kanaat ve Cömertlik


Ahlâk¸ hayatın bütün boyutlarını kuşatan bir kavram¸ kişisel ve toplumsal alanların hepsinde güzelliği ile mutluluğa kötülüğü ile mutsuzluğa götüren bir etmendir. Ahlâkın bu önemli konumundan dolayı olsa gerek Hulûsi Efendi¸ ‘Mektûbât'ında birçok ahlâkî konuyu gündeme taşımış ama ağırlıklı olarak sabır¸ kanaat ve cömertlik konuları üzerinde durmuştur. O¸ çeşitli sıkıntılara duçar olan kimselere¸ kulun rıza halini göstermedeki önemine işaret ederek sabrı tavsiye etmiştir:


"Belanın senden hoşnutlukla sâhibu'l-belâya varması için zuhura gelen hoşnut belâdan razı olmaklığın ve elzemdir."[5]


Hulûsi Efendi¸ doyuma ulaşamama hastalığı olarak tanımlamamız mümkün olan kanaatsizlik konusunda da ‘gönlün kanaate sahip olma özelliğinin en büyük zenginliği' olduğunu ifade ederek şu uyarıda bulunmuştur:


"Sözümüzü dinlersen aç dur¸ açık kal¸ devlet-i kanaat-hümâsının sayesinde otur. Bu feragatli kanaat¸ hırs u tama' ile zelilü'n-nefs ve fakîru'l-kalb gani ve padişahtan hayırlıdır. Gönül bir hazinedir ki kanaat servetine mâliktir. Kanaatsiz¸ padişah ise de nefs-i deni ve hâliktir."[6]


Cömertlik konusunda ise Hulûsi Efendi: "Cömert ol! Çünkü cömertlik bir civan-mertlik şiarıdır. Onun vasıtasıyla âlâ-yı illiyyine irtika etmeye yol bulasın."[7] sözleri ile cömertliğin bu dünyanın ötesinde kişiye sağlayacağı faydayı dile getirerek bireyleri cömert olmaya davet etmiştir.


Kişinin Hayatını Karartan Kötü Ahlâk İlkelerinden Bazıları: Haset¸ Dedikodu ve Su-i Zan 


Ahlâk¸ kötü şekillendirildiğinde bireyin hayatının anlamsız bir hale dönüşmesine sebep olabilir. Bu yönüyle kaçınılması gereken birçok kötü davranış söz konusudur. Hulûsi Efendi de çeşitli vesilelerle sakınılması gereken kötü davranışlara değinmiştir. O¸ ‘Mektûbât'ında¸ kişisel ve toplumsal boyutlarının iyi düşünülmesi ve bu yönleri ile hiç vakit kaybedilmeden ıslah edilmesi gereken üç konu üzerinde ısrarla durmuştur: Haset¸ dedikodu ve su-i zan. O¸ bu konulardaki görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir:


"Hasis ola kim¸ hased¸ rûh-ı insaniyyeyi dereke-i esfel-i sâfiline ulaştıran bir vesâittir."[8]


"Nefsin karıncayı deve göstererek çekemediği ehemmiyetsiz dedikodularla hüküm sâbit olmaz."[9]


Hüsn-i zann âşk-ı Yezdan eyler


Ehlini kâmil insan eyler;


 


Hüsn-i zanneyleyen erbâb-ı vefâ


Oldular cümlesi makbûl-i Hüdâ;


 


Sana tavsiyem odur kim dâim


Sû-i zan üstüne olma kâim[10]  


Görüldüğü gibi Hulusî Efendi¸ tasavvuf yolunun deruni anlayışından süzülen güzel ahlâk ilkelerinin kişisel ve toplumsal anlamdaki değerini büyük bir nezaketle dile getirmiştir. Bu ifadeleri¸ onun¸ tasavvufu ‘güzel ahlâk ilkeleri ile donanıma erme' şeklinde anladığını gösteren işaretlerdir. Hulûsi Efendi'nin içerisinde yetiştiği manevî ortamın onun üzerindeki etkisini göstermesi bakımından da ahlâk konusundaki tespitlerinin önemli olduğunu düşünüyoruz.


Şefkat¸ sabır¸ kanaat ve cömertlik gibi gün geçtikçe kaybetmeye başladığımız ahlâkî değerlerimize Hulûsi Efendi'nin penceresinden bakarak tekrar sarılmak; haset¸ dedikodu ve su-i zan gibi ilgi görmeye ve değer verilmeye başlanılan kötü ahlâktan da uzak durmaya çalışmak iç huzurumuz ve mutlu bir hayata ulaşma arzumuz açısından önemli adımlar olacaktır. Hulûsi Efendi'nin ahlâk konusunda çağları aşan şu mesajına da dikkat çekerek sözlerimizi noktalamak istiyoruz:


"Kişinin hüsn-i nesebi¸ hüsn-i edebidir."[11]


 






[1] Osman Hulûsî-i Dârendevî¸ Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul 2006¸ s.205-206.



[2] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.216. (Altmış ikinci Mektup)



[3] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.1. (Birinci Mektup)



[4] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.13. (Yedinci Mektup)



[5] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.170. (Kırk Sekizinci Mektup)



[6] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.202. (Altmış Birinci Mektup)



[7] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.2. (Birinci Mektup)



[8] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.2. (Birinci Mektup)



[9] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.11. (Altıncı Mektup)



[10] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.49. (On Dördüncü Mektup)



[11] Dârendevî¸ Mektubât¸ s.2. (Birinci Mektup)

Sayfayı Paylaş