HULÛSİ EFENDİ (K.S)’NİN HUTBELERİNDEKİ DUA CÜMLELERİ

HULÛSİ EFENDİ (K.S)’NİN HUTBELERİNDEKİ DUA CÜMLELERİ

Cuma, bayram veya önemli bir olay dolayısıyla hutbe okumak Hz. Peygamber (s.a.v.)’den günümüze Müslümanlar için önemli bir eylemdir. Haftalık, yıllık toplantı veya önemli bir gelişme dolayısıyla bir dertleşme, dinin ve insanlığın gerekleri üzerine bir fikir paylaşımı olarak tanımlanabilecek hutbe, Cuma namazı için vazgeçilmez bir öneme sahiptir ki Cuma günü hutbe okunmadan Cuma namazı kılınamaz. Bayram günleri de bütün mü’minlerin Kur’ân ve Sünnet’in insanî, siyasî ve vicdanî hakikatlere gönüllerini açmaları hutbe vesilesiyle olmaktadır.[1]

Yurdumuzda imam-hatiplerimizce her Cuma ve bayram günlerinde irat edilen hutbeler de Hz. Peygamber (s.a.v.)’den günümüze uzanan bu uygulamanın bir eseridir. Hutbe dolayısıyla toplumun farklı kesimlerinde aynı anda ulaşabilme imkânına kavuşan görevlilerimiz, bu fırsatı ellerinden geldiği kadar verimli bir şekilde kullanabilmenin gayreti içerisinde olmuşlardır. Bu önemli fırsatı, muhataplarına, mesajlarını etkili ve edebî bir üslupla sunmak için gayret gösteren isimlerden birisi de son dönemin önde gelen mutasavvıflarından olan Darendeli Osman Hulûsi Efendi’dir. O, her hafta okuduğu Cuma hutbeleri ve yılda iki defa irat ettiği bayram hutbeleriyle hitap ettiği cemaatini eğitme ve onların gönüllerini İslâm’ın mesajlarıyla doldurma gayreti içerisinde olmuştur. Hulûsi Efendi, hutbelerinin sonlarında yer alan dua cümleleriyle bu amacına en etkili ve kısa yoldan ulaşabilmek için çaba göstermiştir. O, güzel ve akıcı Türkçesiyle birçok kelimenin ve cümle kalıplarının zihinlerde yer edinmesine vesile olmuştur. Biz bu çalışmamızda Hulûsi Efendi’nin vefatından sonra kitaplaşan hutbelerinin sonlarında yer alan dua cümleleriyle onun bahsi geçen hedeflerine ulaşabilmek için nasıl bir gayretin içerisinde olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.

Hulûsi Efendi’nin Hutbelerinin Sonunda Yer Verdiği Dua Cümleleri ve Bu Dua Cümlelerine Dair Bazı Tespitler

Her şeyden önce duanın mü’minin hayatında büyük öneme haiz bir ibadet olduğunu hatırlatmak isteriz. Allahu Teâlâ, duanın kul açısından önemine işaretle “Duanız olmasaydı Rabb’iniz size ne kıymet verir?”[2] buyurmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise “Dua ibadetin özü/iliğidir.[3] hadis-i şerifleriyle konuya ışık tutmuştur.[4] Hulûsi Efendi, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin önemini açıkça ortaya koyduğu dua konusunda son derece hassas davranan sayısız gönül erlerinden birisidir. O, uygun olan her zaman ve zeminde dua sırrıyla Yüce Rabbi’ne kulluk şuurunu canlı tutmayı amaçlamıştır. Hulûsi Efendi’nin duaya kapı araladığı önemli yer ve mekânlardan bir tanesi de hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in duanın kabul olacağına dair bilgi verdiği[5] hutbe uygulamalarıdır. O, Cuma veya bayram vesileleriyle irat ettiği hutbelerinde geniş ve derin içerikli, dil açısından sade ama dili ustaca kullandığını gösteren örneklerle çeşitli dua cümlelerine yer vermiştir.

Hulûsi Efendi, genellikle okuduğu hutbenin konusuna uygun dua cümleleriyle hutbelerini sonlandırarak bir yandan konunun özetini sunma fırsatını elde etmiş bir yandan da icabet vakti olduğunu düşündüğü bu kıymetli zamanı dua cümleleriyle değerlendirme gayretinde olmuştur. Örneğin, Haşyetullah/Allah korkusuyla ilgili okuduğu bir hutbesinin sonunda şu dua cümlelerine yer vererek bu gayretlerini gerçekleştirmeyi hedeflemiştir: “Allahu zülcelâl cümlemizi hulûs-i kalb ile kendi kapısına yönelen ve rıza-i İlâhîsini tahsile çalışan zümre-i sâlihîne ilhak buyursun.”[6] Yine Allah sevgisi ve korkusunu birlikte değerlendirdiği bir başka hutbesinin sonunda ise şu dua cümlelerini terennüm etmiştir: “Cenâb-ı Hak cümlemizi daima Allah sevgisi ve Allah korkusuyla yaşayan ve Peygamber’in gösterdiği yoldan ayrılmayan kullarından eyleye. Âmin.”[7]

Denilebilir ki Hulûsi Efendi genel olarak hutbe sonlarındaki dua cümleleriyle hutbede işlediği konuların bir özetini sunmuş ve konuyu çarpıcı bir şekilde muhatabının zihnine yerleştirme hedefi gütmüştür. Onun bu tavrını Ramazan’a dair okuduğu şu hutbenin sonunda dile getirdiği şu dua cümlelerinde gözlemlemek mümkündür: “Heman Cenâb-ı Hak, cümlemizi Ramazan-ı Şerif”i hürmetine cehennemden azad etmiş olduğu kullarından ve gelecek Ramazan’a kadar gönlünde uyandırmış olduğu nuru söndürmesin, bahtiyarlardan eylesin. Âmin.’[8] Hulûsi Efendi’nin bu hutbesinde verdiği dua cümlelerinde Ramazan ayının cehennemden kurtuluş ayı olduğu ve Ramazan’ın ruhunun yılın tamamına taşınması gereken önemli bir adım olduğuna vurgu yaptığını görürüz. Onun bu ifadeleri, Ramazan’a dair hutbesini özetleyen ve Ramazan’ın önemine işaret eden dua cümleleriyle hutbesini sonlandırdığını bizlere gösteren örneklerden bir tanesidir.

Hulûsi Efendi, bazı hutbelerinde işlediği kavramların tariflerini içeren dualara hutbenin sonunda yer vererek hutbe içerisinde izah ettiği konunun zihne iyice yerleşmesi için adım atmıştır. Takva konusunu işlediği hutbesinin sonunda yer verdiği şu dua cümleleri bu amaca yöneliktir: “Cenâb-ı Hak cümlemizi herkes hakkında hayırhah ve Allah’ın emirlerini ta’zim ile ifa ve nehiyden, içtinab eden muttakî kullarından eyleye. Âmin.’[9] Hulûsi Efendi’nin aynı tavrını hikmet konusunda da gözler önüne serdiğini görmekteyiz: “Cenâb-ı Hak kalplerimizi feyz-i iman ve asar-ı hikmet ve ikanla münevver buyurup bütün âzâ-yı bedenimizi hayırlı amellerle meşgul etsin. Âmin.”[10]

Dua cümlelerini zihinlere nakşetme gayretinin farklı bir versiyonu da birçok hutbenin sonunda aynı veya benzer kalıptaki dua cümlelerini tekrarlamasıdır. Hulûsi Efendi, bu konuda da hassasiyet göstermiş, birçok hutbesinin sonunda aynı veya benzer ifadelere yer vererek dua cümlelerinin zihinlerde sağlam bir yer edinebilmesi için gayret göstermiştir. Bu yönüyle Hulûsi Efendi’nin dua etme şeklini de muhataplarına gösterme çabasında olduğunu ifade edebiliriz.[11]

Hutbe sonundaki bazı dua cümleleriyle bahsettiği konunun önemini ve hedef olarak gösterdiği noktaya nasıl varılacağını da ifade etmiştir. Onun bu çabasını namaz, ibadet ve ilim konuları üzerinde durduğu şu hutbelerin sonlarında yer alan şu dua cümlelerinde net bir şekilde görmekteyiz:

“Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri cümlemizi huzur-ı kâlb ile namazı eda eden ve nur u füyuzatıyla aydınlattığı kullarından eylesin. Âmin.’[12] Burada Hulûsi Efendi’nin namazın hedefinden maksadın kalp huzuruyla kılınan bir namaza ulaşmak olduğunun altına çizmeye çalıştığına şahit olmaktayız.

“Cenâb-ı Hak ibâdetlerimizi gafletten, riyadan uzak bulundurmak, huzur ile ifa etmek müyesser kılsın.”[13] Burada ise Hulûsi Efendi’nin ibadetin gaflet ve riyadan uzak huzurlu bir şekilde ifa edilmesi hedefine dikkat çektiğini gözlemlemekteyiz.

“Allah, hepimizi Kur’an-ı Kerim’in nûruyla aydınlanan, aydın kişiler zümresine ilhak buyursun.  Âmin.”[14] Bu dua öbeğini Hulûsi Efendi, ilim konusunu değerlendirdiği hutbesinin sonunda dile getirmiştir. Burada o, ilme nasıl ulaşılacağı ve ilmin aydınlatıcı özelliğinin nereden kaynaklandığı gibi sorulara cevap vererek ilmin yolunu ve İslâm açısından ilmin hedefinin ne olduğunu muhataplarına dua cümlesinin iç manasıyla takdim etmiştir.

Hulûsi Efendi’nin bazı hutbelerinin sonlarında yer alan dua cümleleriyle işlediği konunun muhataba kazanımları veya zararlarına dikkat çekmek için bu dua cümlelerine yer verdiğini söyleyebiliriz. Faiz ve tefecilik, gaflet ve kurban ile ilgili hutbelerinin sonunda yer alan şu dua cümleleri gibi:

“Allah cümlemizi tevfikat-ı sübhaniyesine mazhar buyurup dünyevî ve uhrevî hayırlar ve saâdetler ihsan eyleye.”[15]

“Hak Teâlâ Hazretleri hiç birimizi mazhar olduğumuz nûr-ı imandan bir an mahsun bırakmasın. Âmin.”[16]

“Cenâb-ı Hak keseceğimiz kurbanlarımızı ind-i ilâhîsinde kabul buyurup, dünyevî ve uhrevî hayırlar ve saâdetler ihsan buyursun. Âmin.”[17]

Dikkat edilecek olursa Hulûsi Efendi ilk dua cümlesinde faiz ve tefeciliğin dünya ve ahirette mutluluğu yıkacak büyük bir felaket olduğuna ve eğer faiz ve tefecilik gibi yanlış adımlar atılırsa o işlerde kişinin başarı elde edemeyeceğine göndermede bulunduğu görülecektir. İkinci dua cümlesindeyse iman nurunun en büyük düşmanlarından birisi olan gafletin kişide iman nurunu kaybetme gibi meydana getireceği menfi duruma işaret etmiştir. Üçüncü dua cümlesinde de Hulûsi Efendi, kabul edilen kurban ibadetinin dünya ve ahirette mü’mine sağlayacağı kazanıma vurgu yapmıştır.

Hulûsi Efendi, birçok dua cümlesinde Allahu Teâlâ’nın güzel isimlerine ve üstün sıfatlarına yer vererek “O’na güzel isimleriyle dua edin.”[18] ayet-i kerimesinde emredilen hususa muhataplarının dikkatini çekmeyi amaçlamıştır. Şu örneklerde olduğu gibi:

“Mevlâ-yı müteâl Hazretleri, cümlemizi böyle mübarek geceleri kendi rızasına muvafık amellerle ihya etmeyi müyesser buyura.  Âmin.”[19]

“Allahu Teâlâ Hazretleri cümlemizi bu şeref-i itaate muzahhar buyursun.”[20]

“Cenâb-ı Vâcibü’l-vücut Hazretleri yessir/kolay buyursun. Âmin.”[21]

“Cenâb-ı Hak cümlemizi maddî ve manevî kemâlâta mazhar buyursun. Âmin.”[22]

Netice olarak ifade etmemiz gerekirse Hulûsi Efendi, Cuma saatinde duaların kabul olduğu icabet anını yakalayabilmek için mümkün olduğu kadar hutbede duaya yer vermeye çalışmıştır. Birçok âlimin bu icabet saatinin hutbe esnasında söz konusu olduğu görüşünü serdettiği hatırdan çıkarılmamalıdır.

Hulûsi Efendi, hutbe sonlarında cemaatin bütünüyle dikkatini topladığı ve cemaatin yoğun bir şekilde namaz için hazır bulunduğu bir ortamda naklettiği bu dua cümleleriyle hutbenin mesajını herkese ulaştırma gayretinde olmuştur. Bu yönüyle düşünüldüğünde şu çarpıcı sonuç ortaya çıkmaktadır: “Kişi hutbenin baş kısmını ve içeriğini büyük ölçüde kaçırsa da sonundaki dua cümlesiyle hangi konunun işlenip konunu önemini bu dua cümleleri vesilesiyle anlayabilmektedir.”

Hulûsi Efendi’nin hutbe sonlarındaki dua cümlelerini rastgele değil her konuya uygun ve eğitim-öğretim metotlarını ustaca kullanarak kullandığını ifade edebiliriz. Bu yönüyle Hulûsi Efendi’nin hutbe sonlarındaki dua cümlelerini son derece profesyonel, bilinçli ve konuların birçok yönünü hesaplayarak muhataplarına takdim ettiğini söyleyebiliriz.

Hulûsi Efendi’nin hutbe sonlarındaki dua cümlelerinin birçoğunu Kur’ân ve Sünnet’te tavsiye edilen dua örneklerinden seçmesinin onun hutbeler dolayısıyla muhataplarını Kur’ân ve Sünnet kültürüyle yoğurma amacından kaynaklandığını ifade edebiliriz.

 

Dipnot

[1] Cahit Külekçi, ‘İlk Dönem İslam Siyasi Tarihinde Hutbe Uygulaması’, TurkishStudies Sayı: 8/7, s.317.

[2] Furkan 25/77.

[3]Tirmizi, Daavat 1.

[4] Dua konusunda detaylı bir araştırma için bkz., H. Mehmet Soysaldı, Kur’ân’da Dua, Şule Yay., İst. 2005.

[5] Hâkim, Müstedrek, c.I, s.279.

[6] Osman Hulûsî-i Darendevî, Hutbeler, Hazırlayanlar: Ali Yılmaz-Mehmet Akkuş, Nasihat Yay., İstanbul 2006, s.4, Hutbe 1.

[7]Darendevî, Hutbeler, s.20, Hutbe 6.

[8]Darendevî, Hutbeler, s.118, Hutbe 38.

[9]Darendevî, Hutbeler, s.235, Hutbe 76.

[10]Darendevî, Hutbeler, s.7, Hutbe 2.

[11] Bu konuda Hulûsî Efendi’nin özellikle Ramazan ve Kurban ile ilgili okuduğu hutbelerin sonlarında yer alan dua cümlelerine bakılabilir.

[12]Darendevî, Hutbeler, s.126, Hutbe 41.

[13]Darendevî, Hutbeler, s. 121, Hutbe 39.

[14]Darendevî, Hutbeler, s.135, Hutbe 44.

[15]Darendevî, Hutbeler, s.36, Hutbe 11.

[16]Darendevî, Hutbeler, s.27, Hutbe 8.

[17]Darendevî, Hutbeler, s.64, Hutbe 20.

[18] Araf 7/180.

[19]Darendevî, Hutbeler, s.266, Hutbe 85.

[20]Darendevî, Hutbeler, s.12, Hutbe 4.

[21]Darendevî, Hutbeler, s.17, Hutbe 5.

[22]Darendevî, Hutbeler, s.252, Hutbe 81.

Sayfayı Paylaş