HER DURUMDA ALLAH RIZÂSINI TALEP ETMEK

Somuncu Baba

“Esasında dilinde sürekli Allah olan insanın hayatına da Allah'ın buyrukları hâkim olur. Dilinde Allah olmayanın yaşantısında da Allah fazla yer tutmaz. Bu yüzden söz ile amel birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. İkisi de birbirini besler.”


İnsanın imanını iki şey güçlendirir. Birincisi¸ dünyaya niçin geldiğini unutmayarak Rabb'ini sıklıkla anmak¸ onunla her daim irtibatta olmaya çalışmaktır. Nitekim sevdiğimiz biri varsa ondan bir şekilde bahsetmekten mutlu oluruz. İnsanın aynı şeyi Rabb'ine karşı da göstermesi beklenir. Olabildiğince Yaratan'ı anmaya gayret etmesi ve O'nu anmayı bir alışkanlık hâline getirmesi gerekir. Yüce Allah pek çok ayette bu hususa dikkat çekmektedir: “Ey iman edenler! Allah'ı çok zikredin.”1¸ “Allah'ı çok zikredin ki kurtulasınız.”2¸ “Sabah akşam beni tesbîh et!3


İnsanın ikinci görevi¸ Rabb'inin buyruklarını hayatına hâkim kılmaya gayret etmesidir. Elinden geldiğince ibadetleri yapmaya çabalamasıdır. Çünkü iman etmenin zorunlu sonucu sorumlulukları yerine getirmektir. İmanın sözde kalmaması icap eder. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et.”4¸ “Ey mü'minler! Rükû edin¸ secde edin¸ Rabb'inize ibadet edin¸ hayır işleyin ki kurtuluşa erişesiniz.”5


Bu sebeple Allah'ı sevdiğini söylemesine rağmen onun emir ve yasaklarına dikkat etmeden bir hayat sürmeye çalışmanın bir kıymeti yoktur. Çünkü insanın ne kadar dindar olmaya gayret ettiğinin ölçüsü yaşadığı hayattır. Hayatı Kur'an ve sünnetten uzak ise iyi bir Müslüman olduğundan söz edilemez.


Mâneviyat ile Beslenen Kalp


Esasında dilinde sürekli Allah olan insanın hayatına da Allah'ın buyrukları hâkim olur. Dilinde Allah olmayanın yaşantısında da Allah fazla yer tutmaz. Bu yüzden söz ile amel birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. İkisi de birbirini besler. Kalbe dolan Allah sevgisi dilde zikir ile dışa vurunca¸ bu durum insanın ameline de yansır. Amele yansıyan güzellikler bu sefer kalbi besler. Mâneviyat ile beslenen kalp tekrardan dil ile içindekileri dışarı vurur. Dolayısıyla amel ve dil birbirlerini desteklerler. Biri varsa diğeri de vardır. Biri yoksa diğeri de yoktur. Bu sebeple hayatını yaşarken ameline dikkat etmeyen insanın dilinden zikrullahın dökülmesini beklemek beyhûde olur; tıpkı fabrikaların çarkları gibi. Her bir çark diğer çarkların dönmesine katkı sağlar; biri durursa diğerleri de doğru çalışmaz.


Bu yüzden bir Müslümanın iyi bir kul olabilmesi için her iki yönde de çabalaması gerekir. İkisinden biri eksik kalırsa diğeri de eksilmeye başlar. Birinde gevşeklikler baş gösterirse diğerinde de aynı durum söz konusu olur. Bundan dolayı hiçbir tesbîhâtı¸ hiçbir ameli küçük ve basit görmemek gerekir. Her bir iyilik insanın sevap testisini doldurur ve onun iyi bir mü'min olmasını pekiştirir. Evden işyerine veya okula giderken veyahut eve dönerken insanın bildiği duâları okuması¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tavsiye ettiği günlük tesbîhâtı yapması¸ ezberindeki sârelerden okuması onun Rabb'iyle bağını güçlendirmesine katkı sağlar. Bunun yanında mânevî olarak gönlünün iç huzûrunu ve mutluluğunu temin eder. En önemlisi de gözünün haramlardan sakınmasına yardımcı olur. Çünkü bir taraftan Allah'ı zikrederken diğer yandan haramlara göz atmak söz konusu olamaz.


Amellere gelince¸ bunların insanın kalbiyle doğrudan bağlantısı olması gerekir. Sadece şekilde kalan ameller kalp ile irtibatlı olmadığı zaman üzerindeki bir borcun bir an önce ödenmesine dönüşür. Bu sebeple kıldığı namazdan lezzet alamaz. Hatta öyle olur ki¸ bütün bir namaz boyunca bir kez Allah aklına gelmez. ‘Borcumu bir an önce ödeyeyim de işime bakayım.' anlayışına kapılarak çok kısa bir sürede namazını tamamlar. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in beyan ettiği üzere¸ tavuğun yem yemesi gibi secdelerini hızlıca yapar¸ diğer erkânın da hakkını vermez. Rükûa gitmesiyle kalkması bir olur. İhlâstan yoksun olduğu için de ibadetinden gerçek anlamda bir haz alamaz.


İşin kötü tarafı¸ ibadetlerini sadece şekilde yerine getirmeye gayret edenlerin yaşantılarının daha iyiye gittiği pek görülmez. Âdet haline getirilen ibadetler yerine getirilirken borçtan kurtulma düşüncesi ağır bastığından dolayı bu insanlar hayatlarının geri kalan kısımlarında şeytanın ve nefislerinin isteklerinin peşine kapılıp giderler. Nitekim ibadetlerini yaptığını düşündüğümüz nice tanıdığımızın aynı zamanda haramların peşine takılıp gitmeleri bizleri hayrete düşürür. Oysa bunda şaşılacak bir durum yoktur. Zira ibadet ihlâstan yoksun¸ ağız da Allah'tan uzak olduğu zaman ortaya çıkan sonuç böyle olur.


Allah'ı ve Dini Hatırlatacak Unsurlar Azalmıştır


Bütün bunları söylerken¸ günümüz Müslümanlarının her zamankinden daha ağır bir sınavdan geçtikleri hakikattir. Çünkü etraflarında onlara Allah'ı ve dini hatırlatacak unsurlar azalmıştır. Televizyon ekranlarına¸ gazetelere¸ internete¸ sokakta yürürken etraflarına baktıklarında onları Rablerinden koparacak çok şeyle karşılaşmaktadırlar. Önceleri haramlar sınırlı iken şimdilerde hayatın her alanını kuşatmıştır. Bu da dindarlığı zorlaştırmaktadır. Lâkin bu durum sınavda olduğumuz gerçeğini değiştirmemektedir. Zorlukla beraber Rabb'imizin ecrimizi kat kat vereceği de ayrı bir gerçektir.


Karşılaştığımız bütün sıkıntılar karşısında önce kendimize şu basit soruları sormak durumundayız: Ağzımızdan çıkan sözlerin İslâm ahlakına ne kadar uyup uymadığına dikkat ediyor muyuz? Kötü ifadelerle¸ çirkin sözlerle¸ müstehcen fıkralarla etrafımızdakileri güldürüyor muyuz? Başkalarına hakaretler ederek nefsimizi tatmin ediyor muyuz? “Subhânellah”¸ “elhamdülillah” ve benzeri tesbihler gün ortasında ağzımızdan hiç çıkıyor mu? Elimize Allah'ın kelâmını alarak okuyor muyuz? Televizyona ayırdığımız vaktin yüzde birini dinî bir kitabı okumaya ayırabiliyor muyuz?


Bunların yanında ibadetlerimizde ne kadar samîmî ve gayretli olduğumuza da bakmak zorundayız. Cuma dışında ayağımız kaç kez camiden içeri giriyor? En son teheccüd namazını ne zaman kıldık? Hz. Peygamber (s.a.v.) pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı¸ bizim programımızda böyle bir şey var mı? Kabristan ziyâretinde bulunup da âhiret bilincimizi güçlendirmek ve bu vesîleyle kendimize çeki düzen vermek hiç aklımıza geldi mi? Rabb'imizin bize ihsan ettiği maddî imkanlarımızdan muhtaç mü'minleri zekâtımızla yararlandırdık mı? Etrafımızdaki Müslümanları düşünmeden dünyayı yutarcasına hep kendimize mi çalışıyoruz?


Soruları çoğaltmak elbette mümkün. Ancak bu soruların cevabı zor değildir. Zira Rabb'imiz bizlere tâkatimiz üzerinde bir yük yüklemiş değil. Ancak sürekli şikâyet eden insanlar olmaktansa bu soruları kendimize yönelterek güzel bir mü'min olmak için ne kadar çabaladığımıza bakmak zorundayız.


Akşam Evimize Vardığımızda


Velhasıl ölüm meleği bize varmadan yaşadığımız hayatın muhâsebesini yapmak durumundayız. Akşam evimize vardığımızda sadece on dakikamızı¸ “Bugün Allah için ne yaptım? sorusuna cevap aramaya ayıralım. Sabah namazından¸ yaptığımız kahvaltıdan¸ evden işyerimize gidişimizden¸ işyerinde olan bitenlerden ve geri dönüşümüzden kendimizi bir hesâba çekelim. “Rabb'imizi memnun etmek için neler yaptım?” diye düşünelim. İbadetlerimizi yerine getirdik mi¸ getirdiysek ne kadar ihlâslı idik? Etrafımızdakilerin kalplerini kırdık mı¸ nefsimize uyarak başka yanlışların içine düştük mü? En nihâyet¸ ailemize güler yüz göstermek ve onlarla ilgilenmek başta olmak üzere sorumluluklarımıza dikkat ettik mi?


Bu soruları kendimize sormaya başladığımızda¸ ardından da gereğini yaptığımızda¸ hayatımızın da güzelleşmeye başlayacağını göreceğiz. Çünkü sorgulama¸ yaşadığımız hayatı monotonluktan çıkaracak ve işin içine samimiyet ve ihlâs katacaktır. Allah rızâsı gözetilmeye başlandıktan sonra ise yaşanan her bir şeyden mânevî bir lezzet alınmaya başlanacaktır.


Bu bir anlamda geçmiş hayatımıza sünger çekerek¸ içten gelen bir tevbeyle hayata yeniden başlamak demektir. Tevvâb olan Rabb'imiz¸ kendisine samimiyetle yönelen kullarına rahmetini hissettirecektir. Âyette bu husus beyan edilmektedir: Bundan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler müstesnâdır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır¸ çok merhamet edendir.”6 Böylece ibadetlerine karşı hassaslaşan mü'min yaptığı her ibadetten bir başka lezzet almaya başlayacaktır. Secdeye vardığında başını kaldırmak istemeyecektir. Yaradan'ın rahmet esintisini üzerinde hissedecektir. Aynı şekilde hayatının diğer alanlarını da güzelleştirmeye gayret edecek ve bu durumu etrafındaki insanları da etkileyecektir. O güzel kelâm ile konuştuğundan etrafındakiler küfürlü sözler kullanmaktan kaçınacaklardır. Ahlâkından etkilenerek onu örnek alacaklardır.


Hayatını dönüştürmeye başlayan insan kendisini güzelleştirme yoluna girdiği gibi etrafındakilerin de güzelleşmesine yardımcı olacaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in beyan ettiği üzere¸ başkalarının hayırlar işlemelerine vesîle olacak ve onların kazandıkları sevapların bir misli de kendisinin sevap hânesine yazılacaktır.


 


Dipnot


 


1. 33/Ahzâb¸ 41.


2. 62/Cuma¸ 10.


3. 20/Tâh⸠130.


4. 15/Hicr¸ 99.


5. 22/Hacc¸ 77.


6. 3/Âl-i İmrân¸ 89.

Sayfayı Paylaş